Metropol: Ruhsal Çöküş Mü?
- Nesibe Demir
- 14 Şubat 2021 - 14:57
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Şehir hayatı bireyi nasıl etkiler? Birey şehir hayatının yoğun uyaranlarına nasıl bir tepki verir? Korona günlerinde şehirde apartmanlara sıkışıp kalan bireylerin psikolojisinin günden güne daha da bozulduğu konuşulurken klasik sosyologlardan Georg Simmel (1858-1918)’ in Metropol ve Zihinsel Hayat (1903) makalesindeki kırsal ve metropol üzerine yazdıkları üzerine bir kere daha düşünmekte fayda var.
Simmel’in kent sosyolojisi ve hatta kent psikolojisinin kurucularından sayılmasını sağlayan bu makalesi, onun diğer eserlerinde de dile getirdiği modern kültürdeki çatışmayı konu alır aslında. Nedir bu çatışma? Simmel’e göre modern hayattaki en büyük çatışma dış kültür, teknik gelişmeler karşısında bireyin kendi bireysel isteklerini muhafaza etme isteğinden kaynaklanmaktadır. Bu çatışma en yoğun şekilde metropollerde yaşanmaktadır. Metropol her ne kadar bireye özgür bir alan sağlasa da ruhsal anlamda bireyi yormakta ve bireyin farklı stratejiler geliştirmesine neden olmaktadır. Kasaba gibi küçük yerlerde hayat akışı yavaş ve bireyler arası bağlar samimi iken metropolde hayat akışı çok hızlıdır ve çıkara dayalı ilişkiler vardır; yani büyük şehirlerde birey kalbi ile değil zihni ile hareket etmek durumundadır. Çünkü şehirde para ekonomisi hakimdir. Öyle ki her şey “kaça?” sorusu etrafında şekillenmektedir. İşte bu ortamda bireyin zihni çok fazla dış uyarıcıya maruz kalır ve birey bu durumla başa çıkabilmek için bir savunma mekanizması geliştirir. Bu tutumu bezmişlik, bıkmışlık anlamına gelen blasé olarak tanımlayan Simmel’e göre birey, bir süre sonra etrafına karşı vurdumduymaz olur. Şöyle der Simmel: “İnsanı dünyadan bezdiren şey sınırsız haz peşinde koşulan hayattır; çünkü böyle bir hayat sinirleri o kadar uzun süre azami tepki vermeye zorlar ki en sonunda hiç tepki vermez olurlar” (Simmel 2009, 317-321). Simmel amacının yargılamak ya da eleştirmek değil mevcut tabloyu ortaya koymak olduğunu da belirtir. Dolayısıyla bireyin içinde bulunduğu bu duruma karşı bir çözüm de sunmaz.
Simmel’in metropol üzerine ortaya koyduğu analizlerin daha da uç boyutlarıyla geçerliliğini koruduğunu biliyoruz. “Bezgin (blasé)” tutumunu şehirdeki birçok insanda görmek mümkündür. İnsanlar sokakta etrafına dikkat etmez, tanıdıklarını bile fark etmez hale gelir. Metrolarda ayakta duran yaşlı, hasta insanlar görmezden gelinir; belki uyur numarası yapılır sırf onlara yer vermemek için... Aslına bakılırsa bu da bireyin bir tepkisi, kendi ruh halini koruma çabasıdır fakat bu tutum bireyin kendisini de değersizleştirmesine neden olabilir. Birey insani değerlerinden uzaklaşmaktadır çünkü.
İstanbul’u düşünelim. Sokaklarda binlerce insan birbirinden habersiz yürümektedir. Herkes oradan oraya koştururken etrafında olan birçok olaydan da habersizdir. Bireyin normalde kendi küçük kasabasında kafasını çevirip selam verdiği bakkal amca da, gülümsediği ve başlarını okşadığı top oynayan çocuklar da yoktur etrafında. Dev plazalar, gözleri kamaştıran alışveriş mağazaları ile her köşe başındaki dilenci ya da çöpleri karıştıran çocuklar, tinerci gençler iç içe geçmiştir. Bu derin uçurumun iç içeliği karşısında bireyin duyarsızlığı da derinleşmektedir ne yazık ki... Dolayısıyla şu can alıcı soru ile karşı karşıya kalırız: İstiklal Caddesi'nde binlerce insan arasında kulaklığını takıp dolaşırken “özgür” olduğunu düşünen birey, aslında para ekonomisinin ve kişisel çıkarların hakim olduğu büyük bir hapishanenin esiri midir?
Simmel, tarihteki örnekleri ile genelde bireyin metropoldeki dış kültür karşısında zayıf düştüğünü söyleyerek umutsuz bir tavır takınsa da, bu sorunun cevabı her bireyin ayrı ayrı kendi iç dünyasının ne kadar güçlü ya da zayıf olduğunda gizlidir. Ve bu güçlü iç dünyaların toplamının büyük hesapların döndüğü metropolde ağırlığını ne kadar ortaya koyabildiği ile. Çünkü kentlere yapılan müdahalelere koyulan tepki nispetinde kişilerin ruhsal alanı korunabilir. Maalesef kentlerin bugünkü durumu bu anlamda iç açıcı cevaplar vermiyor bizlere. Bugün metropollerde insanlar neden daha bunalmakta ve kendilerini, vaktinde kaçmaya çalıştıkları köylere, kasabalara atmaya çalışmaktadırlar? Zamanında şehirlerin yapısını bozan birçok uygulamanın bugün dünyanın küresel salgınla imtihanını daha da zorlu hâle getirdiği açık değil midir?
Kaynakça:
Simmel, Georg. 2009. Bireysellik ve Kültür. Çeviren: Tuncay Birkan. Metis Yayınları: İstanbul.
Etiketler
Yazar Hakkında
Nesibe Demir
Sosyoloji Doktora Öğrencisi. Araştırmayı, yazmayı, farklı şeyler keşfetmeyi seven; önce kendini sonra hayatı anlamaya çalışan bir hayat öğrencisi.
Yorumlar