Güncel

Ne İçin Davet Ediyoruz?

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Ne İçin Davet Ediyoruz?

Selamun aleyküm!

Allah nasip ederse “Ne için davet ediyoruz?”, “Neye davet ediyoruz? ve “Nasıl davet ediyoruz?” başlıkları halinde bir yazı silsilesi ile dilimiz döndüğünce bişeyler söylemeye çalışacağız. Gayret bizden muvaffakiyet Allah’tandır!

Öncelikle bu meseleye ışık tutan bir ayet muvacehesinde yola revan olmak yolumuzun aydınlanması açısından elzemdir!

Allah Teâla ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Ben gerçekten ‘Müslümanlardanım” deyip salih amel işleyip Allah’a çağıran kimseden daha güzel sözlü kim vardır?” (Fussilet /33)

Bizler elhamdulillah hamuru islam ile yoğrulmuş erleriz. Aziz din İslam’a askerleriz. Salih amel noktasında da hepimizin az çok bi gayreti var elhamdulillah. Ayetin bu kısmından sonraki devamına baktığımızda niçin davet ettiğimiz veya niçin davet etmemiz gerektiği aşikar bir hal alıyor.  Çünkü Allah:  “Allah’a çağırandan daha güzel sözlü kim vardır?” buyurarak onun dinine davetimizde, bu müstesna iltifat-ı Rabbani ile şereftar olacağımızı beyan ediyor. Bizler kulluk için geldiğimiz ( zariat 56 ) bu dünyada Allah’ın övgüsüne layık olmaya çalışmaktan daha büyük bir şeref bilmiyor ve bu şeref ile şereftar olmak için davet etmek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Nitekim bir başka ayeti kerimede Allah ( c.c) şöyle buyurmaktadır: “Habîbim, sen kolaylığı sağlayan yolu tut. İyiliği emret, cahillerden yüz çevir! “ (A’raf /199)

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) de bizlere önder olarak davet edip, cahillerden yüz çevirerek en güzel örnek olma mücadelesi vermiş ve en güzel sözü söyleyen, en güzel kul olarak en güzel örnekliği sergilemiştir. Üstelik Efendimiz niçin davet etmek zorunda olduğumuzu bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurarak anlatmıştır:

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle anlatır: “Kıyamet gününde bir kişinin yakasına hiç tanımadığı biri yapışır. Adam: “Benden ne istiyorsun? Ben seni tanımıyorum.” der. Yakasına yapışan kişi de: “Dünyada iken beni hata ve çirkin işler üzerinde görürdün de ikaz etmez, beni o kötülüklerden alıkoymazdın.” diyerek o kişiden davacı olur.(Münziri, et-Tergib ve’t-Terhib, Beyrut, 1417, III, 164/3506.)

Yani bizler davet etmediğimiz zaman sorumlu olarak Allah’ın huzuruna gideceğiz ve kul hakkı olacağı için hesap veremeyip, Allah’tan medet umamayacağız! Yani bizler islamı bilmeyen bir kardeşimizin veya bilip de gaflette olan bir kardeşimizin vebalini üstelenerek onun, Allah’ın ve Rasulü’nün önünde bizden davacı olmaması için en güzel sözlü kimselerden olmak zorundayız! Ashab, tabiin, tebe-i tabiin ve sonralarında gelen güzide karakterler hep niçin davet etmek zorunda olduklarını bilmiş ve bu bilgiyi pratiğe dökerek davet faaliyetleri sürdürmüşlerdir. Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) Medine’de veda hutbesini sahabelere (Allah hepsinden razı oldu) vermişken o niçin davet etmesi gerektiğini bilen nesil, bütün dünya ya yayıldığı için Medine’de medfun olan sahabi sayısı sadece 10 bindir. Yani 114 bin küsür sahabi dünyanın bütün ülkelerine dağılmış ve niçin davet etmesi gerektiğini bilerek islama, hem hal, hem de kal ile davet etmişlerdir. Tabiin döneminde hızla yayılan islam,  tebe-i tabiin döneminde çok hızlı bir yayılım göstererek Endülüs, Mısır, Suriye, Irak, Filistin, hatta Çin’e kadar bir çok beldeye ulaşmış ve o belde ve ahalisi niçin davet ettiğini bilen Müslümanların şuurlu ve tutarlı davranışlarından etkilenerek Müslümanlaşmıştır! Bu durumun önemini anlatan bir hadis-i şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Ey Ali, sen şimdi Hayberliler’e iyice yaklaşıncaya kadar sükûnetle ilerle. Sonra onları İslâm’a davet et ve üzerlerine vâcip olan İslâmî esâsları onlara haber ver. Allah’a yemin ederim ki, senin irşadınla Allah’ın bir tek kişiye hidâyet vermesi, senin kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.” (Buhari, Megâzî 39) -bir başka vesileyle ifade buyurdukları gibi- “Üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha kıymetli ve daha hayırlıdır!” (Hudarî, Nûru’l-Yakîn, s. 255)

Üzerine güneş doğup batan her şeyden hayırlı olması bütün dünyadan ve içindeki herşeyden hayırlı olması anlamına gelir ki bu hayra nail olmak için davet etmek de niçin davet etmemiz gerektiğini bizlere anlatmaktadır. Zira bir başka hadis-i şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim hidayete çağrıda bulunursa, kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek ve tabi olanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmeyecektir. Kim de dalalete davet ederse, kendisine tabi olanların günahları kadar günah ona verilecek ve tabi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmeyecektir.” (İbn Mâce, Sünnet 14)

Allahu Ekber! Bir düşünün yatırımın dehşetini! Kıyamete kadar bu hayır her devam ettikçe sevabından eksilmeden vesile olan herkese ama herkese dağıtılacak! Şu rahmet başka neyde var kardeşlerim? Bizler bu rahmete nail olabilmek efendimizin ve kutlu ashabının yolundan gidebilmek ve büyüklerimizden kalan mirasa sahip çıkabilmek için davet etmek zorundayız. Yazımı fazla uzatmamak için bir ayet-i celile ile sonlandırmak ve silsileyi neye ve nasıl olarak devam ettirmek temennisi içerisindeyim. Allah (c.c) Al-i imran süresi 110 ayetinde şöyle buyurur: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz…”

Normalde imanın ilk sırada zikredilmesi gerekirken önce davetin zikredilmesi , bu ümmetin ayırt edici özelliğinin davet olmasındandır. Ayrıca bir çok ümmet gelmiş geçmiş iken en hayırlı ümmet olma şerefini Allah bizlere davet ettiğimiz için bahşetmiştir! İşte tüm bu saymaya çalıştığım sebebler bizim “Niçin davet ediyoruz?” sorusunun cevabı niteliğindedir. Allah bizlere islama davet etme şuuru bahşetsin de yarınlara yorgun bakanlardan olmayalım. İnşallah ifade edebilmişimdir. Doğruların Allah’tan, hataların nefsimden olduğu unutulmasın! Zafer yakındır istikbal islamındır!

Selam ve dua ile inşallah.

hüznî

Etiketler
Davet

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap