Ekranın Çocukları
- Kübra BİLGİSEVEN
- 3 Şubat 2018 - 08:47
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
Film aralarında çıkan yarım saatlik reklamlardan eminim hepimiz nefret ediyoruzdur. Yine bunlardan birine denk geldim bu sabah. Direk kanalı zapladığımı düşünüyorsunuz ama bunu yapmadım. Oturdum ve üşenmeden pür dikkat reklamı izledim. Tanıtımını yaptığı şey çocuklar için oyuncak çadırdı. Ev şeklinde kızlar için pembe, erkekler için mavi ve turuncu renklerde tasarlanmıştı. Yanında bir battaniye, kalpli yastık ve oyuncaklarını koymak için kutu hediye ediliyordu. Reklamdaki hanım abla bu çadır sayesinde çocuklarımızın daha mutlu olacağını, hayal dünyalarına katkı sağlayacağını söylüyordu. Güldüm. Tasarlanmış ve önüne konulmuş, başka bir şey için kullanılamayacak bu nesne çocuğu asalak yapmaktan başka bir şeye yaramayacak muhtemelen. Aklıma küçükken erkek kardeşimle oynadığımız evcilikler geldi. Minderleri kare olacak şekilde dik koyar ve üstüne çarşaf geçirirdik. İçine girer otururduk sonra. Bunu o senelerde birçoğunuz yapmışsınızdır. O zamanlar bu kadar oyuncak ya da alacak maddiyat yoktu belki. Ama iyi ki de yokmuş diyorum. Düşünsenize hayal etmeden her şeye sahipsiniz. Oysa bizim zamanımızda oyunlar ne güzeldi.
Komşumuzun kızıyla her gün oyun oynardık bahçede. Evlerimizdeki eski kullanılmayan eşyaları ya da çöpten bulduğumuz şeyleri alıp yerleştirirdik evimize. Yapraktan ve topraktan bol ne vardı o zaman şehirlerimizde. Biraz su katar, o toprağı hamur gibi yoğururduk. Sonra bizim evin yan duvarına yapıştırırdık ki pişsin de yiyelim. Hala izleri vardır silik silik. Öbür tarafta kalan çamurdan yapraklara iç yapar, sarma yapardık. Bakır bir tabağa koyup yer gibi yapardık. Hatta bir kere çamurun tadına bile bakmıştık. Hiç de fena sayılmazdı. Bazen de bahçeden meyve toplar, onları yemek yapardık ki onların taze ve güzel tatlari şimdiki hiçbir manavda yok. O zaman meyveler de hormonsuzdu. Sonra balıkçılık oynardık. Evimizin önünde akan bir dere vardı o zamanlar. Şimdi kupkuru tabi. Ona girerdik kurbağa larvalarını balık diye tutmaya çalışırdık. Hiç tutamadık diye hatırlıyorum ama en azından balık avına da çıkmadık demiyoruz. Sabah saat dokuzdan aksam ezanına kadar sokakta kalırdık. Galiba sokak çocuğuyduk. Sokakta oynanacak ne oyun varsa mutlaka oynamışızdır. Akşam eve gelince o yorgunluğun bedenimizde bıraktığı tatlı sızıyı unutmak ne mümkün. Deliksiz uyuduğum zamanlardı o zamanlar. Bebek almazdık. Bezden annem dikerdi. Ya da varsa bir tane barbie bebeğimiz ona kıyafet dikerdik. Bebeğin kendi kıyafetini ise neredeyse hiç giydirmezdik. Zaten saçma sapan olurdu. Ama bizim diktiklerimiz öyle mi. Dikiş dikmeyi de ilk o zaman öğrenmiştim annemden. Bazen başörtüsü bile yapar, kızımı kaptırdım. Ne yakışırdı ama.
Oyun oynamak için hayal kurmamız yetiyordu bizim. Şimdilerde bakıyorum çocuklara. Oyunları başkalarının ürettiği oyuncaklarla sınırlı. Arkadaşlık kültürleri yok denecek kadar az. Çoğunun elinde tablet var zaten ve senden benden iyi kullanıyorlar. Bu beni gerçekten çok üzüyor. Çünkü inanılmaz tehlikelerle dolu o ortam. Çizgi filmler ve oyunlar çocuklarımızı hep şiddete ve bencilliğe itiyor. En son yasaklanan mavi balina oyunu bunun en belirgin örneği. İlk başlarda ufak çaplı zararlar vermesi görev olarak veriliyorken, son bölümde intihar etmesi isteniyor. Anne babalar ise maalesef çocuğunun nelerle meşgul olduğunu incelemiyor. Oysa bu yaşlarda çocukların zihinleri zehir gibi. Her şeyi alıyor ve hiç unutmuyor. Başımızdan savmak için çocuklarımızı TV ya da tabletin kirli ellerine bırakmayalım. Çizgi filmlerin içeriğini izlemeden onlara izletmeyelim. Kendi izlediğiniz çizgi filmleri bir düşünün. Bugs Bunny, Şirinler gibi çizgi filmlerde nasıl mesajlar saklı dinimizle, toplumumuzla alakası olmayan hatırlayın. Sürekli Amerika’nın reklamı yapılıyor, komünizme özendiriliyor.
Evet bunu bizler yapıyoruz. Bugün neslimiz böylesine kötü hale gidiyorsa devletten önce kendimizi suçlamalıyız. Toplumun temel yapı taşı ailedir ve ailenin en önemli organı da çocuk. Çocuk doğru yetişmezse toplum, temeline dinamit yerleştirilmiş bir ev gibi havaya uçar. Bunu öğretmen arkadaşlar özellikle daha net görecektir. Okulda ya da sınıfta sorun çıkaran öğrencilerle iletişime geçtiğimizde muhakkak ailevi bir problemle karsılaşıyoruz. Öğretmenin bunu düzeltmesi çok daha zor. Anne baba sevgisi ve ilgisi oksijen niteliğinde. Bu olmazsa çocuğun sağlıklı bir hayat geçirmesi imkânsız denecek kadar az. Çok yoğun insanlarızdır eminim. Ama bu çocuklarımızı ikinci plana atmak için bahane olamaz. Yoğun olma sebebiniz muhtemelen onların daha düzgün bir yaşamları olsun diye birikim yapmaktır. Ama para, ahlak ve sevgi için yeterli değil. Maddiyat onlara nesneler sunar, hayallerini ve hayatlarını çalar. Onlara zaman ayırın, onlara sevgi ayırın, onları denetleyin. Bunu yaparken onları kısıtlamak için yapmayın. Değerli oldukları, onları önemsediğinizi hissettirmek için yapın. Gerçekten sevin. Esas sevgi davranışta gösterir kendini. Cüzdanınızdan değil yüreğinizden harcayın.
Yorumlar