Edebiyat

Kale Şarkısı

  • 2 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Kale Şarkısı

Kırlangıçların avâzesinde bir kale şarkısıdır, Boyabat!

Kalbimin sırtına yükledim zulamda biriken söylencelerimi. Sözü hendeklerden atlatmalı, sular gibi akmalıyım. Kalbi kaleme verip, kalemi şahit kılmalıyım kalbime. Soğuk rüzgârlar gecenin bağrını dağlıyor. Rutubetli kalp duvarlarına sinmiş siyah gözyaşlarını kazıyorum. Ellerim törpü törpü... Sancılı dilimin kapısı aralık. Halimi d/okuyamaz hiç bir harf. Dokundukça kırılıyorum yaprak yaprak.

Eşiğime basmaya korkuyor ayak sahipleri...

Dünya panayırında, faniliğin tutkalına tutulmuş, kâinata sus makamında nazar eden, uzak diyarların şarkılarını söyleyen çocuklar, başını taştan taşa vuran, kimi yerde durgun, kimi yerde küheylan gibi durmadan akan nehirlerin gümüş raksında, mehtapla yıkanan bedeninde, kendi türkülerini, hasret nağmelerini neden fısıldamazlar nehirlerinin kulaklarına...

Ne söylesem naçar kalıyor. Kurumuş dudaklarımın çatlaklarından çıkmıyor bir "Hû"dan gayrısı.

Zaman tünelinde, üzerimde küller, yürüyorum insan enkazları arasında. Tutunuyorum yıldızlara, tutuyorum kelimelerin kalbinden.

Hamuş (!)

Söz evim hınca hınç dolu oysa. Ama yakışmaz sana söz söylemek. Ağyâr ne der sonra. Sal beni gönlüm ıraklara. Çamurlu yollardan geçerek çıkıyorum kalenin surlarına. Tahayyülümde, üzerine mânâ esvâbını giyinmiş gizemli bir ses;

''Hey sen!'' diyordu.

 "Sen!.."

''Hadi çığlıklarında boz bütün sükûnetini! Haykır!... Kimsesizliğini, garipliğini, yanmışlığını söyle. Kanamışlıklarını... Daha ne kadar dağlayacaksın yârelerini. Harın ne zaman sönecek? Dağılacaksın...''

Can hânemde yankılanan bu ses... Şaşkın çocuklar misali hâlim. Uçurtmaların azizliğine uğramış, kuyruklarına takılı kalmış hayallerimi, kelime kelime teğelliyordu sanki istikbâle... Dilindeki ninnileri, yüreğimin kovuğuna üflüyordu. Sallıyordu yalnızlığımın beşiğini... Susmuyor hep söylüyordu. Gecenin karanlık saçlarına takılmış alaca bir toka gibiydi sözleri;

 ''Dilimizde çözülsün gece! Göyneğimin epriyen yanlarından reşhâlanıyor hasret, aşk libâsından bir peyik kesiverde, şefkatkârane sıvazla melâl gönlümü. Hûlleler biç, mesleği terzilik olmuş peygamberi solukların estiği ellerinle. Gök yağarken gülşenine, intişâr eden köklerinin tutunduğu bir avuç toprak olmaktır murâdım! Durma öyle, beni câna ikrâm eyle!''

Sol yanımda açılmış bu cerahat da ne böyle. Ilık ılık akıyor hüzzam bestesi ömrüme. Göz çanaklarımı bulut eyledim. Su doldurdum ağzına kadar. Akı(tı)yorum haydi aç avuç tasını. Gönül ovamda, çoraktı toprağım. Neredeyse çatlayacağım. Sürûru ağlara yakalamak için, Yağmurda ıslanmaya gidiyorum..

Hamiş;'

Balıkçı ağlarına takılır mı aşk?' sorusunu hâşiyesine düşeliden beri edip, ağ-ladım. Gözümde balıklar suya kandı. Bir martı kanadı kanattı denizin bağrını. Hasret aynımda çapaklandı.

Yâdıma düştü …!

Aşk'a, nûr'a, çeşm-i âb'a.


 

Etiketler
Kale şarkısı Terennüm esinti

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap