Fikir Düşünce Psikoloji

Kod Adı 'Özgürlük'/Ne demektir ?

  • 22 dk okuma süresi
  • -
  • 8
Kod Adı 'Özgürlük'/Ne demektir ?

Küçük çocuğunuz, pis ve zararlı şeyleri yese, yeme o pistir, zararlıdır der misiniz? Ateşe uzansa, cızzz yakar o der misiniz? Yılana elini uzatsa, sakın dokunma sokar der misiniz? Kışın sokağa çıplak çıksa, üşürsün hırkanı giy de çık der misiniz? Derseniz, çocuk size baba benim özgürlüğüme karışma dese ne dersiniz? En azından ben babayım, çocuğumun iyiliğini düşünmem gerekir, onun için böyle söyledim dersiniz.

Evinizdeki eşyaları, rastgele hepsini üst üste bir odaya mı koydunuz, yoksa buzdolabını ve bulaşık makinesini mutfağa, çamaşır makinesini banyoya, karyolayı yatak odasına mı koydunuz? Hangi halde koyarsanız koyun, eşya sizindir kimse karışamaz.

Bu kâinat ve içindekiler de başı boş değildir. Hepsinin bir sahibi vardır. Siz nasıl çocuğunuza zarar gelmesini istemiyorsanız, her şeyin sahibi olan Allahü teâlâ da, kendi mülkü olan insana, o kişinin faydası için bazı emir ve yasaklar bildirmiştir. Evinizdeki eşyalar nasıl sahipsiz değilse, bu kâinat da sahipsiz değildir.

Arapça’da "abd", kul, köle demektir. Orta çağda bütün dünyada kölelik sistemi vardı. Köleler eşya gibi, hayvan gibi alınıp satılırdı. Sahibi de, köleye istediği işleri yaptırma yetkisine sahipti. Köle, şunu yaparım, şunu yapmam diyemezdi. Çünkü onun sahibi ne isterse öyle yapmak zorunda idi. Köle tam bir esir idi. İslamiyet köleliği kaldırmak için epey çareler koymuştur.

Bütün insanları da Allah yoktan yarattı. Yani bütün insanlar, Allah’ın kulu, kölesidir. Efendimiz Allah’tır. Hepimiz köleyiz. Köle köleliğini bilmeli, efendisi ne emrediyorsa onu yapmalıdır. Bu efendi, kölelik sistemindeki efendiden çok farklıdır. Bizi dünyaya getiren akıl veren; can veren, el kol, bacak, göz gibi organlar veren, rızık veren bir efendidir. Üstelik diğer köleler gibi kaçıp kurtulma imkanımız da yok. (Sözümü dinlersen ebedi olarak Cennet denilen bir yerde seni ağırlarım, sözümü dinlemezsen, ebedi olarak Cehennem denilen yerde sana azap ederim) diyor. Bunları da yapabilecek kuvvettedir.

Gerekirse dünyadaki efendileri dövebiliriz, öldürebiliriz, ama, bu efendiye hiç kimsenin gücü yetmez.

Dünyadaki efendiler, bizim iyiliğimizi, kötülüğümüzü tam bilemezler, başımıza gelecek işleri, düşüncelerimizi, arzularımızı bilemezler. Ama bu efendi, her şeyi bilir, her şeye gücü yeter. Üstelik çok merhametlidir. Her istediği şey bizim iyiliğimiz içindir. Bütün doktorlardan daha iyi sağlığımız için reçeteler verir. (İçki içme, uyuşturucu kullanma, zina ve hırsızlık etme, temiz ol, namaz kıl, oruç tut, zekat ver) diyorsa bizim bunda mutlaka bir faydamız vardır. İyilik edene teşekkür etmek insanlık icabıdır. Beden ve ruhumuzun, dünyada ve ahirette saadet ve felaketine sebep olacak şeyleri bildiren Efendiler efendisine teşekkür etmek insanlık vazifesi değil mi? İnkâr etmek nankörlük olmaz mı?

Bir doktor, hastasına ilaç verse, o da (İlacı kullanmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, ilaç kullanmasa, doktora zararı olmaz. Fakat kendine zararı olur. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, hastalıktan kurtulması için, hastasına ilaç verdi. Doktorun tavsiyesine uyarsa, şifa bulur, uymazsa ölür gider. Bu işte doktorun hiç zararı olmaz. Bunun gibi, (Allah’ın benim ibadetime ihtiyacı yok) diyerek ibadetten kaçan da, Cehenneme gider.

Özgürlük ne demek?

Özgürlüğü ipi koparmak olarak algıladığımız şu çağda zevkinin ve nefsinin heva ve hevesine kapılan serbest bireyler hayatın sınırlarını bilemezler. Her şeyi hemen yapmak, almak, tatmak isterler. Aidiyet duygusuyla yetişmeyen, evdeki kuralları dinlemeyen sokağa bağımlı olur.

Ticarette serbestsindir, "Kime ne?" dir. 1,50 TL'ye aldığın teneke kolayı 4,50 TL ye satabilir, milleti kazıklayıp kâr edebilirsin. Birilerine borç para verip sonra faiziyle alıp eşkiya kesilirsin."Kime ne?" Kültürünü, gelenek ve göreneklerini ayaklarının altına alabilir, el öpmek de neymiş, hele şu ayağa kalkmalar... Gericilikmiş hepsi, safsataymış. Hele şu saç tıraşları... Şekilli mekilli, ortasından anayol geçmiş; bir kedi tırmalamış gibi, çizgi çizgi... Dövmeler... Erkeklerdeki küpeler... Yeni diye giydiği paslı ve yırtık pantolonlar... Kapalıların pantolon ve eşofman giymeleri... Babası ay sonunu getirmek için borç dilenirken, yağmurun soğuğun, kışın karın altında soğuktan titreyerek çalışırken 450 Tl'ye Orijinal diye giydiği Nike'ler Puma'lar bilmem neler...

