Güncel

Ah Çocuk Olsam ya da Çocuk Kalsam...

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Ah Çocuk Olsam ya da Çocuk Kalsam...

Bir “Aaaah!” çeksem karşıki dağlar yıkılır mı bilmem ama benim içimdeki yıkıntıların arasından görmem de mümkün olmazdı zaten. Zaman veya değişen insanoğlu, bu değişimlere bedel olarak nelerimizi aldı bizden diye düşünürken; yeni yeni masraflar, icatlar, hastalıklar, savaşlar geldi benim de aklıma doğal olarak. Sonra yavaş yavaş küçük şeyleri de andım. Andım da anladım ki, meğer o küçük şeyler ne de büyükmüş...

Geçen gün evimin bulunduğu sokağa girdim ve eve doğru yürüyorum. 5-6 yaşlarında tatlı, şirin bir kız çocuğu tek başına oyun oynuyor. Beni görünce güldü ben de gülümsedim. Elini kaldırıp havada tutarak yanıma koştu ve “Çaak” dedi. Ben de çak yaptım gülerek. Hayatındaki en mutlu anmış gibi masumca hakkahalarla, gülücüklerle hoplaya zıplaya mutluluğunu belirtti. Ben de en az onun kadar sevinip mutlu oldum lakin ben büyüktüm ve onun gibi saf ve masumane belirtemezdim duygularımı. Birisi bir şey der mi, kınar mı ya da suistimal eder mi saflığımı diye endişe etmek hatta adeta bir şizorfen gibi paranoyalar üretip evhamlara gark olmak zorundaydım. Bazen düşünmüyor da değilim; ya biz çocuklar kadar masumiyetimizi korusaydık ya da çocuklar da büyükler gibi uyanık, kurnaz, kendilerini koruyabilecek donanımda olsalardı... İşte, bizim adaletsizlik dediğimiz, anlayamadığımız, isyan ettiğimiz bir çok şey bizim imtihanımız... Az ilerideki kapı boşluğunda kızın sanırım ninesi olacak yaşlı bir kadın oturuyor. Ben giderken çocuk bana el salladı. Arkamı dönüp gülerek ona el sallarken bana düşmana bakar gibi bakan nine ile göz göze geldim. O an tabi takdir edersiniz ki neye uğradığımı şaşırdım. Kendimi bahçeden erik çırparken yakalanmış gibi hissettiren bu bakışlarda aslında çok ama çok şey vardı. İşin kötü tarafı da bu yaşlı kadın da dahil o sokaktaki herkesin beni ve ailemi tanıyor olmalarıydı.

Belki daha önceki yazılarımda, hatta “Gelincikler” başlıklı hikayemde de belirtmiştim çocukları çok sevdiğimi, dayanamadığımı; onlarla sohbet etmek, saçlarını okşamak, yanaklarını mıncırmak, yanımda genellikle onların nasibi olarak taşıdığım şeker ve çikolata ikram etmek istediğimi... Artık bir parkta, sokakta, otobüste veya herhangi bir yerde bir çocuğa yaklaşamıyoruz. Anne ve babaları yadırgamıyorum asla ve bu korumacı davranışlarını da tenkid etmiyorum. Zira şu zamanda öyle bir hal aldı ki vaka, cidden insan kimin hakkında ne düşüneceğini bilemiyor.

Fakat neden bizi çocuk sevgisi, çocuklarla ilgilenmek gibi büyük ve güzel şeylerden mahrum bıraktılar?... Her gün tv veya gazetelerde bu tip can yakıcı, iğrenç haberleri duymak zorunda kalıyoruz?... Minicik bedenlerden neyi, nasıl isteyebiliyor bu canavarlar anlamak mümkün değil. Bizi böyle değerlerden mahrum bırakan canavarların ıslahı, imhasıdır bizce... Fakat kaynak nedir, onu hiç bilemiyoruz. Her şeyin başı “tezkiye-i nefs” idi aslında. Nefsine hakim olamayan erik de çalar, cana da kıyar, namusa da kasteder... İnsanlara bunu küçüklükten öğretmek lazım. Bununla birlikte yine defaatle denk geldiğim bir husus var. Bir sünnet töreninden kesitler. Sünnet olacak sabinin bineceği arabanın arkasına yazılan müstehcen, kinayeli cümleler. Yahu nedir bu “erkektir yapar” delaleti?...

Taviz tavizi doğurur demişler ki bir şeyi bilmiş de demişler. Şimdi ne erkeğe ne kıza bir ikazda bulunmaya gelmiyor efendim. Hangi birine bir şey desek, “sanane” duvarını örüveriyorlar. Gençtir karışmayın da deniyor, tecrübelerine hayran olduğumuz büyüklerimiz tarafından... Kızlar şöyle giyinsin, erkekler bakmasın muhabbetine de girmiycem.

Siz açın, erkekler baksın. Yiyin birbirinizi. Salıverilmiş nefislerin fırtınasında canınız yandığında "idam isterük" feryatlarıyla savrulmak mı istediğimiz, istediğiniz?

İnsanın imha etmediğini idam ihya eder mi?

Etiketler
çocuk Suistimal Eğitim Edep yazı efendidergi çocuksevgisi istismar kızçocuğu

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap