Ayak İzini Denize Bırakan Lider: Hayreddin Hızır Reis (Barbaros Hayrettin Paşa)
- Mehmet Akbulut
- 27 Kasım 2016 - 07:28
- 5 dk okuma süresi
- -
- 0
Malum başlığımızın adı ‘Ayak izleri’ ama bu ay ki yazımızda biraz farklı bir konuyu işleyeceğiz. Bu ay işleyeceğimiz şahsiyet, ayağının izini karaya değil suya bırakıp da göçmüş bu diyardan. Hayatı deniz kenarında bir kasabada başladı ama, neredeyse o zaman için bilinen her denize hatta okyanusa yelken açtı. Allah deyip kılıcını kınından çıkardı ve onun namına savurdu küffara. Karalar Allah’ın da denizler değil mi diyerek ömrünün sonuna kadar cihat üzere oldu. Allah ona rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun: Hayreddin Hızır Paşa.
Hayat serüveninin, miladi 1478 yılı civarlarında başladığı tahmin edilmektedir. Vardar yenicesinden gelip Midilli’nin fethinden sonra buraya yerleşen Yakup adlı bir sipahinin oğludur. Abisi Oruç reis şehit olana kadar hayatı onunla geçmiştir. Denizcilik maceraları kendi yaptırdıkları küçük bir ticaret gemisiyle başlar. Abisi Rodos Şövalyeleri’ne esir düşüp kurtulduktan sonra da Korkut Bey’in himayesine girmişlerdir. O sıralarda İspanyolların Akdeniz’de çok etkin olmalarından dolayı kardeşler Kuzey Afrika kıyılarında bulunan Halkulvadi denen yere yerleştiler. Bu sırada iki gemilik bir filoları vardı. Gemi sayısı gittikçe arttı ve Cerbe adasına geçtiler. 1513’te Cicelli isimli yeri ele geçirip başına geçtiler. Böylece devletin temelleri atılmış oldu. Bu sırada kendi adamlarından birini önemli hediyelerle Yavuz sultan Selim’e yolladılar. Yavuz’un da desteğini aldıktan sonra, önce Şersel’i ardından Cezayir’i İspanyol işgalinden kurtardılar, devletin başına Oruç Reis geçti. Ancak 1518’de İspanyollarla yapılan bir savaşta Oruç Reis şehit oldu.
Abisinin şehadetinden sonra Osmanlı desteğini artırmak isteyen Hızır Reis yine bir adamını hediyeler ile yolladı.Yavuz’da ona ithafen ‘Hızır reis Nasrüddindir, Hayrüddindir.’ diyerek onu ve Cezayir’i tanımış oldu. Ayrıca Anadolu’dan gönüllü asker toplayabilme izni ve 2000 yeniçeri asker gönderilmesi kararı verilmişti. Hayrettin Hızır Reis de hutbeyi Yavuz adına okutmuştu.Yani bu gelişmeler ile Cezayir Osmanlı toprağına bağlanmış oluyordu.
Cezayir’e hakim olduktan sonra bazı idari düzenlemeler yapıp şehri ikiye bölüp başlarına yerli emirleri getirdi.Bu sırada İspanyollar 80 gemi ile Harras bölgesine çıkarma yaptılar ancak Hayreddin Reis tarafından püskürtüldüler. Ardından emirlerinden birinin isyanı üzerine Cezayir’den çekildi, ancak üç yıl sonra burayı tekrar fethedebildi. Tekrar Cezayir’e gelince bir silah fabrikası kurdu ve mevcudu otuz beşe ulaşmış olan filosu ile İtalya ve İspanya sahillerini tehdide başladı ve oralarda zulüm gören müslüman halkı Kuzey Afrika’ya taşıdı.Öyle ki kaynaklarda sayılarının yetmiş bini bulduğu geçmektedir.
Akdeniz’deki başarılı faaliyetleri düşman donanmalarına göz açtırmıyordu. En güçlü donanmalar, en yetenekli amiraller de gelse, Hayreddin Reis’in savaş zekası ve sayısı az da olsa donanmasını sanki bir bedenin ellerini, kollarını ve ayaklarını idare etmesi gibi seri bir şekilde idare etmesinden dolayı müslüman donanmasının karşısında kısa sürede helak olup gidiyordu.
Yıl 1533’ü gösterdiğinde Kanuni tarafından İstanbul’a çağrıldı.Yerine oğlunu bırakarak İstanbul’a doğru yola çıktı. 28 Aralık 1533’de Kanuni ile görüştü ve kendisine Osmanlı Kaptan-ı Derya’lığı verildi (6 Nisan 1534). Hayreddin Reis öncesinde olduğu gibi gaza hareketlerine ara vermeden devam ediyordu.Her savaş mevsimi Haliç’ten donanmasıyla çıkıp küçük büyük demeden adaları, şehirleri ve kaleleri fethedip onların islamla tanışmasına vesile oluyordu. Ama şüphesiz bu günden baktığımızda onun hayatında ki en büyük olay Preveze galibiyetidir. Bu savaş aynı zamanda cihat yolunda azlığın çokluğun bir şey ifade etmediğini gösteriyor bizlere.
Hayrettin Paşa, Preveze galibiyetinden sonra Akdeniz cephesini taşınabilecek en ileri noktalara taşımıştır. Öyle ki artık yapılan ufak tefek savaşlar İspanya açıklarında olmaya başlamıştır.Yani kafir donanması kendi vatanlarından dışarı burunlarını bile çıkaramayacak hale gelmiştir. Son seferi olan Nice seferinden döndükten sonra İstanbul’da donanma işleri ile ilgilendi. 5 Temmuz 1546’da kısa bir hastalık sürecinden sonra hakkın rahmetine kavuştu.
Devrinde sadece Osmanlı denizciliği değil tüm deniz bilimi en üst raddeye ulaşmıştır. Denizcilik savaş tekniklerinde kendi yöntemleriyle çığır açmıştır. Belki de tarihte daha önce hiç olmamış ve olamayacak olan; Akdeniz’in bir devlet yönetimine girip, bir göl olması da yine onun devrinde, bu büyük amiral ve askerlerinin üstün çabası sayesinde gerçekleşmiştir.
PREVEZE GALİBİYETİ
Hayreddin Hızır Reis’den bahsedip de Preveze deniz savaşına değinmemek olmazdı. Gerek karadan Kanuni’nin her sene aralıksız seferleri, gerekse Hayreddin Paşa’nın Akdeniz’de bileğinin bükülememesi Avrupa toplumunu köşeye sıkışıp her bunalımı yaşamasına sebep olmuştu. Bir de bütün bu olumsuzlukların üzerine ütopyasını kurdukları Hindistan’da da Hadim Süleyman Paşa elinden kurtulamamaları eklenince köşeye sıkışan farenin kediye saldırması gibi son bir güç bütün varlıklarıyla Akdeniz’e çıkmak zorunda kaldılar. Ancak yaklaşık 300 kadar savaş gemileri, bu gemilerin içinde savaş sanatını bilen 60.000 asker ve belki de hepsinden önemlisi yaşı kemale ermiş ve ömrü deniz üzerinde savaşarak geçmiş tecrübeli komutanları Andrea Doria onların mağlub olarak Preveze’den kaçmalarını engelleyemeyecekti. Onların bu üstün gücüne karşılık Osmanlı donanmasında 122 savaş gemisi, içinde 20.000 asker, yenilgi yüzü görmemiş bir amiral ve bütün dengeleri alt üst eden iman gücü var idi. Asıl büyük farklılık gemilerde bulunan top sayılarında ortaya çıkıyordu. Düşman gemilerinde 1600, Osmanlı donanmasında ise takriben 160 top var idi. Ancak düşman topları taş ve demir fırlatırken, müslüman topları iman cevheri fırlatıyordu.
Savaşın başındaki küçük oyunlara gelmeyip gemilerini bir hilal şeklinde dizerek, sağ, sol ve geri olarak ayırıp başlarına komutanları yerleştirdi. Merkeze de kendisi geçerek düşmanı karşıladı. Doria sayıca azlıklarından dolayı karşı donanmanın savunmada kalacağını düşünüyordu ama karşısında şehadete aç bir ordu vardı. Hayreddin Reis, Doria komutasındaki birliklerin önce sol kanadına saldırdı, sol kanat geri çekilip, sağ kanat arka tarafa geçmeye çalıştı. Ardından Reis sağ kanada yürüdü ancak bu sefer de sol kanat arkaya geçmeye çalıştı. Bu böyle üç dört kez daha devam etti. Hayreddin Reis duasını edip, şehadete koşmaktan başka yol bulamadı ve düşman saflarını yarma hareketine girişti. Önüne çıkan gemiyi top darbeleriyle indirip, düşman savaş düzenini yararak ilerliyordu. Bu hareketlilikten sonra düşman donanmayı bir telaş havası sarmıştı. Hiç kimse böyle bir gözü karalığı beklemiyordu. Her gemi kendi derdine düşmüştü ve kaçmaya başlamıştı.Bu sırada artcı gemiler de savaşa girince düşman gemileri daha yönlerini bile çeviremeden bir top mermisiyle batışa geçiyorlardı.Savaştan önce askerlerine ganimetle kesinlikle oyalanmamalarını sıkı sıkıya tembihleyen Hayreddin Reis savaşı bu dünya malına karşı ilgisizlik sayesinde kolay kılmıştı. Askerler ganimete bakmayıp düşman kovalama derdindeydi. Doria savaş yerinden kaçarak zor kurtulmuştu.
Düşman gemilerinin yarısından çoğu denizin dibini boylamış, bir kısmı ele geçirilmiş idi. Ama kalan gemilerde de ağır top yaraları vardı. Askerlerinin çoğu ölmüş, bir kısmı esir düşmüştü. Buna karşılık Osmanlı’nın zayiatı yok denecek kadar azdı, bir kaç küçük gemi ve biraz yaralı asker.
Bu kadar üstün bir donanmaya karşılık bu kadar ağır bir mağlubiyet. Allah’ın bizi yeryüzüne başı boş bırakmadığının kanıtı. Metafiziğin fiziğe galib gelebileceğinin kanıtı.
Batılılara göre Barbaros Hayrettin’ in, bize göre Hayreddin Hızır Reis’in hayatı Allah için çalışmakla geçti, Allah da onun yüzünü yere baktırmadı.
Allah rahmet etsin.
Yorumlar