Kuran'ı Anlamak İçin Hadis-i Şeriflere İhtiyaç Yok mudur? (3)
- Seyfullah Yılmazsoy
- 6 Ocak 2018 - 13:20
- 7 dk okuma süresi
- -
- 0
https://efendidergi.com/kurani-anlamak-icin-hadis-i-seriflere-ihtiyac-yok-mudur-1/
https://efendidergi.com/kurani-anlamak-icin-hadis-i-seriflere-ihtiyac-yok-mudur-2/
Kendisi bir oryantalist/müsteşrik olan Goldzhier’in ulemaya güvenmeyip, isnad ilmini basit gördüğüne geçtiğimiz kısımlarda değinmiştik. Onun türevleri de aynı şekilde isnad ilmini veya ravilerin hafızalarının kuvvetlerini bahane edip eleştirmiş, hadislere güvenmemiş ve çok az hadisi kabul etmişlerdir. Zira kabul ederken de “mütevatir, meşhur, aziz, sahih, zayıf, mevzu” ayrımı yapmadan kendilerince Kuran’a arzetmişler(!) ve hangisini görüşlerine uydurabilmişlerse sahih olarak onu kabul etmişlerdir.
Buna çelişkili bir örnek vermek idrak edilmesi için yerinde olacaktır. Bütün hadisleri kabul etmediğini söyleyen, Efendimiz’den iki asır sonra yazılan hadislerin uydurma olma ihtimalinin yüksekliğinden bahsederek, ashabın güvenirliliğinden şüphe eden ve bu yüzden hadis tabilerine de hadis kitaplarına da güvenmeyen birine “Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının! (Haşr 7)” ayeti söylenince; “Bu ayetin sebeb-i nüzulüne bakınca göreceğiz ki savaş ganimetlerinden neyi verirse onun alınması anlamındadır.” şeklinde icabette bulunmuştur. Ancak burada ilimlere çok vakıf olmayan birinin dahi anlayabileceği gülünç bir tezat vardır. O da şudur ki; o kişinin sebeb-i nuzül diye bahsettiği envanterlerin tamamı, güvenmediği ve sahih bulmadığı hadis kitaplarında geçmekte ve yine güvenmediği raviler tarafından rivayet edilmektedir. Bu ayete bu sebeb-i nüzulü söylemese (ki söylese de mana değişmez, anlam zenginliği kazanır) peygamberin mutlak otoritesini kabul etmek zorunda kalacak ve hadisleri eleştiremeyecek veya reddedemeyecek. Görüldüğü gibi kendi görüşlerini desteklemek için inkar ettikleri kaynakları delil olarak kullanıyorlar. Halbuki Kuran ve sünneti kendi görüşlerimize göre şekillendiremeyiz. Bilakis görüşlerimizi kuran ve sünnete göre şekillendiririz.
Üstelik Kuran’ı korumayı(!) kendilerine görev addedenler, farkında olarak ya da olmayarak Kuran’a saldırıp ayeti yalanladıklarının da farkında değillerdir. Şöyle ki Allah (cc) ayette şöyle buyurur:
“Kuranı biz indirdik biz koruyacağız “ (Hicr/ 9)
Şimdi sorum şudur: “Allah Kuran-ı ne ile koruyor? Görünmez bir kalkan ile mi? Veya melekler ile mi? Veya başka bir koruyucu unsur ile mi?”
Hayır!
Bilakis insan ile korumuştur; ki o insanlar da ashab-ı güzin, tabiin ve tebe-i tabiindir. Zira Rasulullah Kuran’ı ashabına öğretmiş, ashabına emanet ettiğini beyan etmiş, onlar da bize Kuran’ı olduğu gibi, aldıkları gibi sağ salim, harfi harfine ulaştırmışlardır. Şimdi Goldzhier’in ve yaverlerinin iddia ettiği gibi olsaydı; ashab-ı güzin, Allah Kuran’ı onlara emanet olarak bırakıp onların korumasına sevk eder miydi?
Bu iddiaları dahi kendilerine çelişki olarak yetmekle birlikte, kendi amaçlarına da halel getirmektedir. Nitekim iddiaları bu ayete tezat teşkil etmektedir, ki yukarıda teferruatını işledik. Bu sözlerine cevap olarak bu kısa açıklama dahi yeter kanaatindeyiz.
Peygamber Efendimiz ( sallallahu aleyhi vesellem)’in hata üzerine kalması halinin imkansızlığı göz önünde bulundurulunca (Abese/1), o da inşa ettiği toplumu elbette hassas yetiştirecekti ve bu kaçınılmazdı. Ha bu demek değildir ki hata yapmazlar. Bu, hatada ısrar etmezler ve hatada icma etmezler anlamındadır ki tarihi realite bunu ayan beyan göstermektedir. O toplum da bu hassasiyet ve dalalette icma etmeme halinden ötürü, Kuran ve sünnet olan İslam’ı aktarırlarken hassas davranacaklardı. Nitekim öyle de yaptılar.
Sahabiler, “Benim yerime hadis uyduranlar cehennemdeki yerine hazırlansınlar!” hadisi Şerifinden öyle korkmuşlar ki, Efendimiz’in hadis-i şeriflerini aktarırlarken çok hassas davranmışlar, harfi harfine sadık kalarak aktarmışlar ve manai rivayetten dahi çekinir olmuşlardır. Bu konuda en çok sahabi görmüş tabiin olan (ki bir meclisde 120 sahabi gördüğü rivayet edilir) İbn-i ebi Leyla’nın verdiği malumat da bu şekildedir. Ondan gelen rivayette sahabenin hassasiyeti çok net bir şekilde anlaşılmaktadır.
Bu kısaca değinmeye çalıştığımız tahrif hareketlerine ve oryantalistik faaliyetlere yukarıdan bakıldığında anlaşılacaktır ki, İslam’ı tahrif etme ve Kuran’ı eleştiri oklarına maruz bırakma faaliyetlerinden başka bişey değildir. Bu da oryantalistlerden gördüğümüz gibi önce hadislerin, sonra da sahabenin eleştiriye açık hale getirilmesi ile olmuştur. Bu hali ile tabiin ve mezhep imamlarını da içine almış ve eleştirilmeyen tek kaynak Kuran kalmış, o da dolaylı yoldan eleştirilmiştir. Zaten hadisleri inkar edip “bize Kuran yeter” diyenlerin ortak özelliklerine baktığımızda bunu anlamak güç değildir.
Ortak özellikleri şunlardır:
1- Sünnetin “vahy-i gayri metluv” olduğunu inkar ederler.
Efendimiz “Beni Rabbim terbiye etti ne de güzel terbiye etti.” buyurmuş ve Allah’ın murakabesinde olduğunu açıkça beyan etmiştir. Buna Kuran’da çokça delil vardır. Aksi halde “namaz kılın” ayetinin olduğu Kuran’da; namazın nasıl kılınacağı yazmıyorsa, Efendimiz “Benim namaz kıldığımı gördüğünüz gibi namaz kılın.” buyuruyorsa, ilk günden bu güne kadar da namaz o şekilde kılınıyor ve diğer ibadetler de öyle yapılıyorsa, bunu Rasulullah’ın, Allah’ın murakabesinde ve yönlendirmesinde olmadan söylediğini iddia etmek haşa Rasulullah’ın kendi heva ve hevesinden konuştuğunu iddia etmektir. Zira Allah ayette “O kendi heva ve hevesinden konuşmaz bilakis vahyedileni konuşur.” (Necm 4) buyurmuştur. Namazın nasıl kılınacağı Kuran’da yazmıyorsa ve namaz Efendimiz’in dediği gibi kılınıyorsa, Efendimiz sadece vahiy muvacehesinde konuşuyorsa; bu hadisi şeriflerin Allah tarafından vahyedildiğini ama Kuran’da tilavet edilmediğini, bu yüzden de vahy-i gayri metluv diye tesmiye edildiğini açık ve net bir şekilde göstermez de neyi gösterir?
2- Birinci madde ile bağlantılı olarak sünnetin hüküm koyma yetkisini reddederler.
Efendimiz’in hüküm koyma yetkisi açıkça varken bunu reddederler. Mesela aynı nikah altında iki kız kardeşi almak veya teyze, halasını almak Kuran’da geçmez. Bunu yasaklayan efendimizdir. Çünkü ayette : “(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32) buyurmuştur rabbimiz. İtaatten yüz çeviremezsiniz ve her emre boyun eğmeniz farzdır! Bu mevzu ile ilgili onlarca hadis-i şerif vardır ve açıkça itaat etmek farz kılınmış, hatta Allah’a itaat olduğu dahi Rabbani lisanla bildirilmiştir. Ayette, “Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80) buyurur Rabbimiz. Sonrası ise art niyetten başka bişey değildir
3- Kuran’ı sahabece anlamak istemedikleri için, ölçüleri yalnızca akıldır(!).
4- Ulum-u şeriyye’yi Kuran’a ulaştıran yollarda engel olarak görürler.
5- Akıllarını ilah edindikleri için, kıstaslarında (değindiğimiz gibi) mütevatir vb yoktur. Hangisi akıllarına uyarsa onlar için o sahihtir.
6- Ya sünnetin tamamını ya da işlerine gelen kısım haricinde kalanları reddederler ve bunu İslam’ın zaruri gerçekliği addederler.
7- Goldzhier ve Schocht gibi oryantalistlerden bahsederken, sahabeye olduklarından daha saygılıdırlar.
8- Düşmanları ortaktır. Hz. Ebu Hureyre (r.a.), İmam-ı Zühri, İmam Buhari, İmam-ı Şafi, İmam Hanefi (Allah hepsinden ebeden razı olsun). Bunlara karşı nefret ve öfkeleri çok üst düzey olup; her fırsatta ta’n ederler, nefretlerini dile getirirler. Oryantalistlere duydukları saygıyı dahi göstermeye layık görmezler!
Bu alimlere nefretlerinin sebebini anlamak güç değildir. Zira ya en çok hadis rivayet eden ya en sahih hadisleri öğrencilerine canı pahasına aktaran ya en sahih hadisi şerifleri kitabında cem eden ya da hadis-i şerifleri canlarından kıymetli görüp müdafaa eden güzide kimselerdir. Onlar ne derlerse desinler, bizler ashab-ı güzini ve ulemamızı kimseye ezdirmeyiz ve eleştiri oklarının hedefi haline getirilmelerine göz yummayız.
Şunun unutulmamasınıda salık veririz; İslam sahabeye benzedikçe ve ulemaya kulak verdikçe yaşanır. Gerçek İslam ancak o zaman ihya edilir. Oryantalistlere benzedikçe veya kulak verdikçe değil! Bunu her akıl sahibi de idrak edebilir.
Elimizden geldiğince müdellel olarak anlatmaya çalıştığımız bu elzem meseleyi Efendimiz’e ittiba ve itaata davet eden bir kaç ayet-i i celile ile bitirme niyetindeyiz. Buraya kadar bir kusurumuz oldu ise şahsımızdan kaynaklandığını, Efendimiz’in, onun güzide ashabının ve onların yolunda canlarını feda eden samimi dava erlerinin bundan beri olduğunu söylemek üzerimize vecibedir.
Hatalar nefsimizden doğrular Allah’tandır.
* * * * * * * * * *
1) “(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın..” Al-i imran/ 31)
2) “(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse,
şüphesiz Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran / 32)
3) “Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)
4) “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin…” (Nisa / 59)
5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)
6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)
7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz….” (Enfal / 20)
8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin…” (Enfal / 46)
10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir…” (Nur / 51)
11) “Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)
12) “(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)
13) “(Ona uyun ki, doğru yolu bulasınız!)” (Araf/ 158)
14) “Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.” (Ahzab/ 71)
15) “Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!” (Haşr/ 7)
16) “Artık dileyen öğüt alsın!” (Abese/ 12)
17) “Kuranı biz indirdik biz koruyacağız.” (Hicr/ 9)
Ve daha bir çok ayet… Yüce Allah doğrusunu söyledi….
“Benim ağzımdan yalan uydurmayınız! Her kim benim ağzımdan yalan söylerse Cehennem’e girsin!” (Buhârî, İlim, 38)
“Her kim, söylemediğim şeyleri bana isnâd ederse Cehennem’deki yerine hazırlansın!” (Buhârî, İlim, 38)
“…Her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa Cehennem’deki yerine hazırlansın!.” (Buhârî, İlim, 38)
Yorumlar