Dilediğin şekilde yaşayabilirsin(!). Yaşasın özgürlük(!). Anne babanın dediklerini dinlemezsin. Geç oldu saat iki, "Uyu!" derler uyumaz, sabahlara kadar sosyal medyada birilerini kıskanmaya, saçma sapan aşk filmlerini izlemeye devam edersin. Devletinin kanunlarına baş kaldırır anarşist, -Neuzubillah- biraz daha ileriye gider dinin kanunlarına baş kaldırır ateist olursun. Sorumlulukların bir toplumsal baskı ya da dayatma olduğunu düşünür, sorumsuz olursun. "Kime ne?" Ahlak kurallarını kendin kuralların sanar, ahlaksız olursun. Yaşasın özgürlük(!).

Atalarımız ne güzel demişler; "Sürüden ayrılanı kurt kapar." Çıkın ve dışarıda Adı 'Özgürlük' olanların düştükleri duruma bakın...içler acısı, içler acısı... Değinmeden edemeyeceğim. Yüce Kitap Kur'an'da Rabb'im (Ali İmran-103) şöyle buyuruyor "Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız."

Kuru bir itaati savunmuyorum. Özgür olduğumuz noktalar da elbette var. Yoktur demek insan cüzzi iradesine saygısızlık olur ancak burada ögürlük karamının içinin boşaltıldığını ve ahlaksızlık ile doldurulduğunu söylemeye çalışıyorum. Dinin kurallarına kendine göre şekil vermek özgürlük olamaz ve asla saygı duyulmaz. Ya açıksındır ya kapalı. Başörtüsünün altına eşofman giymek mi? Nerede bunun kuralı? Batılın modasında mı? Dizilere bakın, kanalları bir gezin. Ahlaksızlık... İslama zarar veren islamfobiler, ilimunatiler... ''Bana zarar vermez!'' demeyin, veriyor. Sizlerin dinine, değerlerinize hepsine zarar veriyor. ''Amaan ben zaman doldurmak istiyorum. Tüm gün iş yapıyorum, ders çalışıyorum,evi temizliyorum bunların karşılığını almak benim hakkım!'' diye diye hatta boşverin bunları ''Ne izleyeceğimi sana mı soracağım ulan!'' demekten de geri kalmıyorlar maalesef. Çocuklarınıza bakın? Nefsinin terbiye edilmesi gereken zamanlarda her herde cinsellik, saldırganlık, vahşet... Nasıl terbiye olacak bu çocuk? Peki küfür? Nereden öğreniyorlar küfrü ? İçki içiyorlar, sigara içiyorlar kimse bu zararları, ahlaksızlığı görmesin diye birde sahnede onları gösermiyor yasaklıyorlar. Neden burayakadar gelsin ki? Madem gizleyeceksiniz neden izletiyorsunuz? ''Aa izlemek benim hakkım, Aa istediğimi yaparım sanane.'' değil mi? ''İçki içerim, ahlaksızlık yaparım, eşimi doğrarım, istediğim hayvanlara zarar veririm...''' Hayır yapamazsın! bu edepsizliğini bana göstermeni istemiyorum.

TDK, özgürlüğü de şöyle tarif etmiş: (Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu.)

Özgürlük, şöyle tarif edilse belki biraz daha az zararlı olurdu: Özgürlük, kendine ve başkalarına zarar vermemek şartı ile, dilediğini yapma hürriyetidir.

Git başka bir yerde ne halt yiyorsan ye ama ben senin bu edepsizliğini görmek istemiyorum, Çocuklarımın bu edepsizliğinizi görmesizi istemiyorum. Senin bu özgürlüğün, bu vurdumduymazlığın benim değerlerime onlar için canımı feda edeceğim çocuklarıma ve değerlerime zarar veriyor. Erken yaşta cinselliği öğreniyorlar. Erken yaşta sigara, alkolün ne olduğunu öğreniyorlar. Bu haltlar birer kurtuluş kaynağı olarak gösteriliyor. Avrupanın kültürünü benim iman dolu oğlumun gözlerinin önüne getiriyorlar. Haram olarak bildiği belki uğruna öleceği dini kurallarını yerle bir etmeye çalışıyorlar. Domuz eti, bizim kutsallarımızda haramdır ve asla haşa-helal- değildir. Onların zevkle yediği sosisli domuzu yanında rakılı masayı çocuğumun gözünün içine sokuyorlar. ''İnkâr edenlerin (gönüllerince) diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanıltmasın; Az bir faydalanmadan sonra onların sığınakları cehennemdir. Ne kötü bir mesken! Fakat Rabb'lerine karşı gelmekten sakınanlara, Allah katından bir ikram olarak, zemininde ırmaklar akan cennetler vardır; orada temelli kalacaklardır. Allah katındaki mükâfat iyi kimseler için daha hayırlıdır.'' (Âl-i İmrân Suresi - 196-198 . Ayet) diyen bir Rabb'im var. Ben buna ulaşmak istiyorum ama onlar gözümün içine Allah'ın haram kıldığı beni bunlarla imtihan ettiği şeylerle benim aklımı çelmeye çalışıyorlar.

