Hanımeli Sokağı Sakinleri
- Abdullah Kurt
- 19 Mayıs 2018 - 09:29
- 1 dk okuma süresi
- -
- 0
Bu gece gayr-i ihtiyari bir şekilde kendimi attım sokağa. Şehrin en karanlık sokaklarına doğru yürümeye başladım. Şehirdeki her insan gibi kalabalık sahil kenarlarına veya müzikalli mekanlara değil de ucu bucağı görünen küçük bir sokağa geldim. Hani denize doğru gideyim diyorum ama gidemiyorum. Sokakta öyle güzel bir koku var ki, gitme diyor hıçkırarak. Kimsesizlikten duvarlara sarılmış, dikenli telleri aşmış kurtarın dercesine kokuyor. Bir tarafta dalgaların sesi burada ise hanımeli kokusu. Oturdum hanımeli kokan duvarın dibine. Sokak karanlığa bürünmüş, uzaktan insanların sesi geliyor.
Hanımeli kokusu diyorum. Kimsenin haberi yok mu bu kokudan? Olsa gitmezlerdi herhalde bu sokaktan. Hanımeline dair ne kadar şarkı varsa çalınsın bu sokakta. Bütün şairler buraya tezgah açsın. Aşıklar burada atışsın. Şu duvarı yıkalım buradan. Bize sarılsın hanımeli. Şiirlerimiz hanımeli koksun. Bu sokağa hanımeli sokağı densin. Aşıklar buradan el ele geçsin.
Gitmeyi asla istemedim. Bıraksalar hanımelini yorgan edinir kıvrılır yatardım oracıkta. Ben mi abartıyorum abilerim, ablalarım? Sizce de güzel kokmuyor mu hanımeli?
Duvarda biçimsizce yazılmış; “Benim dünyama güneş hep batıdan doğar.” isyanına bakıp iç çektim ve kalktım. En ağır nasıl yürünürse öyle yürüdüm. Ardımda iki kıtalık şiir bıraktım, hanımeli sokağına. Dikenli tellere hayallerimi taktım, duvarda yüreğimin izini bıraktım kalktım.
Ah hanımeli! Beni bir sokağa hapsettin. Sen duvarlar ardında dikenli tellerde paramparça sarkıyorsun sokağa. Ben hanımeli kokmayan bir beton yığınının ortasında sana dair üç beş kelam yazıyorum. Anla sana nasıl tutundum.
Yorumlar