İyi Dostu Olanın Aynaya İhtiyacı Yoktur
- Şuara Karaosmanoğlu
- 13 Aralık 2020 - 15:58
- 5 dk okuma süresi
- -
- 20
“Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin” sözüyle toplumdaki güven duygusunu yok ettiler. İnsanların birbirlerine güvenmemesi korkunç bir durumdur. Güven taşımayan bir beden cesetten farksızdır. Güvenin olmadığı yerde şüphecilik, vefasızlık ve yapmacılık baş gösterir. Güven duygusunun yetim bırakıldığı yerde hiçbir duygu etkili olamaz. Güven duygusunu yetim bırakmak dinimiz gereği de bize yakışmaz. Güvensizlik iyi ruhları öldüren bir cinayettir. Oysa ki güven yaşamaktır, yaşatmaktır, aşktır, sevgidir. Güven, samimiyettir, vefakarlık, fedakarlıktır. Dürüstlük, saflıktır, sorgulamamaktır güven. En önemlisi de dostluktur güven. Bize samimi dostluklar gerek güven kokan.
İnsan yaratılış gereği tek başına bir hayat sürdüremez. Hayatın bir yerinde bir eksiklik vardır ve bu sebeptendir ki insan, yaşam serüveninde sürekli bir dost arayışı içindedir. Hiçbir insan dostsuz iyi bir hayat yaşayamaz. Hiç şüphesiz insanin ihtiyacı olan samimi bir dosttur. Ne güzel demiş Mevlana, “İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur.” Dostluk, dostunun derdiyle dertlenip gözleri uzaklara dalmaktır. Dostunun sevinciyle sevinip, hüzünle gözlerine bakmaktır. Dostluk iki insan arasında gönül köprüsüdür. Dost ile kurduğun gönül köprüsünden dertlerin, sevinçlerin karşıya geçtikçe omuzlarındaki yük hafifler, rahatlar ve en ömenlisi de şükredesin. Çünkü dost şükür sebebidir. Dostuna derdini anlattığında, samimi bakışlarıyla sana bakması, elini elinin üzerine koyması, sıcak kucağını açıp sana sıkıca sarılması, derdine çözüm bulamasa da ‘buda geçer üzülme’ demesi tüm dertlerine dermandır. Bir dostu olmalı insanın, yanında olamasa da hissettiği. Ve bir dostu olmalı insanın hata yaptığında o hatayı kimse görmeden örten ve öğütlerle ona ışık olan. Gerçek dostluk için daraldığında gidebileceğin birçok yerin varken ilk gidip de sığındığın limandır. Dostluk avucunuzun içindeki kum taneleri gibidir. Bilir bilmez avucunuzu acarsanız, parmaklarınızın arasından kayıp dört bir tarafa savrulur ve toplaması zor olur. Dostluk, koca yüksek dağ gibidir. Mühim olan zirveye çıkmak değil o zirveye nasıl çıkıldığıdır. Eğer ki kendi amaçlarınız doğrultusunda çıkar da, zirvede duran taşları birer birer aşağıya iterseniz, dostluk yıkılır, ipler kopar ve siz hiç ummadığınız bir anda uçurumun kenarından düşmüş ve yıktığınız taşlar arasında kendinizi yerle yeksan olmuş bulursunuz. Tüm kalabalıklarda yalnızlaşır ve kaybolursunuz. Çevrende arkadaşların, kardeşlerin, ailen olur ama onlar sana iyi gelmezler. İnsana iyi gelen dostluktur. Yitiriverirsin elinde avucunda dosta dair ne varsa. Garip bir insan olur çıkarsın. Çünkü "Garip insan, hiç dostu olmayandır." diyor Hz. Ali.
Dostluk, dostunu ararken kendini bulmaktır. Dostluk seni sen yapandır. Bazen de kendini sen yapandır. Ne diyor Mevlana: “Leyla değilim dost; lakin çağırırsan çöllere gelirim… Sana yalan halde gelmem, toplarım özümü yalın halde gelirim… Kapıyı çaldığımda ‘kim o?’ dersen; ben olmam kapında sen olur gelirim… Sen gel de yeter ki, yola yük olmam yol gelirim…” Gerçek dostluk insanı güzel ahlakı için sevmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Güzel ahlak, dostluğu sağlamlaştırır." diye buyuruyor, böylece güzel ahlak üzerine kurulan dostluk seni Hakka ve hakikate götürür. Dünyadaki hayatın dışında ahiret hayatını da düşünen sana dost olur.
Dostluklar, Allah rızası için ve çıkarsız olursa sürekli olur. Birbirini Allah için sevenler hakiki dostturlar ve dostlukları ahirette onlara cennetin kapılarını aralar. Allah Ayet-i Kelimede şöyle buyurmuştur. "Dostlar (dünyada günah işleme üzerine ahbablaşanlar) o (kıyamet) gün(ü) birbirine düşmandır, Takva sahihleri (Allah yolunda O'nun taati üzerinde dost olanlar) müstesna. (Çünkü onlar sadık dostlardır ve dostlukları ebedîdir.) Ey Benim ayetlerime iman edip de müslüman olan kullarım! Bugün size hiçbir korku yoktur. Siz mahzun da olmayacaksınız." Allah’a olan iman, sevgi, samimiyet paylaşmayı arttırır. Ensarın gözünü kırpmadan muhacirle malını, mülkünü, evini, sevgisini paylaştığı gibi. Ve Hz. Ebu Bekir’in Efendimiz (s.a.v)’le hayatını paylaştığı gibi.
Dostluğun akla ilk getirdiği dostluk hiç şüphesiz “sıddık” sözcüğünün sahibi Hz. Ebu Bekir’le, “emin” kelimesinin sabi Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in dostluğudur…
Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Ebu Bekir (r.a) ile Dostluğu
Hz. Ebu Bekir (r.a) ilk erkek Müslümandır. Hz. Ebu Bekir alçak gönüllü, yumuşak huylu, sevgi dolu, merhametli ve şefkatli bir insandı. Asla büyüklük taslamaz, insanların dertleriyle dertlenip, sevinçleriyle sevinirdi. Başkaların haklarını gözetip her zaman haklının yanında yer alırdı. Bütün servetini İslam yolunda harcamış ve kendisi sade bir hayat sürmüştür. Dürüst, güvenilir ve sadık bir kişiliğe sahipti. Hz. Ebu Bekir’in sadık bir kişiliğe sahip olduğu için kendisine, Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından “sıddık” ünvanı verilmiştir.
Peygamber Efendimiz’in en yakın dostlarından biride Hz. Ebu Bekir’dir. Ve Efendimiz’in yol arkadaşıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadisinde “Allah’tan başka dost edinebilseydim, Hz. Ebu Bekir’i dost edinirdim.” Buyurmuştur. Hz. Ebu Bekir, Peygamber Efendimizi yaşamı boyunca desteklemiştir. Hem maddi hem de manevi olarak. Efendimiz’e, Peygamberlik verilmeden önce de Hz. Ebu Bekir kendisine dostluk etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir iş yapmadan önce yakın dostu olan Hz. Ebu Bekir’e danışırdı. Efendimiz (s.a.v) Hz. Ebu Bekir’e danışmadan hiçbir iş yapmazdı. Hz. Ebu Bekir (r.a) Peygamber Efendimiz’i o kadar çok sever ve güvenirdi ki, Efendimiz’e Peygamberlik verildiği zaman bunu ilk olarak Hz. Ebu Bekir ile paylaşmıştı ve Hz. Ebu Bekir hiç sorgusuz Efendimiz’e inanmış ve kendisini bu yolda hiç yalnız bırakmamıştr. Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği sırada dostu, Hz. Ebu Bekir (r.a)’da kendisine eşlik etmiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hicret edeceği gece yakın dostu Hz. Ebu Bekir’e gider ve Hz. Ebu Bekir Mekkeli müşriklere yakalanmamak için tüm tedbirleri alır. Gerekli ihtiyaçlarını da aldıktan sonra Efendimiz ile beraber Sevr Mağarasına doğru yol alırlar. İki yol arkadaşı çeşitli sıkıntılarla karşılaşarak mağaraya ulaşmışlardır. Efendimiz ve yakın dostu Hz. Ebu Bekir mağaraya ulaştıktan sonra onların izlerini süren müşrikler de mağaraya vardılar. Hz. Ebu Bekir müşriklerin sesini duyunca büyük üzüntü içine düşer. Onu gören Peygamber, “Hayır, üzülme. Allah bizimle beraberdir.” diyerek onu teselli etmeye çalışır. Hz. Ebu Bekir’de, “İşte mağaranın ağzındalar, eğilseler bizi görecekler.” der. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz dostu Hz. Ebu Bekir’e cesaret vermek için, “Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kimse zarar veremez.” diye buyurur. Ama müşrikler mağaraya gelene kadar; bir örümcek ağlarıyla mağaranın ağzını örer ve ardından bir güvercin örümceğin ördüğü ağlara yuva yapıp yumurtlar. Bunu gören müşrikler büyük bir yenilgiyle evlerine geri dönerler. Efendimiz ve sevgili dostu Hz. Ebu Bekir üç gün mağarada kaldıktan sonra hicret yolculuğuna devam ederler…
Dost güle bülbül olmak, gülü dikeniyle sevmekti.
Bazen yolunu şaşırmış gemiye liman olmaktı.
Bazen ensara muhacir olmaktı.
Kimi zaman Mevlana olup dönmek, Şems olup yanmaktı.
Yusuf’a kuyu, Yunus’a okyanus olmaktı,
İsmail’e bıçak, Musa’ya Harun olmak, İbrahim’e ateş.
Mağaraya örümcek gibi perdedar olmaktı.
Aslında dost, Muhammed’e Ebu Bekir olmaktı….
Etiketler
Yazar Hakkında
Şuara Karaosmanoğlu
Garip bir yolcu.
Yorumlar