Söyleşi

Bir Grup Azimli Genç ile Röportaj / Aprender Turco Akademi

  • 17 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Bir Grup Azimli Genç ile Röportaj / Aprender Turco Akademi

Aprender Turco Ekibi

Röportör: Kemal Ağca ve Nur Akboz

 

Bir azim, başarı ve istikrar öyküsüyle karşınızdayız sevgili okurlar. Kadıköy İmam-Hatip Lisesi öğrencilerinin, İspanyolca hazırlık dersi gördükten sonra bunu geliştirip insanlara faydalı olmak ve kendi gelişimlerine katkı sağlamak amacıyla kurdukları “Aprender Turco Akademi”yi ve faaliyetlerini tanıyacağız sizlerle beraber. İspanyolca hazırlık derslerinden sonra yabancılarla pratik yaparken, “Bize de Türkçe öğretin.” talebi neticesinde hem anadili İspanyolca olan yabancılara Türkçe öğretmeye hem de Türklere İspanyolca dersi vermeye başlama hikayelerini kendilerinden öğreneceğiz. Biz kendilerini tanıdığımıza çok memnun olduk. İddia ediyoruz ki siz de memnun kalacaksınız. Bu güzel gençleri daha yakından tanımak için buyrunuz röportajımıza...

 

 

 

-Bize Aprender Turco (Türkçe Öğrenmek) Akademi'yi tanıtır mısınız? Zira merak ediyoruz. Neden Aprender Turco? Ve kurulma düşüncesi nasıl oluştu? Süreci bize anlatır mısınız?

 

- Merhaba. Biz geçen senelerde Kadıköy İmam Hatip'te İspanyolca hazırlığa başladık. Dil öğreniminde belli bir seviyeye geldikten sonra bu dili kullanmaya karar verdik. Meksikalı bir hanımla görüşmeye başladım ben, pratik yapmak adına. Belli bir zaman sonra “Bana da Türkçe öğretebilir misin?” dedi. Biz de tabii Türkçe biliyoruz ama nasıl öğretilir bilmiyoruz. Bunun için hocalarımıza danışmaya başladık nasıl yapabiliriz diye. Çünkü konuşmak başka, öğretmek daha başka bir şey. Konuştuğumuz Türkçe ile öğrettiğimizin alakasının olmadığını anladık. Hatta okulda öğrendiğimiz Türkçe gramerle bile alakasının olmadığını anladık. Okuldaki hocalarımız da bu konuda bize motivasyon ve teknik anlamda destek verdiler. Sonrasında ben kişisel olarak bu hanımefendiye Türkçe öğretmeye başladım. Sonra dedim ki biz neden bu işi bir kişi ile sınırlandıralım?

"İspanyolca konuşan insanlar Türk kültürüne ve Türkçeye ilgi duyuyorlar."

Biraz da pazar araştırması yaptım yani bu işi yapan kimse yok. Biz yaparsak tutabilir. Çünkü Türk dizilerinden dolayı özellikle, Latin Amerika'da ve yine İspanya'da da aynı şekilde büyük bir istek var, biz bu işi yapabiliriz dedim. Bir instagram hesabı açtık tabi isim de arıyoruz ne olsun diye. Aprender Turco olsun dedik. Türkçe Öğren demek yani. Biz de ne yapsak falan derken, sosyal medya hesaplarımıza bir ilan koyalım dedik ve Türkiye'de yaşayan Latinler'e Türkçe dersi vereceğiz diye ilan koyduk. Okulda aldığımız derslerden ve hocalarımızdan öğrendiklerimizden böyle bir şey çıkaralım dedik. Bu şekilde başladık.

 

-İlk deneyiminiz nasıl gerçekleşti?

 

-Kendi işinde çok profesyonel okul hocalarımızdan Mustafa Adaş hocamız bizi bir avukat aileyle tanıştırdı. Bu ailenin özel bir tarafı vardı ve anneleri Peruluydu. O yüzden Latin Amerika'ya yönelik en azından kültürle bize yardımcı olabileceğini düşündük. Konuştuk ve onların Şişli'deki bürolarını haftasonları bizim için açtılar ve burada faaliyetlerimizi gerçekleştirmemize olanak sağladılar. Türkiye'de yaşayan Latinler'e Türkçe dersi vereceğiz diye ilan koyduk. İlk deneyimimiz büroda 12 kişilik İspanyol öğrencilerle gerçekleşti.

"Latinler, kendi dillerini bilen Türkçe öğreticilerinden daha fazla verim alıyorlar."

 

-Aprender Turco’nun bu kadar ilgi görmesinin sebebi nedir?

 

-Aslında pazarın boş olmasından kaynaklı çok büyük bir ilgi oldu. İlgi oldukça biz de işe yüklenmeye başladık. Türkiye'de TÖMER Türkçe dersi veriyor ama bu derslere Latinler genel olarak katılamıyorlar. Çünkü derslere katılanlar Arap kökenli oluyor çoğunlukla ya da İngilizce bilen kişiler oluyor. Latinler'in de İngilizce bilme oranı çok düşük olduğu için bu derslerde biraz geride kalıyorlar, Bu yüzen İspanyolca bilen bir Türkçe hocası onlara çok cazip geldi ve baya bir istek oldu kursa. Kontenjanın çok üzerine çıktı. Yani bu şekilde başlamış oldu.

 

-Şu anki ekibiniz kaç kişiden oluşuyor?

 

-Ekibimiz şu an için 15 kişiden oluşuyor. Tabii bu dediğim Kadıköy İmam-Hatip öğrencileri olarak. Dışarıdan bize yardımcı olan Latin ve İspanyol arkadaşlar da var. Onlarla beraber yaklaşık 20 kişiye ulaşıyoruz. Onlar da zaman içerisinde sonradan eklenmiş oldular.

 

-Peki kurucuları ve ekibi biraz daha detaylı tanıyabilir miyiz? Bu önem arz ediyor çünkü hem bizim açımızdan, hem okuyucularımız açısından. Mesela Nur Hanım bize gelip bahsettiğinde lise talebesi gençler var, İspanyolca eğitim veriyorlar dediğinde biz ciddi anlamda merak edip ilgi duymuştuk.

 

-Belli olarak planlı bir kuruluş da olmadı aslında. Fikir benden çıktı ama böyle bir oluşum kuralım, ileride böyle şeyler yapalım demedik. Hazırlık sınıfını bitirdiğimiz yaz başladı. İlk ben fikri açtığımda dediğim gibi arkadaşlarımızdan pek bir katılım olmadı ama sonrasında Ahmet Emin Yaşar bana çok destek oldu. Sonra sınıftaki arkadaşlar da teker teker katılmaya başladılar. Şimdi bizim sınıfımız 9/C yani hazırlık C de diyebiliriz. Sınıfımızda 15 kişi var ve ekibimizin 12 kişisi bizim sınıftan. Biz sınıf arkadaşlarımızla kurduk diyebiliriz.

 

-Lise öğrencileri olarak dil eğitimi bağlamında yaşınızdan ve girişimlerinizden dolayı olumlu veya olumsuz eleştiriler alıyor musunuz?

 

"Türkiyeli arkadaşlardan çok kötü küfürlere varan tepkiler aldığımız bile oldu."

 

-Kesinlikle. Yani şöyle ki, yabancılardan pek olumsuz tepki almadık. Şu şekilde bakıyor onlar, sen bu dili bana öğretebiliyorsan hiçbir sıkıntı yok. Biz ekip olarak da bireysel olarak da dersler verdik, ücretli dersler de yaptık. Ama mesela Türkiyeli arkadaşlardan çok kötü küfürlere varan tepkiler aldığımız bile oldu. Mesela şöyle bir tepki gelmişti ve biz baya üzülmüştük, “Ben üç tane üniversite bitirdim sen lise öğrencisisin bana ders mi vereceksin?” tarzında tepkiler de aldık. Hatta biz şunu bile gördük, İspanyolca hocalarımızdan birisi “Siz ne biliyorsunuz ki öğreteceksiniz?” şeklinde bir yaklaşımda bulunmuştu. Bizim kendi hocalarımızdan birisiydi ve bu bayağı moralimizi bozdu. Ama tabii müdür yardımcılarımız ve okuldaki diğer hocalarımız çok destek çıktılar bize.

 

-Tabii bu tip işler biraz sağır olmayı da gerektiriyor. Sizler eleştirilere kulak tıkayıp, hedefleriniz doğrultusunda ilerlediniz ve bunun neticesinde buraya kadar gelebilmişsiniz.

 

-Tepkiler ve eleştiriler aslında çok önemli. Bazıları yapıcı, bazıları yıkıcı oluyor. Eleştirilere tamamen açığız ve bizim de ekip olarak aramızda da bir hiyerarşiden ziyade istişare var. Bunun da çok faydasını gördük.

 

-Bu görev dağılımını neye göre belirliyorsunuz? İlk günden bu yana görev dağılımı ve paylaşımı yaptığınız arkadaşlardan sizi hayal kırıklığına uğratanlar oldu mu veya sizi bir üst basamağa taşıyacak yenilikler yapan arkadaşlar oldu mu?

 

Zaman içerisinde ekibimiz gelişmeye ve genişlemeye başladı. Hayal kırıklığına uğratan arkadaşlarımız oldu ama sonuçta onlar da bizim sınıf arkadaşlarımızdı. Ne kadar hayal kırıklığına uğrasak da yarın yine aynı sınıfta ders göreceğimiz arkadaşlarımız. O yüzden bir gönül kırgınlığı hiçbir zaman olmadı. Sonuçta burada herkes gönüllü olarak bulunuyor. Bazen katılıp da bir ay durup çıkanlar oldu. Demek ki istek yok, gönül yok dedik bir şey söylemedik. Görev dağılımı meselesindeyse, herkes kendi yeteneklerini biliyor. Biz kimseye yapabileceğinden fazla iş yüklemeye çalışmıyoruz. Yapmamız gereken görevlerimiz ve hedeflerimiz belli oluyor genel olarak. Mesela Ubeyde tasarım anlamında bize çok destek oluyor. Kısacası herkes anladığı işi yapıyor. İşi ehline veriniz olayı var. Bu şekilde işler yürüyor.

 

-Sizin kendinize has yöntemleriniz var mı? Daha da önemlisi, dil öğreticileri olarak sizin gözünüzde dil nasıl öğrenilir ve nasıl öğretilir?

 

-Biz dil öğretmeye başladığımız zaman zaten bir sene boyunca İspanyolca hazırlıkta dili öğrenmiştik. Yani bilgilerimiz çok taze. Her türlü dil öğrenme metodunu; youtube kanalları olsun, instagram sayfaları olsun, yabancı kişiler veya Türk kişiler olsun, birçok kişiden dinleme şansınız oluyor. Biz de başladığımızda en azından bir senelik bir birikimimiz vardı. Kendimizi de gözlemlemiştik hangileri işe yaradı veya yaramadı diye. Bu şekilde bunlara dayanarak biz bir şeyler yapmaya çalıştık. Kendimizde nasıl işe yaradıysa doğru veya yanlış, bakalım diğer insanlarda da işe yarayacak mı tarzında ve olumlu tepkiler aldık. Ben gidip de öğrencilerime akademik bir dille anlatamam olayları. Günlük ihtiyaçlarını karşılayacak bir dil öğretmeye çalıştık. Bir de biz ekip olarak kalabalık bir ekibiz. Bundan dolayı öğrencilerle birebir ilgilenme şansımız oldu yani öğrencilerin pratik yapma şansı çok fazla. Bunun da etkileri oldu.

 

Metot olarak şöyle diyebiliriz, herkesin işine yarayan şeyi öğrenmesi lazım. Yoksa kalıcı olmuyor zaten. Biz de işe yarayacak şeyleri belirledik ve bir müfredat oluşturduk hatta bunu bir kitap haline getirmeyi de düşünüyoruz bu alanda. Latinler'e Türkçe dersi kapsamında yazılan bir eser olmadığı için.

 

-Siz de bahsettiniz, herkes işine yarayan şeyleri öğrenmeli diye. Bunları göz önüne aldığımızda daha çok pratiğe mi yönelmek gerekiyor?

 

-Dediğim gibi ihtiyaca göre öğrenmeniz lazım. İhtiyaca yönelik olması lazım ve sürekli kullanmayacaksanız dili zaten kalıcı olmuyor, çok çabuk unutuluyor.

-Mesela şöyle, Türkiye'de dil zaten çok büyük bir mesele. Yıllar boyunca ben de İngilizce dersi gördüm ilkokulda, ortaokulda ve İngilizce'den eser yok şuan. Dil öğretmeden önce öğrencide bir bilincin oluşturulması gerekiyor. “Ben bu dili neden öğreniyorum?” gibi mesela. Hatta şey de vardır mesela Türkler'de, “Ben neden İngilizce öğreniyorum, onlar Türkçe öğrensin” kafası. Bu da zaten bize çok zaman kaybettiriyor. Öncelikle bize neden İspanyolca öğrenmemiz gerektiğini müdür muavinlerimiz çok iyi aşıladılar. Bir motivasyonumuz, bir amacımız vardı ve neden İspanyolca öğrendiğimizi biz biliyorduk. Mesela Endülüs var, bizim orayla bir bağımız var. Çok acı ki şuan Türkiye'de İspanyolca bilme oranı çok az ama orada koskoca bir medeniyet, bir tarih yatıyor. Ciddi makaleler var, geçmişten kalan kitaplar var ve birçoğu zaten Arapça'dan, İbranice'den İspanyolca'ya tercüme edilmiş. Yani bizim orada Arapça olarak bulabileceğimiz kaynak kadar İspanyolca kaynak da var. Bunların araştırılması ve tercüme edilmesi lazım. Belki şu an olamaz ama ileride yetişmiş insana ihtiyaç olacak. Biz şimdiden başlamış oluyoruz.

 

- İspanyolların Türkçe diline yaklaşımları ve bakış açıları nasıl?

 

- Bir dil öğrendiğimiz zaman toplumun kültürünü de az çok merak ederiz. Tıpkı İspanyolca öğrenip öğrettiğimizden dolayı bizlerin kafasında bu kültüre dair bir taslak oluştuğu gibi burada yeterince izlenen Türk dizilerinden dolayı özellikle, Latin Amerika'da ve yine İspanya'da da Türkçe öğrenme isteğinde büyük bir ilgi var. Yaşadığımız toplumun dili bizlerin dilini etkileyebildiği gibi aynı şekilde izlenilen Türk filmleri, Türk devletini tanımayı ve Türkçe öğrenme isteğini kamçılıyor.

 

-Konuşulan dilin, konuşan toplumla ciddi bir ilgisinin olduğu aşikar. Bir dil öğrendiğimiz zaman toplumun kültürünü de az çok öğreniyoruz. Günümüz İspanya kültürü ile alakalı neler diyebilirsiniz? Mesela yemek kültürü, toplumsal alışkanlıklar, eğlence ve sanata dair...

 

-Kültür olarak zengin bir millet İspanyollar. Sonuçta İber Yarımadası bir çok kültürün birleşim yeri olmuş, bir çok kültürden etkilenmişler. Yani, saf bir İspanyol kültürü var diyemeyiz. Çevreden çok fazla etkilenmişler ve bize de çok uzak diyemeyiz. Aramızdaki din faktörü bir çok şeyi ayırıyor ama mesela İspanyollar'ın çok sıcak kanlı insanlar olduğu söylenir bize. Evet öyleler ama ırkçı bir yanları da var. Özellikle müslüman olduğunuzu öğrendikten sonra biraz bakış açısı değişebilir. Ama Latinler'de bu yok. Yemek kültürü için de şunu diyebiliriz, ki zaten Hristiyan oldukları için birçok şeyleri bize uymayacaktır. O yüzden biz yemek kültürlerini çok da merak etmedik. Merak edilecek bir yer de göremedik maalesef. Ama tabii hepimizin ekip olarak tatmış olduğumuz İspanyol lezzetlerinden iki tanesi var. Birincisi “çurros” belki duymuşsunuzdur bir tatlı çeşidi. Çikolatalısı veya franbuazlısı oluyor. Yemek isterseniz de İstanbul'da Kadıköy'deki restorantların ve kafelerin bazılarında mevcut. Hocamızla beraber oraya gidip yemiştik. Biraz bizim bildiğimiz halka tatlısına benziyor. Yanında bir çikolatalı veya franbuazlı sos geliyor, ona banarak yiyorsunuz. Şerbetli bir tatlı yine de ama halka tatlısı kadar bol şerbetli değil.

 

-İspanyol kültürü deyince aklımıza ilk gelen şeylerden birisi de boğa güreşleridir mesela. Çoğumuz ya da dünyanın çoğu onu eğlenerek izlemiyor. İçimiz sızlayarak izliyoruz veya hiç izlemiyoruz. Sonuçta bir işkence var, bir katletme olayı var. Görüştüğünüz, iletişim kurduğunuz İspanyollar'da bunu gözlemleme şansınız oldu mu? Mesela boğa güreşini onlar nasıl değerlendiriyor veya İspanya'nın böyle bir şeyle anılmasından hoşnutlar mı?

 

-Bu konuda ayrılıklar var. Halk ikiye ayrılıyor diyebiliriz. Buna kültürel değer olarak bakıp sahip çıkanlar olduğu gibi biraz daha modern bakıp; bu zulümdür, katliamdır, ben kendimi sizden saymıyorum diyenler de oluyor. Ki zaten İspanya dediğimiz zaman bütün olarak bir devletten bahsedemiyoruz. Kataloyna bölgesi var kuzey tarafta ve neredeyse ayrı bir ülkeler onlar. Kendi milli marşları, kendi bayrakları, kendi eğitim sistemleri var ve başlı başına bir ülkeler. Otonom dedikleri bağımsız bölgelerden oluşuyor İspanya.

 

-Şimdi bir de İspanya deyince fiesta aklımıza ilk gelen şeylerden ama ben bunun tam tersi diyebileceğimiz “siesta” var. Öğle uykusu idi yanılmıyorsam. Tabii bu öğle uykusu olayı ile birlikte akıllarda bizim sünnet olan öğle uykusu uyanıyor. Bu da bize bir Endülüs, bir İslam kültürü esintisi olduğunu çağrıştırıyor. Bunu üzerine konuşalım mı biraz da?

 

 

-Bunun için şöyle diyebiliriz; günümüzde tabii insanlar gündüz işe gittiği için ben işten çıkayım, bir siesta yapayım olayı en azından kurumsal firmalarda olmuyor ama o sıcak hava şartları göz önüne alındığı zaman gidip yatmamak gibi bir şansınız yok zaten. Sıcaklardan dolayı ciddi manada verim düşüyor. Yaz aylarında Türkiye'de bile oluyor, öğlen saatlerinde insanlar mayışır, uykusu gelir hele de yemekten sonraysa. O yüzden biraz da ön yargılı yaklaşmamak gerektiğine inanıyorum. Kaylule kültürü de Araplar'dan geçmiştir tabi.

 

 

-Latin Amerikalılar'ın İslam'a olan yatkınlığından bahsetmiştiniz daha önce. Bunu ne kadar gözlemlediniz mesela en çok nelerden etkileniyorlar?

 

-Etkilendikleri şey olarak şunu örnek verebilirim: Mesela Bosna Hersek olayını ben derslerimde öğrencilerime anlatmıştım ve oldukça etkilenmişlerdi. Bosna Hersek'e Osmanlı uzun bir süre hükmediyor. Bir çok ihya faaliyetinde bulunuyor. Ama şu an Bosna Hersek'in kendi dili, bayrağı, kültürü var. Hatta Bosna Hersek'in yarısına yakını da gayr-i müslüm yani Müslüman değil. Bunu da göz önüne aldığımız zaman Latinler inanamıyorlar. Çünkü onlar böyle bir şeyle hiç karşılaşmamışlar, işgal edilmişler, zulme uğramışlar. Osmanlı'nın bu hoşgörü politikasını gördükleri zaman etkileniyorlar. Biz derslerimizde an azından şu yöntemi uyguluyoruz; dinimizi bize sorulana kadar söylemiyoruz. Genellikle İslam hakkında bildikleri tek şey İslam'ın ismi. Başka hiçbir şey yok. Şu soru geliyordu, “Osmanlıİmparatorluğu hangi dine inanıyordu?” İslam dinine deyince işte o zaman biz bir şeyleri değiştirebiliyoruz. Yoksa baştan İslam deseydik biz, belki de hiçbir şey değişmeyecekti.

 

 

-Endülüs'e tekrar dönecek olursak, İspanyollar'ın Endülüs'e bakışı nasıl? Gerçi pozitif bir şey beklemiyoruz en azından şahsım adına. İspanyol tarihinde yani onların “öğretilmiş tarihinde” Endüsülüs nasıl anlatılır? Sıradan bir İspanyol “Endülüs” denilince neler hissediyor, hakkında neler söylüyor, tepkileri nasıldır?

 

-Sözlerimin başında bir şeyden bahsetmiştim. Bizde Kadıköy İmam-Hatip'te bize aşılanan bir Endülüs ruhu vardı. Endülüs'e hasret belki de. Ben ve ekibim Endülüs'ü çok falza araştırdık. Ama İspanyollar ne biliyorlar Endülüs hakkında? Biz mesela Endülüs topraklarında yaşamıyoruz şu anda. Onların biraz daha bu tarihe yatkın olmasını, daha çok şey bilmesini beklerken şunu gördük, İspanya Milli Eğitim Bakanlığı'nın basmış olduğu kitaplarda Endülüs pek yok. Sadece bir kitapta bir sayfalık yer gördüm, o da Peygamber Efendimiz zamanından yani İslamiyet'in doğuşundan tarihi Endülüs'e kadar getiriyor ve bunu bir sayfaya sığdırıyor. Bu kitap da İspanyolca değil Katalanca. Yani İspanyollar'ın okuyabileceği bir dilde yazılmamış.

 

 

-Bu biraz bizdeki öğretilen tarihe de benziyor aslında. Tarihi öğretme yöntemine de benziyor. Cumhuriyet döneminden baktığımız zaman. Cumhuriyet öncesi Osmanlı dönemine çok detaylı değinilmezken cumhuriyet sonrası anlatılır. Genelde bizim bütün tarihimiz cumhuriyet sonrasıdır. Bu da herhalde aynı şekilde olmuş ve aynı travmayı onlar da yaşıyorlar herhalde.

 

-Evet. Ama şimdi şöyle, bize unutturulmaya çalışılan tarihin yine bizle bir bağı var. Müslümanlar sonuçta atalarımız. Şu olayı belki anlayabiliriz; adam kendi ideolojisini bastırmak istior ve Endülüs tarihini yok sayıyor. Din farklı çünkü. Ama bizde bu olay anlaşılabilecek bir düzeyde değil.

 

 

-İnşallah anlaşılabilcek düzeye getirilir diyelim. Çünkü çok içimizin yandığı konular bunlar. Endülüs'ün son dönemlerini az çok konuşacağız vaktimiz yettiğince. İlgi ona yöneliyor, çünkü alttan gelen bir yeni İspanya var. Endülüs'ün yıkılma dönemi ve özellikle Granada'nın düşmesi olayı. Bütün bu olaylar silsilesi ve bu süreç, dönemin müslümanları üzerinde nasıl bir etki bırakmıştı?

 

-Yani biz bir gecede Endülüs'ü kaybetmedik elbette. Müslümanalar zaten bunun farkındaydılar. Müslümanlar Endülüs'e girdikleri zaman tek bir devlet olarak, diri bir şekilde girmişlerdi. Zaman içerisinde mal, mülk, taht kavgaları derken ayrışmalar başladı. Müslümanalar Endülüs'e girdikleri zaman Hıristiyanlar dağılmış durumdaydılar. O yüzden fetihler çok kolaylaşmaya başladı. Bunun neticesinde bir çok kişi bilmez ama Paris'e kadar fethettiler. Şu anki Paris kentinin bir çok kısmı fethedilmiş durumdaydı. Belli bir kırılma noktasından sonra, tabi genel olarak, halk olarak biz Endülüs'te bir tek devlet olarak oldu bitti gibi görüyoruz ama “Memalik Dönemi” denilen bir çok farklı küçük devletcikler dönemi de yaşandı. Ders çıkarmamız gerekiyor. Bir ve diri olduğumuz zaman biz ilerledik, fetihler gerçekleştirdik. Ne zaman ki biz dağılmaya başladık ve Hıristiyanlar birleştiler, biz bu sefer çıkmaya başladık. Müslümanların burada belki üzülmek gibi bir lüksleri yoktu, çünkü kendileri yaptılar ne yaptılarsa. Hataya düştüklerinin de belli bir zaman sonra farkına vardılar. Bizim iki hükümdarımız birbirleri ile kavga ederken, Karşıdaki iki ayrı Hıristiyan devletinin tarafın bir kralı ve bir kraliçesi sırf Müslümanları yenmek uğruna evleniyorlar. Bir olalım, diri olalım ve Müslümanları yenip buradan atalım yeter artık diyorlar.

 

-Dedik ya, bir yıkıcı politika oldu o yüzden kültürlerini nüfuz ettiremediler diye. Tarihi eserleri, daha doğrusu zamanın eserlerini çok fazla yıkıma uğrattılar. Hatta devam eden bir yıkım bu. Hatta ben arkadaşlarımdan duydum bunu; şu an mesela Kurtuba Camii'nde namaz kılmaya çalışırsanız, tekme tokat dayak yersiniz. Bunu açmak istersek şu şekilde, Ben Talha Uğurluel'den dinledim bunu o Kurtuba Camiin'deyken; orası bir kilise ya da camii değil ve siz orada gözünüzün ucuyla, ima ile dahi namaz kılsanız ve güvenlik bunu fark ettiği anda kalabalığın içerisinde gelip sizi sarsarak rahatsız ediyorlar. Namaz kılamazsınız! Ama müze olduğu ve camii olmadığı için namaz kılamamanıza tezat olarak orada bir bölüm var, sıralar var kilisede bulunan gibi. Orada Hristiyanlar ayin yapabiliyorlar. Yani müzede namaz kılmak yasak ama aynı müzede kilise olarak ayrılan yerde ibadet edilebiliyor. Hatta bizim ezan vakti gibi “şuan ayin vaktidir daha sessiz olalım” gibi anonslar yapılıyor ama birisi göz ucuyla bile namaz kılmak istese hemen rahatsız ediliyor, uyarılıyor ve atılıyor. Bu da bir çağdaşlık, modernlik kisvesi altında yapılıyor. İslam'a bakış açıları hala değişmemiş dayanamıyorlar, korkuyorlar hala.

 

 

-Dergiyle alakalı bir şeyler yapmayı düşünüyordunuz. Onunla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz mesela? Basılı mı yoksa dijital mi olacak bu dergi ve sadece İspanyolca dil dergisi mi olacak?

 

 

-Evet dergi çıkarmayı düşünüyorduk hatta okulumuzda Dergicilik Okulu diye bir kulüp açıldı ve biz de oraya katıldık bu işi nasıl yapalım diye öğrenmek için. Hatta yazılarımızın konularını da belirlemiştik fakat araya pandemi süreci girince bu yarım kaldı. Ama tabi kültür yazılarını yazmaya devam ettik. Bu yazdığımız yazıları da web sitemizde yayınladık. Dergi çıkarma projemiz var devam ediyoruz hatta bizim bir kitap çıkarma projemiz de var. Okullar tekrar açılınca bunları gerçekleştireceğiz.

-Bu arada bir şey de akleyebiliriz. Bizim okulda bir kulübümüz daha var. Kendisi mütercim olan Veysel Akdoğan hocamız bizimle derslerden sonra gönüllü olarak haftada yaklaşık 5-6 saat bizle Arapça tercüme yapıyor. Tercüme ettiğimiz bir eser var. Mısırlı bir Nobel ödüllü yazar olan Tevfik el-Hakemî'nin Peygamber Efendimiz'in hayatı hakkında yazmış olduğu bir tiyatro eserini Arpça'dan Türkçe'ye çeviriyoruz şu anda ekip olarak. Bunu ilerleyen zamanlarda hocalarımızın da desteği ile İspanyolca'ya da tercüme edip bastırmak istiyoruz. Çünkü İspanyolca böyle elle tutulur bir eser yok. Olan eserler de İspanyolca bilen Araplar'ın yazdıkları eserler. Türkiye'de İspanyolca eğitim veren sadece iki tane okul var. Bunlardan birisi bizim okulumuz Kadıköy İmam-Hatip, diğeri ise bizim okulun kız bölümü. Ciddi bir eksiklik.

 

 

-Bu eksikliği tespit ederken sizi etkileyen unsurlar nelerdir?

 

 

-Türkiye'ye İstanbul hakkında belgesel çekmek için Madrid'den bir ekip gelmişti. Biz belgeseli izlediğimiz zaman bizi hayli yaralamıştı. Türkiye'de İspanyolca'yı iyi bilen birisini bulmak zor ve rehberlik yapan kişi Alevi bir bayandı.. Bu rehber sayesinde o belgeseli izleyen birisi artık şöyle düşünecek, “Türkiye'de camiden çok cemevi var.” Çünkü yaklaşık bir saatlik belgeselin tamamı cemevleri hakkında geçti. Mezhepsel düşünmekten ziyade bu olayın dikkat çekici tarafı bir belgeselden ziyade taraflı bir tutum sergilemesiydi. Bu da bizler için ciddi bir eksiklik ve bu tip şeylerin olmaması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

 

 

-Biz sizlerin bu emeklerinizi ve baraşarılarınızı görüp şahit olmakla beraber gönülden tebrik ediyoruz. Vedaya doğru giderken son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?

 

 

-Evet eklemek istediğimiz bir şey var aslında en son konuyla alakalı. Biz Süleymaniye Camii'nde gönüllü olarak İspanyol turistlere Müslümanlığı ve camiyi anlatıyorduk. En çok da Ali Hamza ile yaptık bunu. Tabi bizim yaptığımız tam olarak rehberlik olmadığı için bizi rehberler pek sevmiyorlardı. Sonuçta adamların ekmek teknesi orası. Hatta bizim bazı hocalarımızla aralarında bir tartışma da olmuştu. Tabi o zamanlar hazırlığı yeni bitirmiş olduğumuz halde o rehberlerin İspanyolcaları bizden daha kötüydü. Yaz tatilinde oraya hem dilimizi geliştirmek hem de insanlara oraları tanıtmak amaçlı gidiyorduk. Bir keresinde birkaç şeye şahit olduk. İspanyolca'ları kötü olduğu gibi kültüre de yabancılardı bu rehberler. Camilerde biliyorsunuz levhalar var. Allah lafzı, Peygamber Efendimizin ismi yazan levhalar. Onlara Hasan, Hüseyin diyorlar resmen sallıyorlardı bir şeyler. Bu yetersiz insanlar yüzünden insanlar çok yanlış bilgilendiriliyorlardı. İnsanlara Türkiye hakkında, tarihimiz hakkında çok yanlış bilgi veriyorlar. Biz orada kaybediyoruz bir yerde denebilir.

 

-Bir şeye aracı olan onu yapan gibidir. Gerçekten çok önemli ve güzel bir şey. Aprender Turco ekibi adeta bir altın madeni gibi. İnşaallah birçok projede yine birlikte bulunuruz. Onun da dışında sizlere yardım etmeyi de görev sayarız. Sizin de projelerinizde elimizden geldiğince destek olmaya çalışırız.

 

- Teşekkür ediyoruz. Destekleriniz bizi gerçekten çok motive ediyor. Görüşmek üzere...

 

“Başta Nur Akboz olmak üzere bu güzel röportajın düşünülmesi, önerilmesi ve yapılmasında katkı sağlayan herkese teşekkürler...”

 

 

Aprender Turco internet sitesi:
https://aprenderturco.net/

Aprender Turco instagram:
https://instagram.com/aprender_turco?igshid=1ixlrersdn4wh

Aprender Turco youtube:
https://www.youtube.com/channel/UC4IicbQKh464HOP2cEgM-rg

Etiketler
Aprender Turco İspanyolca Endülüs Latin Amerika kültür Yabancıdil boğagüreşi çurros İspanya Meksika

Yazar Hakkında

Efendi Dergi

Efendi dergi adı üstünde, hiçbir zaman efendiliğinden ödün vermeyen, yaftalama ve karalamadan uzak duran, erkeğe, kadına ve dahi çocuğa yönelik her türlü zihin besleyici yazıları, e-dergi kapsamında gençlik içinde gördüğü boşluğu doldurmaya yönelik büyük bir gayretle, okuruna en hızlı, muntazam halde, meccanen ulaştırmaya çalışan bir dergidir. Bu dergide bulacağınız en önemli özellik samimiyet ve efendilik olacaktır. Ne mi bulamayacaksınız bu dergide? Bu dergi asla zalimin yanında olmayacak. Bu dergi cıvık hareketlere girmeyecek. Peki, biz kimiz? Pür kusur mümin ve mümineleriz. Biz bir ideal etrafında buluşmuş, Yunus misali; “Ya ben öleyim mi? Söylemeyimde”… Diyenleriz. Hep sorarlar ya; kimlerinmiş bu dergi diye, bu dergi sizin derginiz… Bu arada yazmaya sevdalı iseniz, varsa söylemesem ölürüm diyecekleriniz, aramıza bekleriz.

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap