Ayak İzini Yüreklere Bırakan Lider: Erbakan
- Mehmet Akbulut
- 27 Şubat 2017 - 12:22
- 7 dk okuma süresi
- -
- 0
‘Biz bin yıllık sultan Fatih’in torunlarıyız. Siz kimsiniz? Topunuz geldi bin yıl karşımıza. Öylesine bir kükreyeceğiz Allah bizi bu kürsüden kükretecek, bugün provasını yapıyoruz yarın aslını yapacağız. Allah Allah deyip yola çıkacağız. Ne zannediyorsunuz? Hadi oradan. Hadi oradan.’
Belki de sonbaharın serin rüzgarlarının ağaçlardan düşen sararmış yaprakları hareketlendirip uçurduğu bir ekim sabahında gözlerini açtı bu, kelime kökünde alçaklık kelimesi olan ve bu sıfatla bire bir uyum sağlayıp bütünleşmiş olan dünyaya. Öyle ya dünya onun için alçakların mekanıydı. Ama o bu kurak topraktan çiçek bitirmeye çalıştı. 29 Ekim 1926 tarihini gösteriyordu takvimler nüfus kütüğüne Necmettin Erbakan adında yeni bir bebek kaydettirildiğinde. Hayatı Sinop’ta başladı. Babasının mesleği sebebiyle şehir şehir dolaştı diyebiliriz. Bir insan gözüyle baktığımızda zorluğunu görürüz ama rahmani göz onun demlenmesini ve Anadolu’yla dertlenmesini istiyordu belki. Kayseri ardından Trabzon. Anadolu onun dert edinmesinde hocası arkadaşlarıyla kurdukları şehirde liderlik stajı olmuştu şüphesiz. Trabzon’da yaşarken evlerinin bahçesinde küçük bir şehir kurup içinde dükkanları ve arkadaşlarının esnaf kimliğini üstlendiği bir şehir. Kurallarını geleceğin liderinin koyduğu ve yöneticiliğini de yine kendisinin üstlendiği bir polis şehir. Yaşamın başlama ve bitiş saatinin belli olduğu bir şehir. On yaşlarında ki bir çocuk için iyi bir staj yeri. Ve peşinden hayatının ve dolaylı yoldan hayatımızın değişmesinde önemli rol oynayan şehir: İstanbul.
1937-1943 arasında İstanbul Erkek Lisesi’nde okudu. Okulu birinci bitirdi bundan dolayı üniversiteye sınavsız giriş hakkı kazandı ancak o sınava girmeyi tercih etti. Sınav sonucu da pek bir şey değiştirmedi aslında. Sınav sonucuyla İstanbul Teknik Üniversite’sine doğrudan ikinci sınıftan başladı. 5 yıllık okulu 4 yılda bitirip çok iyi bir ortalama yaparak İtü’ye iz bıraktı. 1948’de mezun olduktan bir kaç ay sonra o yaz Makine Fakültesi Motorlar kürsüsünde asistan olarak göreve başladı. 3 yıl asistan olarak çalıştıktan sonra, 1951 yılında Almanya’da ki Aachen Teknik Üniversitesine araştırmalar yapmak üzere gönderildi. Alman ordusu için çalışan DVL araştırma merkezinde Profesör Schmidt ile çalışmalar yaptı. Bu 1.5 yıllık çalışma sürecinde biri doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırladı ve doktor unvanını aldı. Hazırladığı tezler Alman Ekonomi Bakanlığının dikkatini çekti ve motorların daha az yakıt yakması konusunda bir araştırma yapması istendi. Bu sırada doçentlik tezini de yazdı. Bu tezin bilim dergilerinde yayımlanası üzerine o zamanki Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan Deutz motor fabrikasında araştırma başmühendisliği teklif edildi. Burada ikinci dünya savaşında donan tank motorlarının ateşleme sistemleri ve yakıt yakımı konusunda çalışmalarda bulundu. Sonrasında Ekonomi Bakanlığı tarafından Ruhr sahasına gönderilen araştırma ekibine katılması istendi. Burada gördükleri Necmettin’in Erbakan olmasında yani mühendislikten siyasete geçişinde ki dönüm noktasıdır. Çünkü Almanya ikinci dünya savaşından çıkmıştır ve yerle bir olmuştur. Ayakta kalan sağlam binası yok denecek kadar azdır. Öyle ki kendisi Almanya’da ki ilk yıllarında camları kırık kütüphane ve okullarda çalışmıştır. Ancak bunca zorluk ve sefalete rağmen hızlı bir şekilde kurdukları sanayi fabrikaları ile kalkınma ve gelişme yolunda önemli gelişmeler gösteriyorlardı. Burada gördükleri onu bu sanayi hamlesinin bizim ülkemizde de olabileceği fikrine yöneltti. Hele birde bu fabrikalarda çalışmalar yaparken bir de Türkiye’den gelen motor siparişleri sanayi hamlesinin zorunluluğunu gösteriyordu. İşte fikirlerle 200 ortaklı Gümüş Motoru 1956 yılında kurdu. Elbette bizim ülkemizde faydalı olan zorluğuyla beraber gelir. 6 milyon lira ile kurulması planlanan fabrikanın maliyeti yaşanan iki büyük devalüasyon ile 25 milyon liraya çıktı. 1 dolar 2.80 liradan, 9.20 liraya çıktı. Ancak halk zor durumda olsa da bu faaliyeti tuttu ve batmaması için gece yarılarına kadar çalışıp aylarca maaş almadığı zamanlar oldu.
Gümüş Motor’da ilk prototipin üretilmesiyle bürokratik problemlerde başlamıştı. Motorun saatte yaktığı yakıtın 5.6 olması gerektiği halde (AB standartları!) 5.7 litre olduğu gerekçesi ile geri yollandı. Motor üzerinde tekrar çalışılıp standardın da altına indirerek 5.5 litre yakıt yakması sağlandı. Yine standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Bütün bu zorluklara rağmen 1960’ta araba seri üretimine başlandı. Bu seferde yabancı otomobil firmaları fiyatlarını yarıya düşürerek Gümüş Motoru iflasa sürüklemek istediler. Ancak bu problemde fiyatlar aşağı çekilerek rekabet ermeye çalışılarak aşıldı.
Gümüş Motor hem ortakları hem de çalışan kadrosu ile bu derece çabalayıp hayatta kalmaya çalışırken devlet olarak makine, gemi, traktör, otobüs, kamyon gibi motorlu vasıtaları yurt dışından ithal etmemiz tezatlığın boyutunu az çok göstermektedir. O yıllar aslında Türkiye Cumhuriyetinin bir batıya bağlılığı konusunda bir dönüm noktası sayılabilir. Çünkü Sadece mühendisler değil halkta bu sanayi atılımının yapılıp ülkemizde motor ve türevi vasıtaların üretilebileceğine yürekten inanmıştı. Ancak içimizde ki bukalemunlar ve onların baskıları altında ezilip, sözlerinden çıkamayan siyasetçiler sebebiyle bu fırsatı belki sonsuza kadar elimizden kaçırdık.
İşte bu gelir dengesizliğini gören Erbakan, işletmelere kredi dağıtma yetkisi elinde olup adaletsiz bir dağıtım yapan Odalar Birliği’ni düzenlemesi gerektiğini anladı. Çünkü dağıtılan kredilerin önemli kısmı İstanbul’da ki ithalatçı firmalara veriliyordu. Anadolu’ya çok az bir bölümü verilip onların gelişmesi kısmi olarak engelleniyordu. Bu yüzden 1966 yılında önce Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığı, ardından Genel sekreteri oldu. Verilen kredileri Anadolu işletmelerine yöneltince büyük payı alan firmalar huzursuzlaşmaya başladı. Yapılan seçimde Tobb Başkanı olup bu düzeni daha da adaletli bir hale getirecekken siyasi bir kararla, kredi dağıtma yetkisi Tobb’dan alınıp Sanayi Bakanlığı’na verildi. Meselenin burada da çözülemeyeceğini anlayan Erbakan siyasete atılıp, bu mücadeleyi orada devam ettirme kararı aldı.
Aslında onun bu siyasete atılma fikri bir çok derdi omuzlaması anlamına geliyordu. Çünkü bu tarihten sonra bir çok parti kurup, kapatılmasını görecek, bir kaç darbe, muhtıra ve sayısız baskıya maruz kalacak, dönemlerinin en basiretsiz, pişkin siyasetçileriyle çalışmak zorunda kalacak ve sonunda derdini çok az kişiye anlatmış bir şekilde bu ‘deni’ dünyadan göçüp gidecekti. Bunlar sadece günümüze yansıyan kısmı, belki ne kadarını içinde tutup bize yansıtmadı.
Tobb seçimlerinin iptal edilmesiyle 1969 yılında başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı. Aynı yıl Konya’dan bağımsız aday olarak meclise girdi. Ocak 1970’te 17 arkadaşıyla Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Ancak 1971 darbesi sonrası ‘laikliğe aykırı çalışmalar yaptığı’ gerekçesiyle Mayıs 1971’de kapatıldı. 1972 sonlarına doğru aynı kadrolarla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1973 seçimlerinden 48 milletvekili çıkararak, Bülent Ecevit’li CHP ile koalisyon kurdu. Kıbrıs Harekatının yapılmasının asıl beyin gücü oldu. Adanın tamamının alınması konusunda Ecevit’le fikir ayrılığına düştü. 1974’te hükümet dağıldı. 1975 ve 1977’de kurulan AP, MSP, MHP ve CGP ile kurulan koalisyonlarda devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yaptı. 1980 darbesi sonrası Uzunada’da bir süre gözaltında tutuldu. Yaklaşık 1 sene tutuklu kaldıktan sonra beraat etti. 1995 seçimlerinden 158 milletvekili ve %21 oy oranı ile birinci parti olarak çıktı. DYP ile kurduğu koalisyonda başbakanlık görevini 28 Haziran 1996’da aldı. Görevde kaldığı süreçte ülke ekonomisinin olağanın üstünde büyümesini sağladı. Ülkenin tıkalı damarları olarak tabir edebileceğimiz bazı bozuk sistemlere getirdiği çözümler gelişmenin ana sebebi olmuştur. Ancak bizim ülkemizde çalışanların ücreti zulüm olduğu için bu ücretten en büyük payı alanlardan biri de Erbakan oldu. Etkisinin 1000 yıl sürmesi planlanan 28 şubat süreci ile hem kendisini hem de müslüman nüfusu çok çileli günler bekliyordu. Ancak 30 yıldır bu çürümüş zihniyetin envai çeşit temsilcisiyle uğraşmak zorunda kaldığı için onları iyi tanıyordu. Onun bu dirayeti ve üstün çalışmaları bile bu baskıyı kıramadı ve 30 Haziran 1997’de görevden ayrıldı. Bu sıralarda partisinin kapatılma davaları da devam ediyordu ve 16 Ocak 1998’de Refah Partisi kapatıldı. Aralarında Erbakan’ın da olduğu 6 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirildi. Ancak Refah Partisi kapatılmadan 1 ay önce Fazilet Partisi Kurulmuş ve başına önce Ali Alptekin ardından da Recai Kutan geldi. Ama vesayet devam ediyordu. 2001’de Fazilet Partisi’de kapatıldı. Lügatinde pes etmek diye bir kelime olmayan insanlar Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla da durmadılar elbette, Recai Kutan önderliğinde ki Saadet Partisi’ni kurdular. 17 Ekim 2010’da Saadet Partisi’nin başına geçen Erbakan vefat edene kadar bu görevi çok zor şartlarda da olsa yürüttü. 27 Şubat 2011 sabahı Hakk’ın rahmetine yürüdü.
Belki geldi geçti Erbakan, ama kelime anlamı alçaklık olan bu ‘Dünya’ bir Savunan Adam gördü. Kendisine tüm müslüman coğrafyaları dert edindi ve bu dert ile vefat etti. Elbette Erbakan bize çok şey öğretti. Ve işin garibi hala da öğretmekte. Hangi mecliste konusu açılsa yeni şeyler öğreniyoruz. Onun 40 sene önce hayal edip, tasarlayıp yaptığı şeyleri biz daha yeni anlamaya başladık. Onun 30 sene önce yaptığı coğrafi-politik tahminlerin mahiyetini daha yeni anlamaya başlıyoruz. Diyorum ki bari onun neredeyse son nefesine kadar anlattığı siyonizmi geç olmadan anlayalım. Hayatı mücadele ile geçen ‘Savunan Adam’dan öğreneceğimiz daha çok şey var. O, başına illet olan siyonistler, onların kuklası batılı devletler ve ülke içine sızmış melek görünümlü şeytanları ile ve onların etkisinin yüzlerce yıl süreceğini hesap ettiği planları ile can siperane bir şekilde mücadele etti. Bir çoklarının çarkına çomak soktuğundan eminiz. Eminiz ki, kendisi bir çok ceza, sürgün, parti kapatılması, seçim iptali ve en önemlisi 28 Şubat’ı yaşamıştır. Bizim ülkemizde çalışan, başarılı olan ve uğraşan herkesin önü kesilir ve cezalandırılır. Kısacası onu ‘Anladığımızda millet olarak sınıf atlanılacak liderler’ listesinde 2.Abdülhamit’in arkasından yazabiliriz.
Allah onu dinini yüceltmeye çalışıp, şehid olanların arasında saysın inşallah.
Yorumlar