İslama Karşı Yapılan Saldırılara, Müslüman Olarak Duruşumuz Nasıl Olmalıdır?
- Ömer Dilbaz
- 6 Aralık 2020 - 13:17
- 3 dk okuma süresi
- -
- 16
Geçenlerde bir şahıs çıktı. Kutsal kitabımız Kur'an'ı saygısızca yırttı. Aman Allahım! Gözüm döndü, başladım ben senin bip bip bip demeye... Sakinleşince düşündüm, şimdi ben kitabımızı korumuş oldum mu acaba? Tabi ki korudum, onun yedi ceddine sövdüm, kitabımıza sahip çıktım(!). Müslümanlık gerekliliğini yerine getirdim. Evet evet, Allah'ın bizi ciddiye alarak gönderdiği kelamı okuyup, anlayıp hayatımda uygulayarak değil de, gönderdiği elçinin getirdiklerini uygulayarak değil de ben kitabımızı yırtan şahsa şöyle uzun uzun küfrederek görevimi yerine getirdim.
Yukarıda yazılanları okuyan şuurlu Müslüman kardeşlerimin bu adam ne kadar da saçmalıyor dediğini duyar gibiyim. "Ya hu kardeşim İslam hoşgörü dini, sevgi dini peygamberimiz bile kendisine yapılan onca hakarete küfre böyle cevap vermemiş, küfrederek kitabımız mı korunur? İslam gerekliliği mi yerine getirilir hiç?" dediğini duyar gibiyim. İyi de bunları söyleyen kardeşim, ağabeyim, ablam, amcam, teyzem nasıl olacak? Adam kitabımıza hakaret edip yırtıyor. Nasıl mı olacak kardeşim? sen İslam'ı doğru dürüst temsil ediyor musun, kitabımızı okuyup hayatında uyguluyor musun? Bu soru beni çok düşündürdü. Arada mezarlık ziyaretinde okuyorum, bazen de arkadaşlar hasta olan yakınları için şu süreyi okur musun dediklerinde bir de... Sonra devam etti her kimse güzel insan, "İslam temsil ve teslim dinidir. Sen yeterince teslim olup temsil et bu zaten onlara en güzel cevaptır. O zaman hem kitabımızı korumuş olursun hem de dinin gerekliliğini yerine getirmiş." İyide dedim, nasıl olacak bu bey amca, pardon teyze hanım, her kimsen işte. Nasıl mı olacak? İslam'dan ve Kurandan nefret ediyorsa bir insan, demek ki Müslümanlar kitabımızda yazanı ne okuyor ne uyguluyor. Dinimizin dedikleri sadece dillerinde, kalplerde ikrar yok. Ee bunu gören de bu perhiz ne lahana turşusu kardeşim, hem böyle yazıyor kitabımızda diyorsun hem senin hayatında yok hem dinimiz böyle diyorsun ama sende göremiyorum. Ayrıca sen ona küfredersen o da senin kutsalına etmez mi? Ama sen dinin emrettiği hoşgörüyü uygularsan onun küfretmek ne haddine...
Çok haklısın sayın okur dedim, araştırdım bu şahsı. Eee kardeşim bu okurumuz yüzde yüz haklı. Adam devamlı Müslümanlardan yıllardır küfür, hakaret yiyip tehdit alıyormuş. Ayrıca onlar bunu yaptıkça o düzelmiyor, daha da azgınlaşıp daha çok küfür ediyormuş dinimize. Eee o zaman ben buna küfrederek dinime, peygamberime ve kitabıma daha fazla küfredilmesini sağlamış olmuyor muyum? Araştırdıkça öğrendim, bu adam ilk defa da yırtmamış kitabımızı. Herhalde korona falan insanların daha fazla kitabımıza sahip çıkacağı tuttu, şimdi gündem oldu bu olay. Ya da birilerinin gündemi değişme ihtiyacı duydu. Hani şu sıkışınca hemen din imana sarılan birileri. Neyse burada keseyim ben konuma devam edeyim.
Velhasıl okur abim, ablam, amcam, teyzem her kimsen senden Allah razı olsun. Sayende ona daha fazla küfrederek aslında korumak yerine kitabımıza zarar veriyormuşum onu anladım. Kitabımızı korumanın yolu onu okuyup, anlayıp hayatıma uygulayarak ne kadar hakikat barındırdığı hal dilimle göstererek olduğunu anladım. Hemen de Fil süresinin tefsirini okudum. Ve bu olayı anlamaya çalıştım. Ya yüce Allah koca filllere karşı ebabil kuşlarıyla Beytullah'ı korumuş. Allah öyle kadir ki demek, koca filleri küçücük kuşlar yenebiliyor. Eee o zaman Rabbim elbette onu korur, koruyor ve koruyacak; bence şahsa küfredip tehditleri bırakalım onun belasını bulma ve saire işlerini Allah'a bırakalım. Biz kitabımızı, dinimizi anlayalım hayatımıza uygulayalım. Fil hadisesinden bir misalle devam etmek istiyorum.
Abdulmuttalip Ebrehe'nin Fil ordusu Kabeye yaklaşınca herkes kendi malını mülkünü kollasın deyip kendi malının başına gider. Onu görenler "Ya Abdulmuttalip, Kabe'yi koruyalım, niye kendi mal mülkünün başına geçtin?" derler. Abdulmuttalip, "Kabe Allah'ın evi o elbette kendi malını koruyacak. Biz de kendi malımızı korumalıyız." der.
Sonuna bir dipnot bırakayım Ve yazımı burda bitireyim. Malum, okumaktan uzak toplumuz. Aaa kitabımızın ilk emri de "Oku!" imiş bu arada...
Bizler İslam'ı kendi istediğimiz ölçüde yaşıyoruz. Bu da çoğu zaman aslında dinimizle çelişiyor. Kuranı ve İslamı kendi istediğimiz gibi değil, Kuran ve peygamberimizden gelen şekilde yaşarsak bunun gibi şahıslara böyle imkanlar da vermeyiz. Yani biz küfretmek yerine o şahsa Kuran ve İslam'ın getirdiği güzelliklerini göstererek karşılık vermemiz ve hoşgörümüzü hiç kaybetmemiz ona verilen en güzel ve en doğru cevaptır. Ki bu peygamber efendimizin metodudur. Sonuç olarak kalpler Allah'ın elinde. Allah elbette zalime cezasını verir; onun zamanını ancak o bilir, biz kitabımızı ve dinimizi dosdoğru yaşamakla mükellefiz. Başkası sadece zarar ziyan vesselam....
Etiketler
Yazar Hakkında
Ömer Dilbaz
Kalbine yolculuk eden bir seyyah oradakileri yazan Şair....
Yorumlar