Köpek Balığını Kovalayan Çılgın Hamsi! -2
- Hilal-i Ahmer
- 1 Kasım 2016 - 06:58
- 4 dk okuma süresi
- -
- 0
2.BÖLÜM
Nihayet şehre gelmişlerdi, burası hayallerinin ötesinde bir güzelliğe sahipti. Şehir girişi rengarenk mercanlar ve çeşitli yosunlarla süslenmişti. Evleri ise adeta göz kamaştırıyordu, sokaklarının her köşesi değerli taşlar, mercanlar ve çiçeklerle süslüydü. Üç kafadar bir an kendilerini cennette sandılar. Genç hamsi bu büyüleyici güzelliği hayranlıkla seyrederken derin düşüncelere dalmıştı. Yıllarca bu şehir hakkında neden bir şeyler duymamışlardı ? Acaba bu şehir kimlere aitti ? Şehir konseyi bu sebeple mi şehirden çıkmayı yasaklamıştı? Tüm bunları düşünürken tatlı bir sesle kendine geldi. Bu sesin sahibi, o güne kadar gördüğü en güzel balıktı, yemyeşil gözleri, güneş kadar sarı yüzgeçleri vardı. Genç hamsi birden heyecanlanmıştı. Bu güzel balığın karşısında, hissedemediği bir çok duyguyu hissediyordu. Zihni allak bullak olmuştu, kendini zorlayarak cevap vermeye çalıştı;
– Şşşey, ba ba bana mı dediniz ?
Güzel balık tatlı bir ses tonuyla, gülümseyerek cevap verdi;
– Evet size dedim !! Galiba yabancısınız, buralara pek yabancılar gelmez de, yanlış anlamazsanız şey diyecektim, ımm şey… Acaba isminizi öğrenebilir miyim ? Ben Ashle !!
Genç hamsi şaşırmıştı, neden durup dururken ismini sormuştu ? Nedenini boş vermek galiba en iyisiydi. Bu balığa karşı anlamsız bir takım şeyler hissediyordu, ürkek bir sesle cevap verdi;
– Ben Chris bunlar da, Arthur ve Eric, Sinyapolis’ ten geliyoruz…
– Sizlerle tanıştığıma çok memnun oldum. Şey, Sinyapolis mi dediniz ? Orası hakkında bir çok şey duydum, korkunç şeyler…
– Geldiğimiz yeri biliyor musun ? Ama nasıl ? Ve o korkunç şeyler dediğin de ne ?
– Bunları sizlere anlatacak olan sanırım ben değilim, isterseniz akşam yemeğini bizimle yiyin, büyük babam sizlere her şeyi anlatmaktan mutluluk duyacaktır. İşte bakın şu karşıdaki büyük evde oturuyoruz….
Ashle arkasına bile bakmadan, Chris ve arkadaşlarının yanından ayrıldı. Üç kafadar şok geçirmişlerdi, bu güne kadar şehirlerinin bir sır gibi saklandığını sanıyorlardı zira. Chris, “Acaba korkunç şeyler diyerek neyden bahsetmiş olabilir.” diye düşündü, bir fikri yoktu. Sorularına cevap bulmak ve Ashle’yi bir daha görmek için mecburen akşamı bekleyecekti. Şehri yeniden gezmeye başladılar, gerçekten de çok ihtişamlı bir şehirdi. Bu evlere, ev demek bile mantıksızdı, hepsi adeta küçük bir saray gibiydi. Şehrin görkemini ve ihtişamını hayranlıkla seyrederek yüzmeye devam ediyorlardı. Şehir halkı oldukça güler yüzlü ve misafirperverdi, hepsi bu şehrin harika olduğunu düşünüyorlardı. Hava kararmaya başlamıştı, Chris arkadaşlarına Ashle’nin davetini hatırlattı, geç kalmadan davete gitmeliydiler. Kısa bir süre sonra Ashle’nin tarif ettiği evin önüne gelmişlerdi, Chris yavaşça kapıyı çaldı.
Tak! Tak! Tak!!!
Bir süre sonra kapıyı yaşlı bir balık açtı, tatlı bir gülümsemeyle ;
– Siz Ashle’nin bana anlattığı gençler olmalısınız. Hadi kapıda kalmayın geçin içeriye biz de sizleri bekliyorduk.
Bu samimi karşılama hoşlarına gitmişti , bu yaşlı balık mutlaka Ashle’nin büyük babası olmalıydı. İçeri girdiklerinde iyice şaşırmışlardı, o güne kadar görmedikleri ihtişamlı bir sofra karşılarındaydı. Yaşlı balık konuklarını sofraya davet ettikten hemen sonra konuşmaya başladı;
– Kusura bakmayın uzun zamandır konuklarımız olmamıştı, torunum sizleri görünce benim sevineceğimi düşünmüş, bu garip tanışma da bu sebeple olmuş. Ben bu şehrin yani Zilori’nin Baş katibiyim her türlü olayı kaydederim, ailem yıllarca bu görevi üstlendiler. Adım Aldrid, duydum ki o korkunç yerden gelmişsiniz şeyden yani Sinyapolis’ten..
Chris şaşkınlıkla yaşlı adama baktı, bu sözleri bu gün ikinci kez duymuştu. Merakından çatlamak üzereydi, acaba kendilerinin bilmediği bu korkunç sır ne olabilirdi ki ? Yaşlı adama merakla sordu;
– Efendim torununuz ve siz şehrimiz hakkında korkunç şeyler duyduğunuzu söylüyorsunuz. Geldiğimiz şehir barış ve huzur içinde yaşayan mutlu balıkların yuvasıdır. Biz neden bahsettiğinizi açıkçası anlayamadık, lütfen bize neler bildiğinizi anlatın.
Aldrid genç balıklara tebessümle baktıktan sonra anlatmaya başladı;
– Bakın çocuklar, geldiğiniz şehir hakkında yüzyıllarca saklanan büyük bir sırrı biliyorum. Bunu sadece ben değil bütün Zilori biliyor, her şey uzun zamanlar önce başladı… Karadeniz’de üç büyük halk yaşardı, emsali görülmemiş bir medeniyet kurmuşlardı. Karadeniz’in adil hükümdarı Alon bu üç halkın meşru yöneticisiydi. Bir gün Alon esrarengiz bir biçimde ölü bulundu, kralın ölümünden sonra tüm şehirlerde bir kaos havası esmeye başladı, kötü kalpli veziri Silon, Altaresi yani sizin bildiğiniz ismiyle Sinyapolis’i ele geçirdi. O güne kadar görülmemiş büyük bir katliam yaptı, halk yeni hükümdarını kabul etmiyordu. Silon kötülük dolu zekasını kullanarak, halkı yatıştırmak için bir oyun planladı. Planına göre sahte bir kurtarıcı gelerek Silon’un zulmüne son verecek ve böylece gizli olarak Altares’i yönetmeye devam edecekti. Bu plan için sadık askerleri olan yunusları ve kalkanları seçmişti. Kendine sadık kalma sözü veren, Altares halkından bir grup balığı da şehir konseyi görevine getirmişti. Sahte bir efsane uydurmuş ve temiz kalpli Altares halkı buna inanmıştı. Yıllar sonra Silon ölmüş yerine çocukları geçmiş ve hakları olmadan tüm Altares’i gizlice yönetmeye devam etmişlerdi. Bu kötülük dolu balıklar sadece Altaresi yönetmediler, sinsice Altaresliler’le kendilerine her gün ziyafet çektiler. İşte yıllarca sizlerden saklanan büyük sır budur çocuklar…
Chris duyduklarına inanamıyordu, mutlaka bu söyledikleri yalan olmalıydı. Ama hiç görmediği bu yaşlı balık neden yalan söylesin ki ? Aldrid doğru söylüyor olabilirdi, her gün sebepsizce bir sürü balık kayboluyordu, bu güne kadar şehirlerinde bulunan hiç kimse saraya girememişti. Sadece önemli balıklar sarayın yanındaki Şehir Meclisi Binası’na girebiliyordu. Chris, Aldrid’e hak vermeye başlamıştı, bu anlattıkları doğruysa halkını zalim balıklardan kurtarmalıydı. Ama nasıl ?
2.BÖLÜMÜN SONU
Etiketler
Yazar Hakkında
Hilal-i Ahmer
Az okuyan, çok düşünen kimi zaman da yazan garip bir insan...
Yorumlar