Edebiyat

Benim Kelimelerim

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Benim Kelimelerim

İnsan hayatında öyle günler vardır ki, yıllar da geçse hep taze kalır anılarda. Farkında olmadan bugün belki de o günlerin izlerini taşıyoruzdur kim bilir? Önümüze sunulan hayatlar, geçmişten yadigâr her birimize.

Hatırladıkça beni gülümseten, bir o kadar da mutlu hissetmeme sebep günlerden bir gündü.

Hiç unutmam, lise son sınıftayız. Delikanlı çağımızdaki cevherden olacak, dur durak bilmediğimiz yaştayız. Ders boş fakat biz öyle boş kalamayacağımızdan fazla gürültü yapmış olacağız ki okul müdürümüz bir hışımla sınıfa girdi. Uzun boylu, çatık kaşlı fakat babacan bir yapısı vardı. Allah var, severdim kendisini; çok kahrımızı çekti. Onun sınıfa girmesiyle oluşan sessizliği, yine kendisinin tıpkı filmlerdeki başrol oyuncusu edası ve gür sesi bozmuştu. O kadar gürültüyü patırtıyı sanki biz yapmamışız gibi, süt dökmüş kedi misali kafamızı önümüze eğip, vereceği cezayı beklemeye başlamıştık. Tek tek hepimizi süzdükten sonra, sert bir dille “Herkes daktilo odasına!” Dedi. Hepimiz şaşkın bir şekilde birbirimizin suratına bakarak iki sınıf yanda bulunan odaya gittik ve beklemeye başladık. Ya odayı toplatacak, ya dosyaları düzelttirecek derken, biz kafamızdan geçirdiğimiz onca senaryonun planını yaparken, o her birimizi daktiloların başına oturttu. Bizler “böyle cezaya can kurban” der gibi gülümsemeyle birbirimizi dürtüp daktilonun tuşlarına basmaya başlamıştık. Daktilonun tuşlarının çıkardığı sesle adeta çocuklar gibi eğleniyorduk. Bir çocuğa oyuncak verirsiniz de oynar ya, aynen bir oyuncak bulmuş gibi heyecanla kurcalamaya başlamıştık ki, müdürümüzün sesiyle irkildik:

“Çocuklar, bugün size ceza vermeyeceğim. Düşündüm de bu kadar boş vaktiniz varsa eğer, evden çıkıp okula gelene kadar olan zamanınızda neler yaptığınızı, nelerle karşılaştığınızı bu kağıtlara tek tek yazacaksınız. Tek tek okuyacağız ve ben onları saklayıp, ilerde büyük adam olunca çıkarıp çıkarıp size hatırlatacağım.“ Diyerek, başlayın komutuyla bize işaret etti. Daktilolarla baş başa kalan bizler ne yazacağımızı şaşırıp, birbirimize “Ne yazdın, sen ne yazıyorsun?” sorularını sormaya başlamıştık. O an içimde alevlenen sözcüklerin beni heyecanlandırdığını hissetmiştim. Vakit geçiyordu ve bir şeyler yazmalıydım. Nasıl oldu bilmiyorum ama parmaklarımdan kelimeler, hayalimden hikayeler dökülmeye başlamıştı bile. Kendimi öyle bir kaptırmıştım ki, kafamı kaldırdığımda müdürle göz göze geldim. Sert bir mizaçla; “Bitti mi?” Diye sordu. Ben ürkek bir şekilde “hı hı” derken tüm sınıfın gözlerini üzerimde hissetmiş ve çoktan domates gibi kızarmaya başlamıştım bile. Elimden kağıdı usulca çekti “şimdi görürsün” der gibi gülümseyerek uzaklaştı yanımdan. Neyse, artık o kağıtta yazdıklarım bir anı olarak müdür beyin odasında bir dosyada olmalı. Fakat o gün müdürümüz dikkatlice yazdıklarımı okuduktan sonra sınıfa dönüp:

“Bu sınıfta belki herkes her mesleği yapabilir. Ama bir kişi var ki, o sadece yazmalı. İşte ondan iyi bir yazar olur.” Demişti.

O an içimin kıpır kıpır ettiğini hissetmiştim. Ne tuhaf bir duyguydu böyle. Adeta bir güven gelmişti ve gurur duymuştum. Ve o gün bugündür elimden kalem hiç düşmedi. Belki iyi bir yazar olamadım lakin yazdıklarımla, yazarak mutlu oldum. İnsanın içinde bir yerlerde biriken duygularını kağıda dökmesi kadar güzel bir şey olamaz. Bugün belki ben de geçmişte yaşadığım o günün izlerini taşıyorum. Ve iyi ki o daktilo ile tanışmışım diyorum.

Herkesin bir kelimesi vardır bu hayatta, kendini ifade ettiği. Kimi sözle dile getirir bunu, kimi susarak, kimisi ise duruşuyla…

Benim kelimelerim ise yüreğimde başlıyor, gözlerimden okunuyor ve kalemimden dökülüyor, işte tıpkı ilk günkü gibi.

Etiketler
çocuk Yazar Anı söz okul kelimeler daktilo yâdigar delikanlı

Yazar Hakkında

Fadime Çetinkaya

Okumak zaman ister, yazmak ise dolu bir yürek... Ben ise okudukça yazanlardanım...

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap