"Gelin Evleri"mize Dönelim
- Hasibe Barlas
- 15 Eylül 2018 - 09:41
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Bu yazıda çoğumuzun bildiği, annelerin “İzle kızım sen de evini böyle yap” diye zorla izlettiği, pembe, mor, fuşya renklerin ağır bastığı, televizyonun üzerine dantel, dantelin üzerine bir daha dantel serilmiş; börekler, çörekler yirmi çeşitten az ise eksik puan verilmiş, kaynana kameranın karşısına geçirilmiş, gelinini öv denilmiş, sunum diye diye kurdeleler incitilmiş, yoğun bir şekilde altın içeren, eşleri birbirine düşüren, örgü ve çeyiz içerikli, beklentileri yükselten, kapitalizmi yücelten yeni gelin evlerinden bahsetmeyeceğim.
Hatta bu programları hiç eleştirmeyeceğim. Sonuçta yeni gelin olmak bunu gerektirir bilirim.
Hepiniz bilirsiniz parasız saadet olmayacağı gibi gösterişsiz gelin de olmaz.
Şöyle takılarını takacaksın dirseğine kadar. Yüzüklerin de taşlarını yarıştırmak bir yana, parmağım kalın olsa da daha fazla taş sığsa diye dua edeceksin adeta. Mükemmellik olmazsa olmaz, halılar bembeyaz olacak basmaya korkacak misafirler mutlaka! Televizyonun boyutu mu dediniz? Aslında ev inşaat halindeyken bir duvarın tamamını televizyona tahsis etmek lazım. Hayır yanlış anladınız, gözlerimiz falan miyop değil. Maksat “yeni gelin evi” statüsü sağlansın. Gel gelelim yemeklere, “mutluysan kuru soğandan şikayet etmezsin” sözünü kim söylemişse, yanlış söylemiş efendiler. Mutluluk cupcakede, enginar çorbasında… Ha bir de düşes patatesinde… Yani altın günü menüsünde… Ama mutluluğu sadece öyle yemek menülerinde aramayın. Bir de giydiğiniz kıyafetlere bakmamız lazım. Eğer gelinliğinize bindallı, nişanlık hatta nedime kıyafetleri de eşlik etmiyorsa çok şey kaybettiniz demektir. Tesettür mayonuzu da erkenden almayı unutmayın. Balayımı deniz kenarında yapmayı düşünmüyorum demeyin sakın, aman sakın, ele güne laf vermeyin, mutlaka tatile gidin. Gelelim düğün merasimine… Bir kere oluyor nihayetinde. Eğlencesiz düğün mü olurmuş! Kameramanı, on katlı pastası, kolası, dansı diyorum. Verdiğiniz paraya değsin canım. Düğün denince gelsin aklımıza sınırsız eğlence ve gece.
Bu yazıda iki yastık, bir yorganla ev döşeyen, dört duvarı hem mutfak hem salon hem de oturma odası şeklinde parselleyen eskilerimizden, bırakın on iki kişilik yemek takımını, on iki kişinin aynı kaptan yediği paha biçilmez lezzetlerden de hiç bahsetmeyeceğim!
İroni bir yana düğün öncesi, düğün sırası ve düğün sonrası dahi askıya aldığımız, “sen orada birkaç gün bekle” diye bilinç dışımıza ittiğimiz, görmezden geldiğimiz değerlerimiz nerede sahi? Onlarla tekrar karşılaştığımızda bakmaya yüzümüz olacak mı? Çekilen fotoğraflar, dinlenen müzikler, içilen içecekler, girilen ortamlar sonrasında kalbimize ferahlık olabilecek mi? Maneviyatımıza lehimizde dokunabilecek mi? Evlerimiz İslam kokabilecek mi? Eşlerimiz bize sükun olabilecek mi?
Gelin düğünlerimizi, evlerimizi, beklentilerimizi, ilişkilerimizi, değerlerimizi bir kez daha sorgulayalım. Fazlalıkları kaldıralım, israfı azaltalım, kalbimize sahip çıkalım. Gelenek göreneklere, akrabaya, sevdiklerimize, eşimize dostumuza saygımız sonsuz! Ne derler diye kendi değerlerimize olan saygımızı unutmayalım.
Araçlar amaç haline geldiğinde gerçek amaçları yaşamaktan nasıl aciz kalıyoruz, gelin fark edelim.
Gelin yeniden düşünelim.
Aile kokan salonumuza, maneviyat dolu odalarımıza, mütevazi mutfaklarımıza, sadeliğimize, kendimize; gelin evlerimize dönelim.
Etiketler
Yazar Hakkında
Hasibe Barlas
Deryada damla olma çabası...
Yorumlar