Bilinmeyen, Bilinmesi İstenmeyen Yönleriyle Şeriat, El Kesme Ve Recm Cezaları
- Seyfullah Yılmazsoy
- 14 Ekim 2017 - 07:38
- 10 dk okuma süresi
- -
- 1
Şeriatın cezalandırma şekli
Bu mesele hiç su götürmez ki en çok bilinmeye muhtaç olan meselelerdendir. Bizlere yanlış aktarılan bilgiler neticesinde toplumumuz şeriattan çekinir ve korkar olmuş, her fırsatta şeriatı karalamaya an kollamıştır. Şeriat denilince zihinlerde farklı farklı senaryolar oluşmuş ve içlerindeki karanlığı şeriata yükleyerek, insanlara olduğundan faklı açıklamalar yapılmış ve karanlık senaryolar çizilmiştir. Bu yüzden de “şeriat” denince hemen akla ilk olarak hırsızlıkta el kesen, önüne geleni recm eden adaletsiz bir sistem gelir olmuştur. Peki gerçekten de böyle midir? Öncelikle ilk emri oku olan bir dinin müntesiplerine şeriatı açıklıyor olmamız bizler için utançtır. Ama bazı hegemonyalardan ötürü toplum öz benliğine yabancılaşmış hali ile kimliğinden yani islamdan uzaklaşmıştır. Hal böyle olunca da bazı yanlışlar düzeltilebilsin diye bazı izahlara ihtiyaç duyulmuştur. Bundan ötürü her ne kadar bu tablo hoş bi görünüm sergilemese de bu izahları yapmamız elzemdir ve boynumuza borçtur. Öncelikle şeriat, asla eğitmediği toplumu cezalandırmaz. Akabinde şeriata göre beraat-ı zimmet, yani her ferdin masumiyeti asıldır. Bir kişiye suç isnadında bulunulduğu takdirde o suç ispat edilmedikçe veya suçlu olduğundan şüphelenilen kişi itiraf etmedikçe iddia eden kişi suçlu sayılır ve delil yetersizliği sebebi ile cezalandırılarak şahitliği kabul edilmez bir statüye düşürülür. Şeriat iddia edildiği gibi hemen cezalandıran bir sistem olsaydı veya bunu şiar edinseydi, anlattığım prosedürlerin uygulanmaması icab ederdi. Üstelik bu prosedürler o kadar hassas ki, yeterli sayıda olmayacak kadar delil bulunsa bile şüphe olduğu için ceza yine düşer. Şeriat ceza sisteminde şüphenin varlığı da tıpkı delil yetersizliği gibi cezayı düşüren etmenlerdendir. İddia edildiği gibi şeriat ceza endeksli olsaydı eğer, bu şekilde toplumu eğitmeyi amaçlamaz ve bu şekil bir metod izlemezdi. Bu anlattıklarımızı bir kaç örnek ile örneklendirmek kanaatimce bu mevzuyu daha akılda kalıcı kılacaktır. İlk olarak dillere pelesenk olan el kesme mevzusunu örneklemek her halde dejenere olmuş toplumumuz için çok yerinde olacaktır. Önce bu cezanın Kuran’daki yerini beyan edip akabinde bu cezanın uygulanması için gerekli olan şartları yazdığımız zaman taşlar yerine oturacaktır. Allah(c.c) ayet-i celilede: “Hırsızlık eden erkek ve kadının yaptıklarına karşılık bir ceza, Allah’tan bir ibret olarak ellerini kesin. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Kim bu haksız davranışından sonra tövbe eder ve halini düzeltirse bilsin ki Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Bilmez misin ki göklerin ve yerin mülkiyeti Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye kadirdir.” (Maide Suresi, 5/38-40) buyurur. “…İbret olarak…” kısmına dikkat edildiğinde cezanın toplumu caydırmak amacı ile verildiği aşikarlaşır. Tüm bunlar göz önünde bulundurularak hırsızın elinin kesilmesi için gerekli olan şartları saydığımızda, şeriatın ceza vermek değil de eğitmek istediği tüm zihinler için daha anlaşılır hale gelecektir.
Hırsızın elinin kesilmesi için gerekli şartlar:
1- Hırsız akıllı ve ergenlik çağına ulaşmış olmalıdır. Deli ve çocuğa el kesme cezası uygulanmaz.
2- Hırsız hırsızlık yapmaya zorlanmamış olmalıdır.
3- Mal korunmuş, muhafaza edilmiş bir yerden çalınmış olmalı ve dışarı çıkarılmalıdır. Mal, örfen malların korunduğu ev, dükkan, sandık, kasa, pantolon cepleri, ceket cepleri gibi yerlerden çalınmış olmalıdır.
4- Hırsız, ortak olduğu malı çalmış olmamalıdır. Çalınan mal hırsıza ait olmamalıdır.
5- Hırsız babasının, eşinin, çocuğunun malını çalarsa el kesme cezası uygulanmaz.
6- İki adil şahidin şahitlik yapması gerekir.
7- Hâkim hırsızı sorgulamalı ve hırsızın suçlu olduğuna kanaat etmelidir. Hakim şahitlere sırası ile hırsızlığın mahiyetini, çalınan malın cinsini, değerini, malın nasıl çalındığını, hırsızlığın yapıldığı yeri, hırsızlığın ne zaman yapıldığını, hırsızın kim olduğunu sorar.
8- Çalınan malın değeri Hanefi mezhebine göre en az on dirhem olmalıdır. Cezanın uygulandığı dönemdeki dirhemin değeri esas alınır. (bk. el-Kâsânî, Bedâyiu’s-Sanâyî’, VI, 67; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr; IV, 220, 230; Nesaî, Sârık, 10; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 359, 360). Hanefi mezhebine göre on dirhemden az kıymette olan mal çalınırsa el kesme cezası uygulanmaz.
9- Hırsız yakalanmadan önce pişman olup teslim olursa el kesme cezası uygulanmaz.
10- Çalınan mal temiz olmalıdır. Hırsız köpek, domuz, şarap ve murdar bir hayvanın tabaklanmamış derisini çalarsa el kesme cezası uygulanmaz.
11- Aç kalmış ve açlık sebebiyle ölüm tehlikesi ile karşı karşıya kalmış kişinin, hırsızlık yapması sebebiyle el kesme cezası uygulanmaz. Hazreti Ömer, bir kıtlık zamanında hırsızlık yapan kişilere ceza uygulamamış ve: “İnsanların karnını doyurmadan, onlardan kanunlara uymayı istemeyiz” demiştir.
12- Hanbeli ve Şafii mezhebi hukukçularının çoğunluğuna göre, hırsız yakalandıktan sonra pişman olur ve tevbe eder ise el kesme cezası uygulanmaz. Ancak Hanefi ve Maliki mezhebine göre yakalanan hırsız tevbe etse de el kesme cezası uygulanır (ahiretine kefaret olsun diye) Üstelik Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadisi şerifte ceza uygulanmasındansa, uygulanmamasının daha hayırlı olduğunu veciz bir şekilde ifade ederek şöyle buyurmuştur : “Elinizden geldikçe hadd (el kesme ve sopa gibi) cezaları Müslümanlardan def edin. Bir özrü varsa, hemen salıverin, zirâ imamın yanlışlıkla affetmesi, yanlışlıkla cezâ vermesinden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Hudud)
13- Her ne kadar affa yönelik yol aransa da kişi çaldığı zaman yukarıdaki şartlara haiz ise makamı mevkisi ne olursa olsun ceza uygulanır. Zira Efendimiz bir başka hadisi şerifte şöyle buyurur: “Sizden evvelkilerden (şerefli bir kimse hırsızlık yaptığında (suçluyu) bırakırlardı. (Şeref itibariyle) zayıf olan kimse çaldığında haddi tatbik ederlerdi. Allah’a and olsun ki, Muhammed’in kızı hırsızlık yapmış olsaydı elbette onun elini de keserdim.” (Eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VII,’ 131, 136)
Tüm bunlara rağmen hala bu cezanın büyük olduğunu düşünen olabilir. Ancak hırsızın ceza olarak elinin kesilmesi, hırsızlık günahının büyüklüğünden dolayıdır. El kesme cezasının olduğu bir toplumda hırsızlık vakasının sık sık görülmesi çok zordur. Zira İslam’ın ilk dönemlerine baktığımızda, vakıanın dediğimizi destekler nitelikte olduğunu hemen göreceğiz. İslam tarihinin ilk üç asrında el kesme cezası sadece altı kez uygulanmıştır. (bk. İsmail el-Fehranî, “eş-Şeriatü beyne’s-salihin ve’l-Murcifin” el-Ehram, 17 Yenayır, 201) Bakıldığı zaman o nüfusa ve topluma rağmen hırsızlık suçunun bu kadar az olmasının sadece iki nedeni olduğu anlaşılacaktır.
1- Şeriat o toplumu çok güzel terbiye etmiş ve eğitmiş.
2- Hırsızlık ile ilgili uygulanan ceza toplum için çok caydırıcı olmuş.
Her ikisi de şeriatın insan hayatı için ne kadar mükemmel olduğunu idrak etmemize delil olarak yeter. Bütün bunlara rağmen hala bunu gaddarca bulan bir insan, insafla hareket edecek olursa bunun adaletin ta kendisi olduğunu ikrardan başka yol bulamayacaktır. Çünkü bunu canice bulan bir çok kişi, kendi emekleri çalınınca öfke ile işin ölüme kadar varmasını temenni edebiliyorlar. Halbu ki şeriat, caydırıcı bir ceza ile hem o kişiyi, hem de toplumu eğiterek suç oranını azaltıyor. Bir örnek daha vererek meseleyi nihayete erdirmek, hem okuyucuyu sıkmaması, hem de meselenin künhüne vakıf olunması açısından önemlidir.
Diğer önemli örneğimiz “recm” meselesidir.
Recm: Taşla öldürme, taşa tutma, birine taş atma, sövme, lânet etme, kovma, birinin namusuna iftira etme, kötü zanda bulunma; evli veya dul bulunan erkek veya kadının zina etmesi halinde Islâm mahkemesi kararıyla taşlanarak öldürülmesi anlamında kullanılan bir fıkıh terimidir.
“RE-CE-ME” kökünden türemiştir. Zina bütün semavî dinlerde haram kılınmış ve çok kötü bir fiil olarak kabul edilmiştir. Islâm’da zina büyük günahlardan olup, ırz, namus ve neseplere yönelik olduğu için, cezası da hadlerin en şiddetlisidir. Hiç şüphesiz dejenerasyona uğramamış veya asimile olmamış bütün toplumlarda “namus” kavramı önemlidir. Bu kavrama halel getiren her davranış toplum tarafından şiddetle tepki alır ve bu minvalde ceza verilir. Şu an namus kavramı ayaklar altına alındığı için bu sözlerden anlamayan veya namusu ucuz sanan insanlar olabilir. Ama insanlığın geneline baktığımızda hala namus kavramı çok önemlidir ve kişiler namusları için cana kıyabiliyor veya canlarını siper edebiliyorlar. Bu yüzden İslam şeriatında bu çirkin fiil için oldukça şiddetli ve caydırıcı bir ceza takdir edilmiştir. Ceza suça göre şiddetlenmeli ki, hem adalet tesis edilsin hem de caydırıcılığı ziyadeleşsin. Zinanın cezası fiili işleyenin evli veya bekâr oluşuna, İslâmî emir ve yasaklarla yükümlü bulunup bulunmamasına göre kısımlara ayrılır. Dayak, taşla öldürme, sürgün ve Islâm devletinin koyacağı ta`zir cezası bunlar arasındadır. Kendilerince Kuran’dan delil bulamadıkları için recmî inkar edenler olabilir . Buna cevap vermek, bu yazının salahiyetine halel getirebileceğinden “recm” ile ilgili hadisi şerifi beyan etmekle iktifa edeceğim.
Abdullah b. Abbas (r. anhümâ), Hz. Ömer`in minberde şöyle dediğini rivâyet etmiştir. “Cenab-ı Allah Muhammed (s.a.s)`i hak ile göndermiş ve O`na Kitab`ı indirmiştir. Recm ayeti de O`na indirilen ayetlerden idi. Biz bu ayeti okuduk, ezberledik ve anladık. Resulullah (s.a.s) recmi uyguladı, ondan sonra biz de uyguladık”. Korkarım, zaman geçince birileri çıkıp “Biz Allah`ın kitabında recmi bulamıyoruz” der ve Allah`ın indirdiği bir farzı terk ederek sapıklığa düşerler. Şüphesiz recm, Allah`ın kitabında, evli olmak, şahit, gebelik veya ikrar bulunmak şartıyla, zina eden kimse aleyhine bir haktır” (Müslim, Hudûd, 15).
Hz. Ömer`in sözünü ettiği okunuşu mensuh ayet şudur: “Ihtiyar erkekle ihtiyar kadın zina ederlerse, onları recmedin” (Mâlik, Muvatta`, Hudûd 10; Ibn Mâce, Hudûd, 9; Ahmed b. Hanbel, V, 132, 183). Hz. Ömer`in recmi, Medine minberinden ilân etmesi, içlerinde bir çok sahabe bulunan cemaatten hiç birinin buna karşı çıkmaması, recmin sabit olduğunu gösterir (Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, Istanbul 1978, VIII, 350).
Peki bu caydırıcı olan cezanın uygulanması iddia edildiği gibi hemen sorgusuz sualsiz mi olmakta? Asla! Aynı hırsızlıkta olduğu gibi belli başlı şartları vardır ki o şartlar sağlanmadan asla ceza uygulanmaz.
Recmin Şartları:
1- Zina eden kadın veya erkeğin ergin olması.
2- Akıllı olması. Akıl hastasına had uygulanmaz. Akıllı ve ergin bir kimse akıl hastası ile zina etse, yalnız kendisine had uygulanır.
3- Evli olan gayr-ı müslime recm yerine değnek cezası uygulanır. Şâfiî ve Hanbelîlere göre pasaportla Islâm devletine gelen gayr-i müslim, yabancılara ne zina ve ne de içki içme cezası uygulanmaz.
4- Zinanın zor kullanarak olmaması gerekir. (Tecavüze uğrayan şahıs zina suçundan ceza ile yargılanamaz!)
5- Zinanın diri bir insanla olması gerekir. (Nekrofili sapılığı olanlar recm ile cezalandırılmazlar. Lakin ayrı bir cezaya çarptırılırlar)
6- Zina edilen kadının da ergin veya kendisine cinsel istek duyulan bir yaşta olması gerekir. (Buluğ çağına ermemiş bir kız, kendi rızası ile zina etse bile ona recm cezası uygulanmaz. (Bknz mad. 1.)
7- Zinanın bir şüpheye dayalı olmaması gerekir. Fasit nikahtan sonraki cinsel temasa had gerekmediği konusunda görüş birliği vardır. (Velisiz veya şahitsiz evlenme gibi). Zinanın bir para karşılığında olması halinde Ebû Hanife’ye göre her ikisine de had cezası uygulanmaz. Çünkü bu durum bir mehir karşılığında nikâh akdine benzemektedir. Burada şüpheden dolayı had düşer. Ancak fiil haram olduğu için ta’zir uygulanır. Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre bu durumda da had cezası verilir (Ömer Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kâmusu, İstanbul 1968, III,197 vd.).
8- Cinsel temasın önden olması. Arkadan ilişki yani livata için Ebû Hanîfe’ye göre yalnız ta’zir cezası uygulanır. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre ise livata haddi gerektirir. Yabancı bir kadına ön veya arka dışında karın, uyluk gibi başka bir yere temas ise yalnız ta’zîri gerektirir. Çünkü bu, şer’an kendisine bir şey takdir edilmeyen münker bir fiildir.
9- Had cezalarının uygulanabilmesi için İslâm devletinin varlığı şarttır. Çünkü dârul-harp veya dârul-bağy (âsiler ülkesi) de had cezalarını uygulamaya İslâm devletinin velâyet yetkisi olmaz ve bu hükümleri uygulamaya gücü yetmez.
10- Zina eden erkek veya kadının halen veya daha önce sahih nikâhla evlenmiş olması ve bu nikâh devam ederken eşiyle bir defa da olsa cinsel temasta bulunması şarttır. Böyle bir erkeğe “muhsan”, kadına ise “muhsana” denir. Recm cezası için bu son niteliğin bulunması da gerekir.
Bu şartlar sağlanmadığı takdirde direk had düşer ve ceza uygulanmaz. Dediğimiz gibi cezanın büyüklüğü suçun büyüklüğü ile alakalıdır. Ve her şüphe had cezasını düşürücü bir yetkinliktedir. Üstelik recm ile öldürülen kimse yıkanır. Kefenlenir, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Çünkü Hz. Peygamber, recmedilen Mâiz için “Kendi ölülerinize yaptığınız şeyleri ona da yapınız” (Zeylai, a.g.e, III, 320) buyurmuştur. Dediğimiz gibi şeriatta verilen cezaları Allah takdir eder (ta’zir cezaları hariç) ve ceza kulun günahına dünya da kefaret olması, ahirette o günahın azabını çekmemesi için tatbik edilir. Cezanın tatbiki ise hem ceza verilene hem de topluma fayda ihtiva etmektedir. Ceza, verilene kefaret, topluma ise ibrettir. Bu kısaca anlatmaya çalıştıklarımız şeriatın mükemmelliğini beyana yöneliktir ve kanaatimizce saf zihinler ve insaf sahipleri için yeterlidir. Şeriattan daha iyi bir sistemin olamayacağı zaten şeriatın inşa ettiği toplumdan bellidir. Ancak yine de bilmeyen zihinlere hatırlatma sadedinden bu mevzuyu ele aldık. İnşallah insaf ile ve adalet süzgecinden geçirilip öyle meseleye yaklaşılır. İzah noktasında hataların tamamı nefsimden doğrular ise Allah’tandır. Rabbim şeriatı tesis etmeyi ve şeriatın yaşayabileceği toplumu inşaa edebilmeyi bizlere nasip eylesin. Bu sayede mazlumların yetimliğini giderebilme onurunu tadabilmeyi nasip eylesin bizlere, tıpkı ecdadımız gibi . Ya rabbi şeriat, ya rabbi şeriat, ya rabbi şeriat!… Zafer yakındır istikbal İslâm’ındır !
Yorumlar