Tarih

Hayal Et Kardeşim!

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Hayal Et Kardeşim!

Kanuni Sultan Süleyman Han, Fransa Kralı Faransuva’ya hitaben yazdırdığı mektubunun başında kendisi ve Fransuva için şu ifadelere yer verdirir:

“Ben ki, Sultanlar Sultanı, hakanlar hakanı, hükümdarlara taç veren, Allah’ ın yeryüzündeki gölgesi, Akdeniz’in ve Karadeniz’ in ve Rumeli’ nin ve Anadolu’nun ve Karaman’ın ve Rum’un ve Dulkadir Vilayeti’nin ve Azerbaycan’ın Acem’in ve Şam’ın ve Halep’in ve Mısır’ın ve Mekke’nin ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve Diyarbekir’in ve Kürdistan’ın bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve daha nice memleketlerin ki, yüce atalarımızın ezici kuvvetleriyle fethettikleri ve benim dahi ateş saçan zafer kılıcımla fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı Sultan Beyazıd Han’ın torunu, Sultan Selim Han’ın oğlu, Sultan Süleyman Han’ım. Sen ki, Françe vilayetinin kralı Françesko’ sun…”

Bu ifadeleri okuduğumuzda göğsümüz kabarır hepimizin. Biz neymişiz, kimlermişiz deriz ve geçmişimizle, atalarımızla gurur duyarız. Peki, ya bugün için aynı gururu bizler duyabiliyor muyuz kendimiz için? Peki, hiç düşünüyor muyuz; Karadeniz’den Akdenize, Kafkaslar’dan Afrika’ya, Avrupa’nın içlerinden Yemen’e kadar yüzyıllarca adaletle hüküm sürmüş bir devletin ve bu devletin ulemasının, devlet adamlarının, askerlerinin ve ezcümle bir bütün olarak tebasının fetih yolunda gösterdiği gayreti, feda ettiği kutsallarını, yola çıkış ve mezile varış serüvenlerini. Şahsım adına bazen anlamaya gayret gösteriyorum, hayal etmeye çalışıyorum. Fakat bu yüce milletin yüzyıllar sürmüş ve tarihe iz bırakmış serüvenini idraka güç yetiremiyorum. Ancak bir nebze olsun anlayabilmişsem, sizlerle anladığım ve hissetiklerimi paylaşmak isterim.

Bugün merdiven çıkmaya üşenen, kısacık mesafeleri yürümekten aciz olan bizler; bazen öyle yorumlar yapıyoruz ki, tarihe mal olmuş olaylar haklında nutkum tutuluyor açıkçası. Bir düşünün, Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır fethini. Koskoca Memlük ordusunu Ridaniye ve Mercidabık’ta yok edişini. İstanbul’dan yola çıkan, yaya olarak binlerce kilometrelik yolları aşan, sayısı bütün eratıyla yüzbinleri bulan koskoca Osmanlı ordusunun sevk ve idaresini düşünün. Seferden aylar öncesinden zahirelerin menzillerde ve derbentlerde hazır hale getirilmesini; yüzlerce topun, binlerce tüfeğin ve kılıcın, sayısız kadırga ve barçanın hazırlanışını hayal edin. Ders kitaplarında hepi topu iki sayfaya sığdırılan, tarihin seyrini değiştiren bu vakaların bir parçası olarak hayal edin kendinizi! Bazen harp meydanında bir azap, yahut cephe geresinde bir tabip olun. Yahut El-Mukattam Dağı semalarında bir kartal olun, Yavuz Han’ı ve süvarilerini seyredin. Demirden zırhlar, Şam çeliğinden Dımaşki kılıçların sesleri Ridaniye semalarını inletirken. Yahut Plevne’de bir müdafi olun Moskof’a kök söktüren. Açlığın ve susuzluğun pençesine düşmüş bir beldenin sakinlerini Moskof’a bırakmamak uğruna Rus tabyalarına dört nala at süren, fesi başında, kılıcı elinde Osmanlı serdengeçtisi olun hayallerinizde. Daha birçoklarına hayalde yer vermek ümidiyle.

Elbet! Ertuğrul Gazi’yle başlayan ve Osman Gazi ile kök salan bu ulu çınarın göğe doğru uzanırken geçirdiği sayısız badire, birçok savaş ve barış ve yine bunların getirisiz olarak tahmin edemeyeceğiz kadar hüzün ve mutluluk var. Ancak birçoğumuz okuduğumuzla araştırdığımızla değil de instagram postlarında, atılan tweetlerde ve facebookta yapılan paylaşımlarla öğreniyoruz(!), öğrendiğimizi zannediyoruz. Ve ne hikmetse çoğu paylaşım da derinlikten uzak, kof ve alalede paylaşımlar olarak gözüküyor. Mohaçla, Çirmenle ve daha nice zaferle sosyal medya üzerinden tanışıyoruz. Sonrasında ise günümüzde milletimiz adına en büyük sorunlardan biri olan hamaset girdabına gözü kapalı kapılıveriyoruz. Evet, geçmişimizle övünsek, övüncümüz varolanın yanında gülünç kalır. Ne kadar gurur duysak; gururumuz olanın, tarihe kazınanın yanında bir hiç kalır. Ama övünçte ve gururda, ifrat ve tefrit arasındaki ince çizgiyi aşmamak gerek. Nitekim atalarımız bu konuda olması gerekeni hal diliyle anlatmış, anlayana.

Ezcümle bildiklerimiz, sadece duyduklarımız olmasın. Efsanelere ve tevatürlere kaptırmayalım kendimizi. Okuyalım, hayal edelim ve hissedelim. Acımasızca Merzifonlu Kara Ahmet Paşa, Baltacı Mehmet Paşa ve nice önemli şahsiyetlere zihinlerimizde kurduğumuz mahkemede idam hükmü vermeyelim. Abdülhamit Han gibi büyük devlet adamlarını putlaştırmayalım, tapmayalım sonrasında. Hissedin ve hayal edin. Tarih denilen mefhum, unutmayalım ki bildiklerimiz ve okuduklarımızın ötesinde yaşanılmış ve anlaşılmayı, hissedilmeye bekleyen ulu bir çınara benzer. Tarih bilincimizi yok etmeyelim.Yeter ki bu çınarı kurutup, kesmeyelim kendi ellerimizle!

Etiketler
hayal Gurur Kanuni Sultan Süleyman hamaset Fransuva Plevne Ridaniye Çınar

Yazar Hakkında

Hasan Kocapınar

Amatör ruhla yazılar yazan biri.

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap