Hallâc-ı Mansûr Kimdir?
- Yıldız Güngör
- 2 Mart 2019 - 09:52
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Hallâc-ı Mansûr, asıl adı ebu’l-Mugîs el-Hüseyin bin Mansûr el-HALLAC (d. 858, Tur, Fars, İran – ö. 26 Mart 922, Bağdat)
Görüşleri ve yaşamıyla tartışmalı değerlendirmelere konu olan ünlü mutasavvıftır. Baba mesleğinden dolayı Hallâc (pamuk atıcısı) adıyla tanınır.
Hallâc, İran’daki mezhep çatışmaları nedeniyle genç yaşta Tur’dan ayrılarak, Arap kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Vasıt’a, ardından Tuster’e gitti. Bu yaşlarda tasavvufa yöneldi. Tuster’de ünlü mutasavvıflardan Sehl bin Abdullah et-Tusteri’ye bağlandı ve onunla Basra’ya gitti. Daha sonra Bağdat’a geçerek Amr bin Osman el-Mekki’ye bağlandı; bu sırada ünlü mutasavvıf Ebu Yakub el-Akta’nın kızıyla evlendi. Hâllac, Bağdat’ta Cüneyd-i Bağdadi’yle tanıştı ve ondan hırka giydi. Ne var ki coşkun kişiliği nedeniyle aralarında çıkan anlaşmazlıktan dolayı kısa sürede Cüneyd’den de ayrıldı.
İlk haccından (896) sonra Bağdat şeyhleriyle bütün ilişkisini keserek Tuster’e gitti. Dört yıl boyunca katı bir çile yaşamı sürdürdü. Sufi hırkasını çıkardı; halk arasına karıştı. Fars, Huzistan ve Horasan’da halkı yazıları ve konuşmalarıyla Tanrı aşkına çağırmaya başladı.
İkinci haccından (905) sonra denize açılarak İslam’ı yaymak amacıyla Hindistan ve Türkistan’a gitti, Çin sınırlarına kadar dolaştı. Onun bu gezisi sırasında İslam dinine giren Müslümanlar daha sonra Mansuri olarak anıldı. Daha sonra üçüncü kez hacca giden Hallac, Hicaz’da geçirdiği iki yılın ardından Bağdat’a döndü ve buraya yerleşti (y. 908). Son haccı sırasında tam bir kendinden geçme durumuna girdi. Ünlü “Ene’l-Hak” (Ben Hakk’ım) sözünü bir vecd anında bu dönemde söylediği anlatılır.
Hallâc’ın yolculuk tutkusu ve tasavvuf deneyimlerini kendisini dinleyen herkesle paylaşma çabası şeyhlerinin de hoşuna gitmemişti. Karısı aracılığıyla, Mezopotamya’nın güneyinde patlak veren Zenci ayaklanmasıyla bağlantı kurduğu öne sürülüyordu.
Hallâc yaklaşık 911’de Sus’ta yakalanarak hapsedildi. İlk yargılanmasında Şafii kadısı İbn Sureye onun öldürülmesine karşı çıktı ve aleyhinde istenen fetvayı vermedi. Daha sonra Maliki kadısı Ebu Ömer ile İbn Mücahid ve İbn Buhlul da Hallâc’ın öldürülemeyeceği yönünde karar verdiler. Büyük mutasavvıfın öldürülmeksizin tutuklu kalması ününün daha da yaygınlaşmasına yol açtı. Vezir Hamid, Ebu Ömer’den Hallac’ın öldürülmesi yönünde bir fetva elde etmeyi başardı. Bunun üzerine Hallac önce kırbaçlandı; ardından kolları ve bacakları kesildi, asılarak halka teşhir edildi. Başı kesildikten sonra yakılarak külleri savruldu.
“Ene’l-Hakk” sözüyle tasavvuf tarihine geçen Mansûr, edebiyatta Tanrı yoluna kendini kurban etmenin simgesi olarak görülmüştür.
Velhasıl Hallâc tarihin uzun zaman yanlış anlaşıldığı bir adam. İnsan kendisini Yaratanın sonsuz sevgisi ve merhameti karşısında hayran olur. İnsan yüreğindeki sevgiyi gizli tutamaz. Rabbinde bulduklarını etrafa söylemek ister. Hallâc ise bu sevginin karşısında kendinden geçti. Sonsuz sevgiyi herkese söylemek isterken kendini yanlış ifade etti.
Hallac gizli bağını açıklamıştı. Aşk iki kişiliktir. Aşka adım attın mı bir sen olursun bir de Maşuk. Aşık ile Maşuk arasındaki her şey onlara özeldir.
‘Aşık Hallac, Maşuk onu yaratan Rabbi’
Yorumlar