İnsan, birçok yönden özgür değil, kadere mahkum olarak doğmuştur. Ne cinsiyetini [erkek-kız oluşunu], ne boyunu [uzun-kısa oluşunu], ne de akıllı-deli oluşunu kendisi tayin edemez. Kör, sağır, dilsiz, felçli, çolak, sakat olarak doğmasına engel olamaz.

Demek ki, insanın doğuşunda özgürlük yoktur. Doğuşunda yok da, hayatı boyunca özgürlük elinde midir? Kız ise, kendisini erkek yapabilir mi? Cüce ise boyunu uzatabilir mi? Hiç uyumadan ömür boyu uykusuz kalabilir mi, aç, susuz durabilir mi? Ehliyetsiz şoförlük, diplomasız hakimlik, doktorluk yapabilir mi? Kendi kendine vali, bakan olabilir mi?

Şu halde tam özgür yaşamak mümkün olmadığı gibi, başkasının hürriyetini engelleyen sınırsız özgürlük de zararlıdır. Özgürlük, her istediğini yapabilmek değildir. Suç işleyeni mahkum etmek, hürriyetlere engel olan birkaç anarşisti hapsetmek esaret değildir. Sadece başkasına değil, kendine de zararlı olmak özgürlük değildir. Mesela uyuşturucu maddeleri, vücuda zararlı olan şeyleri yasaklamak, özgürlüğe zıt olarak vasıflandırılamaz. Trafiğin düzgün olması için, kurallar koyarak, soldan gitmeyi yasaklamak özgürlüğe vurulan bir darbe değildir. Aslında özgürlüğü kolaylaştırıcı tedbirlerdir.

Dinimizde başıboş bir serbestlik yoktur. İslamiyet’te özgürlük [hürriyet], sadece başkalarına değil, kendine ve kendi malına da zarar vermeden, dinimize aykırı olmadan dilediğini yapabilme serbestliğidir. Özgürlükte, kendi malına, hattâ kendi canına kıyma serbestliği varsa da, Müslüman, malını kırıp yakamaz, israf da edemez. Yani dinimizin emrine aykırı olarak malını harcama yetkisi yoktur. İslamiyet, insanın dünya ve âhirette mutlu yaşaması için gerekli kuralların bulunduğu hak dindir.

  • Suçluyu affetmeyip cezasını vermek, hürriyete aykırı değildir.
  • Kafesteki yılanı, halkın içine salmak, yılan için bir özgürlük sanılsa da, insanlık için bir felakettir.
  • Bir caninin serbest bırakılması da, onun için özgürlük ise de, millet için hürriyet düşmanlığıdır.

Netice olarak, her işte eşitlik ve tarafsızlık gibi, sınırsız özgürlük de hürriyet düşmanlığıdır.

İstediğimizi yapabilir miyiz ?

1– Her devletin kanunları, tüzükleri vardır. O ülkenin vatandaşları bunlara uymak zorundadır. Uymayan cezalara çarptırılır.

2– Her şirketin prensipleri farklıdır. O şirkette çalışan, peşinen bunları kabul etmiş demektir. Orada çalışmak istiyorsa, bunlara uymaktan başka çaresi yoktur. Ya uyacak, ya da istediği yere gidecek...

3– Trafiğin düzeni için trafik kuralları konulmuştur. Herkes istediği gibi gidemez, istediği gibi araç sollayamaz, kırmızı ışıkta geçip gidemez. Bu kurallara uymayan, ceza ödemek zorunda kalır. Bir kaza sonucu hayatından da olabilir.

4– İnsan istediğini yapabilseydi, dinlerin, peygamberlerin ve kitapların gönderilmesine lüzum olmazdı. Bu yüzden, insan, kul olarak yaratıcısının emir ve yasaklarına muhataptır. Bunu kabul etmeyen, istediğini yapabilen, sorumsuz mahlûkların yani hayvanların seviyesini tercih etmiş olur.

5– Eskiden tasavvufun da, prensipleri vardı. Bir mürşide tâbi olup olmamak serbestti; ama tâbi olduktan sonra her istediğini yapamazdı, o yolun edebine, prensiplerine, şartlarına uygun hareket ederdi. Mürşide talebe olan, o yolu veya o zatı temsil ediyor demekti. Her işiyle, kılık kıyafetiyle, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla, kısaca her şeyiyle buna dikkat etmek zorundaydı. Ya uyardı veya uymak istemezse çekip giderdi.

Demek ki, her istediğini yapmak doğru bir şey değildir. Herkes istediğini yaparsa, ne düzen, ne hak hukuk, ne de huzur kalır. İslam âlimleri, (Edep, haddini bilmektir) buyuruyorlar. Yani, kendi konumunu, yetkisini bilmektir; ben ne yapabilirim, ne konuşabilirim, ne yiyebilirim gibi, her hususta hakkını bilmektir. Bunun sınırını da, dinimiz bildirmektedir.

Olaya birde şu şekilde yaklaşalım.

Özgürlüğün olduğu ortamda aidiyet duygusu olmaz ve bireyler birbirini tam olarak tamamlayamazlar. Misal evli bir çift düşünelim ve bunlar özgürlüklerine düşkün olsunlar. Annelik ve babalığı toplumun bir dayatması olarak algılayan bu çift tam olarak bir anne ya da baba olamayazlar ve toplumun olara verdiği görevleri yapmama eğilimi gösterirler. Eşlerden biri diğeri yokmuş gibi sırf kendi düşünceleri ve ilgisi çerçevesinde içinde davranmaya başlar ve ''Benim yaptığım şey seni ilgilendirmez, kendi bildiğim ve inandığım biçimde yaşamak istiyorum.'' derse ne olur ? Özgürlüğüne düşkün olan bireyler sağlıklı bir aile kurabilirler mi? İşlbirliği olmaksızın kadının yaptığı her iş ve hareket erkeğin hoşuna gitmeyebilir. Erkek de özgürlüğüne düşkünse eğer mutlaka bu eşler arasında kırılmalar olacaktır.

''Benim yaptığım şey seni ilgilendirmez, kendi bildiğim ve inandığım biçimde yaşamak istiyorum. Halkın neye, niçin inandığı beni ilgilendirmez!'' diyemez. Toplum değerleri, yaşam felsefesi, etkileşim biçimi trafikte; bakkalda; yolda; o kişiyi kuşatır. Farkında olsun ya da olmasın kişi toplumla sürekli ilişki içerisindedir. Yani yanlış bilinen bilinen ve tanımlanan 'Özgürlük' düşünülemez.

Düşünce özgürlüğü tüm özgürlüklerin temelidir ve İnsanı düşünmeye teşvik eden islam dini özgürlüktür.

İslam dini, insanların yaşam, inanç, düşünce ve ibadet özgürlüğüne değer verir ve sahip çıkar. Varlık içinde ayrıcalıklı yaratılan insanın ideal seviyeye yükselmiş olmasının başta gelen sebebi onun düşünme yeteneğine sahip olmasıdır. Belki de bu nedenle yeryüzü ve bütün âlem insanoğlunun hizmetine verilmiştir. Bu emre âmâde kılınmanın (teshîr) arkasında, insanın düşünme yeteneği ile donatılmış bir varlık olması etkilidir.

“Allah o yüce Zattır ki, içinde emri ve izni ile gemiler akıp gitsin, lütfundan nasiplerinizi arayıp şükredesiniz diye denizleri hizmetinize vermiştir. Hem göklerde ve yerde ne varsa, hepsini Kendi tarafından bir lütuf olarak hizmetinize veren de O’dur. Elbette bunda düşünecek kimseler için ibretler vardır.”( 45/Câsiye/12-13.)

Doğru düşünerek, nimetlerden hakkıyla yararlanma ve onları lütfeden Allah’a şükretme vazifelerini yerine getirmek için

” insanların Kur’ân’ın rehberliğine muhtaç olduklarının altını çizmek amacına yöneliktir. (Heyet, Kur’ân Yolu, IV, 694.)

Bu ve benzeri âyetlerde, tetkike, gözleme, düşünmeye; yerde ve gökte, bütün yaratıklarda, evrensel fenomenlerde ilmî araştırmalar yapmaya açık bir çağrı bulunmaktadır. Kur’ân, insanı sadece tabiattaki fenomenler üzerinde düşünmeye, ilmî araştırmalar yapmaya sevk etmemiştir aynı şekilde insanı, nefsini, biyolojik ve psikolojik oluşumunun gizemini düşünmeye de teşvik ederek, biyolojik, tıbbî ve psikolojik sahalarda keşiflerde bulunmaya çağırmaktadır. Kur’ân insan için bir düşünme makinasıdır.

Seçme hakkı İslam'dadır.

İnsan iyi-kötü, güzel-çirkin bütün sözlerini dinleyip güzel olanı seçer.*31* Söz söylenmeden önce düşünmek ve ardından beyan etmek
asıldır. Dolayısıyla kişi hem düşünce hem de onu ifade bakımından tam olarak özgürdür. Dinleyen ise hepsini dinleyebilme ve mukayese edebilme ve sonunda da en güzelini bulup ona uyma konusunda özgürlüğe sahiptir. Bu âyetten Kur’ân'ın her türlü düşünceye açık olduğunu görürüz.*32* Hatta Kur’ân-ı Kerîm’de cebrî (fatalist) düşünceyi reddeden ve kınayan âyetler, bireye düşünme ve seçme özgürlüğü tanımıştır. Ancak bu davranışlarında ve düşüncelerinde başkasının can ve mal güvenliği korunmuştur. Bireyin yaptığı fiili başkasına yıkmasına şiddetle karşı çıkmış ve böyle davranma eleştirilmiştir. Fatalist düşünce
günah işlemenin ve sorumluluktan kaçmanın bir gerekçesi olamaz.

Kur'an hiçbir emir ve talimatı insanlara baskı ile peşin hüküm/önyargı ile düşünmeksizin, beyin yıkayarak kabul ettirmek istemez.

Kur'an, insanların temel hak ve özgürlükleri konusunda hiçbir kısıtlama getirmemiştir.35 Aksine başkalarının özgürlüklerini zedelememek şartıyla her insanın fikrini açıklamasını temel ilke olarak kabul etmiştir. Kur'an hiçbir emir ve talimatı insanlara baskı ile peşin hüküm/önyargı ile düşünmeksizin, beyin yıkayarak kabul ettirmek istemez. Zaten özgürce düşünmenin şartlarından biri de hiçbir peşin fikrin benimsenmemiş olmasıdır. Allah'ı tanımayanlara, O’na ortak koşanlara karşı yasaklar koyma ve baskı kurma yerine, onları özgürce düşünmeye çağırma metodunu yeğlemiştir.36 Her insanı en başta insan olma vasfı ile kabul eden ve meşru bir sebep olmaksızın onun incinmesine dahi müsaade etmeyen İslam dini, insanlarla ilgili olarak ortaya koyduğu inanç, sistem ve düzenlemeler için ferdi hürriyeti esas almış ve onun alanını çok geniş tutmuştur. İnsanın insanlığı, onun hür olmasına bağlıdır. Toplumun menfaatine müdahale
etmediği veya diğer insanların özgürlüğüne engel olmadığı sürece, ferdin hürriyetine herhangi bir sınırlama getirmemiştir.37 Kur’an, özgür düşünce ve iradeye vurgu yaparak Allah ve Peygamber muhaliflerini düşünmeye özendirmiş, iradelerini serbestçe kullanmalarını önermiştir. Bu çerçevede kendilerinin de yabancı olmadığı veya en azından kulak aşinası olduğu müşahhas peygamber kıssalarını anlatmış ve âyet fezlekelerinde yaptığı vurgular ile onları düşünmeye teşvik etmiştir.38 Görülüyor ki, İslam’a göre, kişi inanıp inanmamada tamamen serbest bırakılmıştır. Yani bu iş kişinin vicdanına bırakılmıştır.39 İslam’a göre insanlar hür doğmuşlardır. Hak ve kıymet açısından birbirine eşittirler. Düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü, vicdan özgürlüğü gibi haklar vazgeçilmez haklardandır. Kur’ân’a göre; ırk, cins, renk, dil, din ayrımı yapılmaksızın herkes aynı hak ve aynı imkânlara sahiptir. Ayrıca, bu haklar, insanın ruh ve beden gibi iki ayrı yanıyla alakalı büyük-küçük her türlü hukukunu ve bugün oluşmuş bulunan, yarınlarda da oluşacak olan her çeşit haklarını içine almaktadır.

Hayatı şekillendiren kurallar ve değerlerin olması özgürlüğün kısıtlandığı anlamına gelmemektedir.

İnsan bu çerçeve ve sınırlar içerisinde özgürce harekete ederek kendi hayatı ile ilgili kararlar alabilir.*40* Aslında insan için hiçbir zaman sınırsız özgürlükten bahsetmek de mümkün değildir. Kendini kuşatan şartlara bağlı olan insan için özgürlük sınırlı bir yapıya sahiptir. Bu sınırlı şartlar içerisinde yaşamayı seçen her insan belirli ölçülerde özgürlüğünü kullanır.*41*

İslam Dini düşünmemeyi eleştirir.

Kur’an’da geçen birçok âyette sürekli olarak aklın işleyişi ve çalışmasını ilgilendiren ve bir işi iyiden iyiye yapıp düşünmek anlamındaki “nazar”; bir işin gerçekliğini düşünmek gibi anlamlara gelen “tedebbür” için sarih aklın kullanılması istenir. Kur’ân aklın eylemi olan düşünceyi özendirirken, düşünmeyi ihmal etmeyi de kınamaktadır. Şu bir gerçektir ki, insanların bir kısmı düşünmeden yaşar; bir kısmı da sadece düşünür, ama düşüncelerini asla hayata geçiremez. Olması gerekli olan şeye gelince o, düşünüp yaşamak, yaşarken de yeni yeni düşünce açılımları meydana getirerek daha farklı tefekkür varyasyonlarına açılmaktır. Allah düşünmeyen insanı yeryüzünde dolaşan canlılar arasındaki sağır ve dilsizler olarak tanımlamaktadır. Bu açıdan insanı diğer canlılar arasında değerli yapan önemli ayırıcı niteliği aklı ve düşünüyor olmasıdır.

İslam, Düşünce Özgürlüğüne Zemin Hazırlar.

Düşünce özgürlüğüne sınır koyma toplumsal hayatın sağlıklı sürdürülebilmesi, ikili insan ilişkilerin de sağlıklı ve sorunsuz devamı için gerekli görülmüştür. İslam, insanın cismanî ve maddî durumunu yönetmek için gerekli kanunlar öngördüğü gibi, insanların ruhlarını makul hayat güzergâhında idare eden kanunları da dikkate almaktadır. Bu nedenle İslam’da özgürlük ilkesi “sorumlu olma” kaydıyla şartlandırılmıştır, kayıtsız, şartsız, sorumsuz özgürlük yoktur.*58*Özgürlüğe sınır koymama, beraberinde birçok problem ürettiği tecrübe edilmiş bir gerçektir. Bu objektif gerçeklik düşünce özgürlüğü adına ideal bir sınır olmaktadır.

İslam, Bireysel Hakları Gözetir.

Özgürlük herkesin hakkıdır. İnsan bu hakkını dünyaya gelirken getirir. Zira İslam’da her çocuk annesinden özgür olarak doğar. Ancak insan doğuştan getirdiği bu hakkını asla kötüye kullanmamalıdır. Ayrıca kimse, bir başkasının özgürlüğünü yok etme gibi birözgürlüğe sahip de değildir. Şayet böyle bir durum ortaya çıkarsa özgürlükler kanunlarla sınırlandırılabilir. O zaman Montesquieu’nün dediği ortaya çıkar: “Özgürlük kanunların izin verdikleri şeyleri yapma hakkıdır.”*59* Rousseau’ya göre özgür haklarla dünyaya gelen bireyler, diledikleri ve ulaşabilecekleri her şey için sınırsız bir girişim hakkına sahiptirler. Ancak, toplum içinde bireyin özgürlük hakkını sınırsız kullanması eşitsizlik ve adaletsizlik doğurur.*60* Kur’ân bireyin özgürlük alanını bir başkasının sınırlarını ihlâl etmeme şeklinde belirlemiştir. Her şeyden önce insanın sahip olduğu özgürlük, başkasının özgürlük sınırının başladığı yerde bitmektedir. Bu nedenle Kur’ân’da, özgürlüğün başkasının haklarını kısıtlayıcı nitelikte olmaması gerektiği vurgulanır. “Ey iman edenler! Sizden hiçbir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin. Ne mâlum? Belki alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Belki de alay edilenler edenlerden daha hayırlıdır. Birbirinizi, (daha doğrusu kendilerinizi) karalamayın! Birbirinize kötü lakaplar takmayın! İman ettikten sonra insanın adının kötüye çıkması, fâsık damgası yemesi ne fena bir şeydir! Kim tövbe etmezse işte onlar tam zalim kimselerdir.”*61* İster bir düşünce ya da başka bir neden için olsun, insanlarla alay etmek, hoş olmayan takma adlarla insanları küçümsemek, karalamak düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Elbette başkalarının nasıl düşündüğü onları bağlayan bir husustur. “İşte böyle... Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşâd edip düşündürmektir. Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.”*62* Düşünce özgürlüğünün önleyici bir tedbir olarak sınırlanması, düşüncenin ifadesi ile oluşabilecek tehlikenin açık, mevcut ve somut olması durumundadır.*63*

Bütün hukuk sistemlerinde özgürlüklerin kötüye kullanılması, kısıtlanma ve suçun oluşması durumunda sorumluların cezalandırılma sebebidir.

İslam, İnsan Onuruna Saygılı Olmayı Öğretir.

İnsan onuru insanın kimliğini ve kişiliğini tanımlayan, hiç bahşetmesine bağlı olmadığı için dokunulmazlığı/mahremiyeti de kendiliğinden teminat altına alınmış olan insanın verili yapısıdır. Kur’ân açısından bakıldığında insan olması yönüyle herkes onurlu/saygıyı hak eden, bu yanı Kur’ân tarafından koruma altına alınmış bir varlıktır. “Biz insanı onurlu/saygın bir varlık olarak yarattık…ve onu başka varlıkların çoğunda bulunmayan üstünlüklere/fazlalıklar ile donattık.”*89* Kur’ân-ı Kerim’in 76. sûresi, 31 âyetten oluşan İnsan Suresi’dir. Zaten Kur’ân insanın çok değerli olduğunu ve bu değerin yaratılıştan geldiğini söylemektedir. Yarattığı her şeyi en güzel biçim ve mükemmeliyette90 yaratan Yüce Allah, insanı da en güzel biçim ve mahiyette yaratmıştır.91 Kozmik varlık sıralamasının en üstüne yerleştirilmiş olan92 insan başkalarının kişiliğine ve onuruna da saygı göstermelidir. Kur’an insanların birbirlerine yaklaşımında bu yüce değere dikkat etmelerini ister. Zulmetmeyi93, çıkarcılığı94ve cimriliği95, kıskançlık ve hasedi96, öfke ve kini97, taassup sahibi olmayı98, başkalarını baskı altına almayı ve hükmetmeyi99, kibir-böbürlenme ve büyüklenmeyi100, diğer insanların onurlarını zedeleyici her türlü davranış101 ve sözü yasaklamış102 ve bunların insan ilişkilerini yıkan boyutlarına dikkat çekmiştir. İnsan onuruna dokunulamaz, saygı gösterilmeli ve korunmalıdır. Bu nedenle inanç ve ifade özgürlüğü insan hak ve onurunu gözetmek zorundadır. İnsan onurunun kendisi
sadece bir hak değildir; o aynı zamanda temel hakların gerçek bazını oluşturmaktadır103 “Müminler arasında çirkinliklerin yayılmasını arzu eden kimseler için, dünyada da âhirette de gayet acı bir azap vardır. Allah bilir, siz bilemezsiniz.”104 âyeti insan onurunu zedeleyen tavırların hem dünya hem ahiret hayatında yüz yüze kalınacak olası zararı anlatır. İffetli müminler hakkında ahlâksız içerikli bilgilerin yayılmasını isteyen kimseler hem dünyevî hem uhrevî ceza ile yüz yüze kalırlar.*105* Herkes için kendi düşünceleri ve görüşleri değerlidir. Bu yargı, toplumun çoğunluğu tarafından kabul göreceği gibi hiçbir kimse tarafından benimsenmemiş de olabilir. Bir kişi aykırı görüşe sahip olsa ve kimse tarafından paylaşılmasa da toplumun bütün bireyleri tarafından hoşgörü ile karşılanmalı ve ayıplanmamalıdır.

Netice olarak insan haysiyet ve onurunu zedeleyen ve düşünceyi engelleyen birçok olumsuz davranış Kur’ân âyetleriyle yasaklanmıştır. Kur’ân da böylece nitelikli bir düşünce eyleminin oluşmasını istemektedir. Böyle bir düşünce ile örgülenmiş bir sosyal yapının ekseni ve toplumsal bağları güçlü olacaktır.

İslam, Toplum Düzeninin Bozulmasını istemez.

Özgür bir ortam ve farklı düşünceler çok yönlü bir güven ortamı oluşturarak toplumda sinerji ve işbirliği meydana getirir. Düşünceler toplumda kakofoni değil, uyum, nizam ve beraberce yaşama sonuçları vermelidir. Bilimsel çevrelerde yapılan müsâdeme-i efkâr/ fikirlerin çatışması topluma çatışma olarak değil, toplumun ilerlemesine yönelik sinerji olarak yansımalıdır.
Kargaşa ve suçun önlenmesi gibi toplum düzenini ilgilendiren konularda düşünce özgürlüğünü kayıt altına almak bir zarurettir. Belli bir insanın veya insan grubunun egemenliğinin oluşturulmaması, kargaşa ortamının yaratılmaması şartıyla, düşünce özgürlüğüne izin verilmesi doğaldır. Kamu düzenini bozan, ayaklanmaya, yasaları çiğnemeye yönelik kışkırtan, sosyal barışı tehdit eden özgürlük alanlarına ise bir sınır getirilmelidir. Kur’ân kargaşa çıkartma istekli düşünceyi kınamaktadır. “Onlara, “Gelin şu memlekette (fesatçılık, nifak çıkarmak gibi) hayırsızlıklar yapmayın denildiğinde (ne münasebet) Biz hepdirlik-düzen peşinde koşan insanlarız.” diye karşılık verirler.”107 Reşîd Rızâ’nın da vurguladığı gibi bir memleket halkı, Şuayb kavmi gibi başkasının hukukuna tecavüz etmez; Lût kavmi gibi cinsî sapıklığa girmez; Hûd kavmi gibi halka zulmetmez; Firavun kavmi gibi güçsüzleri köle edinen zorbalara boyun eğmez; devlet, toplum ve eğitim-öğretim işlerinde adaletli davranırlarsa, sadece şirk koşmaları yüzünden Allah onları helâk etmez. Bir toplumun sünnetullah gereği helâk olabilmesi için fiil ve kararlarına bozgunculuk niyetinin yayılması gerekir. Çünkü fesat uygarlıkları yok eden bir zulümdür.108 Düşünce özgürlüğü sosyal hayatı bozmak, muhalifleri ezmek içim kullanılamaz. Özellikle belirtmek isteriz ki, Müslümanlar devlet idaresini tenkit ederken fesat çıkarmak gayesini güdemez, kuvvet kullanamaz ve tehdit edemezler.109 Hz. Ali’nin (ra) Hâriceler’e karşı kullandığı şu cümle bu konuda bir delil olarak kabul edilmektedir. “Fesat çıkarmadığınız müddetçe size karşı bir kuvvet kullanmayacağız.” Zira Allah bozgunculuk yapanları, kargaşaya sebep olanları sevmez.110 Anlaşılıyor ki, düşünce özgürlüğü başkalarını ezmek ve onları baskı altına almak için kullanıldığında toplum hayatının dinamiklerinin bozulmasına neden olmaktadır. Karşılıklı saygıyı bozacak ve zarar verecek düşünce açıklamalarından sakınmak nitelikli bir toplum için gereklidir.

İslam, Düşüncede Yararı Önemser.

Düşüncenin yararlı ve faydalı sonuçlar vermesi için öncelikle, bir ilk bilgiye dayanmalıdır. Yoksa bayağı, bilgisiz düşünce ile hiçbir yere varılamaz. Kapalı düşünce, zamanla usanç ve bıkkınlık meydana getirir. Bir süre sonra da insan düşünemez olur. İnsan önce düşüneceği konuyu çok iyi bilmesi, düşünceye esas teşkil edecek hususları zihninde hazır malzeme hâline getirmesi, yani bir önbilgisinin bulunması lâzımdır ki, sistemli düşünmesine olanak tanısın. Kur’ân pek çok âyetinde insanı olumlu düşünceye yöneltmekte, bunun için araştırma isteği uyarmakta ve bilgi öğrenmeye birer araç olan maddî ve manevî güçleri kullanmayı emir ve tavsiye etmektedir. Kur’ân, düşüncenin birey ve toplum açısından yararlı olmasına önem verir. Kur’ân perspektifinden düşünce açıklama özgürlüğünün ana ekseni “emr-i bi’l-marûf nehy-i ani’l-münker-doğruyu tavsiye kötülükten sakındırma” prensibidir.111 Kur’ân’da yararı olmayan düşünce ve sözleri açıklamanın gereksizliğine işaret edilir. “Onlar boş şeylerden uzak dururlar.”112 Boş söz ve yararsız işlerden kaçınmakinananlara ait bir sıfattır. Âyette geçen ve boş söz ve davranış anlamı taşıyan “lağv” kavramı, düşünülmeden gelişi güzel söylenen, itibar edilmeyen, faydası olmayan, fuzuli ve çirkin sözlerdir, şeklinde tanımlanmıştır.113 Düşünce özgürlüğü açısından ise, inkârcıların Kur’ân ayetlerinin açıklanmasının ve anlaşılmasını engellemek için sergiledikleri tavırlar lağv ile ifade edilmiştir.114 Bir Müslüman özgürlüğünü ancak iyiliği geliştirmek ve yaymak için kullanabilir, kötülüğü için değil. Zira bu münafıkların sıfatıdır.115 Kur’ân’ın insanlara tanıdığı düşünce ve inanç özgürlüğü teoride kalmamış ve pratikte uygulanmıştır. Kur’ân düşünce özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmış, düşünceyi sınırlayan diktatörlüğü, ezâ ve cefâyı kınamıştır. Kur’ân düşünce özgürlüğünün yaşanmasının bireysel ve toplumsal faydalar doğuracağına da vurgu yapmıştır. İnsan hayatını kısıtlayıcı otoriteye karşı çıkmamayı da eleştirmiştir.116 Bu itibarla, sağlıklı bir toplumun inşası için insanlara düşünce özgürlüğü, vicdan özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve çalışma özgürlüğü gibi özgürlüklerin sağlanması gerekir. Fakat toplum bu özgürlüklerin ne anlama geldiğini bilmiyorsa, kendisine tanınan haklardan habersiz ise, bireyler arasında demokrasi kültürü gelişmemişse, o toplumda gerçek bir ilerlemeden söz etmek neredeyse olanaksız olur.

Özet

Özgürlük insanın en temel hakkıdır. Bireysel özgürlüklerin en başında düşünce özgürlüğü gelir. Düşünce özgürlüğü insanî yetkinliklere ulaşılabilmek için en gerekli argümandır. Yaratıcı tarafından insana bahşedilmiş olan düşünme melekesi insanları diğer canlılardan ayırt eden yegâne ayırıcı özelliktir. Düşünme insan için en vazgeçilmez ihtiyaç ve hazinedir. Bu nedenle psişik özgürlüklerin en önemlisi düşünce özgürlüğüdür. Düşünce özgürlüğünün topluma olan katkısının yanında ayrıca bireyler üzerinde de önemli etkileri vardır. Bu özgürlük sayesinde bireyler yeteneklerini geliştirme ve savunduğu fikir ve idealleri gerçekleştirme olanağına sahip olurlar. Kuşakların terbiye ve görgüsünde en önemli ayak, sistemli bir düşünme çabası uyararak, onların kendi iç dünyalarıyla varlık arasında gelip gitmelerini, kendisini kuşatan dış dünyayı ve iç dünyasını bir kitap gibi etüd etmeyi öğreterek, onlara inanmayı, bilmeyi, araştırmayı, düşünmeyi sevdirmektir. Kur’ân, yaratılışları gereği insanların akıllarını kullanmalarını istemekte, onları düşünmeye, incelemeye ve araştırmaya teşvik etmektedir. Bununla birlikte bazı âyetlerle, akıllarını doğru kullanmayanları da kınamaktadır. Aklın ve düşüncenin yok sayılıp taklitçiliğe, hurafelere inancı, akıl ve mantık ölçülerine vurmadan eski âdet ve an’anelere sarılmayı hoş karşılamamaktadır.
Kur’ân düşünce sisteminde Hz. Peygamber’den uyması istenen eksen ilke, insanların iradelerine yönelik en ufak bir baskıda bulunmamak olmuştur. Mesajları kabul etmek ya da etmemek insanın özgür seçimine bırakılmıştır. Şu bir gerçektir ki, Kur’ân düşünce sisteminin getirdiği özgürlük perspektifine, hiçbir yönetim ya da siyasal rejim şimdiye değin ulaşabilmiş değildir. Kur’ân bir düşüncenin baskı ortamında değil, özgür ortamda daha yararlı olacağını ortaya koymuş ve bunu desteklemiştir. Denebilir ki düşünce özgürlüğü
Kur’ân’la zirveyi yakalamıştır. Kur’ân’da “düşünme”nin nihâî amacı, insanların bir tek Allah’a iman etmeleri, Allah’ın birliğine imana götüren işaretleri bulmak için gayret göstermeleri ve bu imanlarının gereği kulluk görevini yerine getirmeleridir. Dolayısıyla Allah’a iman etmenin, O’nun varlığını ve birliğini tereddütsüz kabul etmenin yolu dikkatli, işlevsel, derinlemesine düşünce ile olanaklıdır.

Şimdi söyleyin bana İslam Özgürlük değilde nedir ? :)

Selam ve dua ile...

Kaynak 1: http://www.ekevakademi.org/Makaleler/1393185452_05%20Faruk%20VURAL.pdf
Kaynak 2: https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3615
Etiketler
Özgürlük esaret islam ve özgürlük insan hakları Düşünce fikir Düzen Saygı Bireysel haklar Yaşama hakkı Özgür düşünme Seçme hakkı Başıboşluk Sorumluluk Tdk Tdk Özgürlük

Yazar Hakkında

Ömer Güncü

Adıyaman Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 2023 Mezunuyum. Çeşitli yardım kuruluşlarında ve sivil toplum kuruluşlarında yer aldım. Adıyaman Gençkızılay'da İl Baskan Yardımcılığı, Sosyal medya uzmanlığı, AFAD Adıyaman Baskanlik gönüllüğü, medya ve görüntüleme birimi sorumluluğu, Ahbap Hatay  Projesi Egitmenlik görevi. Adıyaman Anadolu Gençlik Derneği üniversite komisyonu teşkilat başkanlığı gibi görevlerde yer aldım.

.

Çok gezip, çok okumayı seven birisiyim. Okuduğum kitaplar ağırlıklı olarak psikoloji, din ve sosyoloji üzerinedir. Roman okumayı da çok severim. Psikoloji, din ve sosyoloji gibi alanlarda araştırma yapmaya yazılar okumaya ve bunlar üzerine yazmaya hevesli birisiyim. Çevremce işkolik olduğum söylenir. Ben kendimi geliştirmek, ilim ve irfan öğrenmek pahasına işkolik olmaya razıyım :) Hayatımın Gayesi; önce kendime, sonra dünyama faydalı olmak ve katkıda bulunmaktır. İnanıyorum ki kendimi değiştirirsem, ailemi, milletimi ve dünyamı değiştiririm. Yazılarım makale tarzı olup akıcı bir üslup ile yazılmıştır. Okurken kendinize bir şeyler katacağınıza eminim. İyi okumalar :)

Yorumlar

  • 8 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap