Toplum Aile

Neleri Meşgule Atıyoruz?

  • 3 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Neleri Meşgule Atıyoruz?

Gün içinde çeşitli bahanelerle yada gerçekten geçerli sebeplerle onlarca kişiyi meşgule atabiliyoruz. İşe geç kalacakken arayan annemizin çağrısını sonlandırıyoruz. Canımız sıkkın olduğunda yanımıza ilişen arkadaşımıza cevap vermeyerek, yanımızdan gitmesini sağlıyoruz. Yada hiç yoktan bize yol tarifi soran birini, üşengeçliğimizden ben buraların yabacısıyım bey amca diyerek yok sayabiliyoruz. Dahası? Bizi sevenleri görmezden geliyoruz. Anne babamızın nasihatlerini duymuyoruz. Hocalarımızın, büyüklerimizin sözlerine kulak asmıyoruz…Vel hasıl dün değilse bu gün, bu gün değilse yarın muhakkak bunları yapıyoruz. Haklı mıyız? Belki evet,belki de hayır.

Nedenini sorgulamaya gerek duymadan, alışkanlık eseri kolayca insanları red edebiliyoruz. O an aklımıza ne hayati durumların haber verilebileceği, ne arkadaşımızın iyi niyeti, ne de bey amcanın ilaç saatinin geçebileceği geliyor. O an, sadece kendimizle baş başa kalabiliyoruz. Empati yada endişe duygusundan yoksun kim bilir kaç defa olayları görmezden geliyoruz. Bilinmeyen numara diye cevap vermediğimiz o numara belki hayatımızın fırsatıydı, kim bilebilir?

Aslında bize kimi zaman nükseden bu rahatlığın, bir çok sebebi olabileceği gibi tek bir sebebi de olabilir. Kendimizi meşgule atıyor olmamız. Şu an ne yapmalıyım diye soruyoruz kendimize, ulaşamıyoruz. Ruhum daralıyor diye kendi kendimize yakınıyoruz, tık tıklıyoruz gönül kapımızı, açan olmuyor. Çıkmaza düşüyoruz, bazen kendimizi aramayı unutuyoruz bile o zamanlar.

İşi bu taraftan düşününce akla nefsimizin yani benliğimizin kimin elinde olduğu düşüncesi geliyor? Nedir bu bizi bizden habersiz eden? Evet, biz kendimize ulaşamıyoruz, kendimizi meşgule atıyoruz ama neden? Çünkü nefsimiz kudreti elinde olan Mevla Teala’yı es geçiyoruz. Ne kadar ağır değil mi? Evet, ferah aradığımızda kendimizi secdelere verebiliyoruz ama neden hala göğsümüz daralıyor? Çünkü biz iletişimi beceremiyoruz. Nefsimizin sahibiyle, bizi bizden daha iyi bilen Rabbimizle iletişimi sağlam kurmadan, nasıl içsel dünyamızda sorularımıza, sıkıntılarımıza çare bulabiliriz ki?

İşte burada kelama büyükler müdahil oluyor ve iletişimi iki kola ayırıyorlar:

1- İçsel iletişim: Bu nefsi terbiyeden geçer. Bu sebeptendir ki Rasullullah (sav) “Kim nefsini tanırsa, Rabbini tanır.” buyurmuşlardır.

2- Mevla ile iletişim: Buysa, ilk olarak “Allahtan başka ilah yoktur” kelimesiyle başlar. Bu kelimenin lafzı ve idrakiyle kalpteki tüm putlar yıkılır ve alın hakiki secdeye olan özlemini giderir. İletişimin önündeki en büyük engel kibirdir. Şeytan’ı, Rabbi’nin emrinden alı koyan o mel’un haslet kibir…

Kendimizi ve dolayısıyla Rabbimizi tanıdıktan sonra ancak sıra diğer insanlara gelebilir. Elbette iletişimden kastımız, saatlerce konuşmak yada mesajlaşmak değil. Onlarla sağlıklı iletişim kurmak, anlamak, başlarından geçen olaylara çare bulabilmek ve gerekirse onların dertleriyle dertlenebilmek.

Eğitimci yazar Şerife Tortop’un ifadeleriyle iletişim, insanların birbirleriyle yaptıkları düşünce ve duygu alışverişidir. Duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak anlaşılmasını hedefler. Velev ki konuşarak, velev ki bakışarak, velev ki susarak, hissederek.

Bu tanım baza alındığın da, yapılan kavgalar, kimi uygulanan kaba kuvvet bizim bahsettiğimiz iletişim midir? İşte o, sesli bir şekilde meşgule atmaktır bir nevi. “Seni duymak istemiyorum”,” sana ulaşamıyorum”, “sen benim için dinlenilecek bir değer değilsin!” diyoruz karşımızdakine. Bunun adı iletişim değil aksine araya duvarlar örerek iletişimi kısıtlamaktır.

İnsanların tartışırken seslerini yükseltmelerinin nedeni kalplerin birbirlerinden git gide uzaklaşmasıdır der büyüklerimiz. Sesin seviyesi azaldığında, kalpler daha çok yakınlaşır. Dosta sır verilirken ise fısıltıyla konuşulur. Bu kalplerin daha da yaklaşmasındandır. Bunun daha ilerisi dilin ve sesin sessizliğe gömülüp gözlerin konuşmaya başlamasıdır. Zira gönülden gönüle yol vardır.

Uzmanlar bizim bahsettiğimiz sağlıklı iletişimin ilk şartı olarak, sevmek ve gülümsemek diyorlar. Karşılıksız ve koşulsuz sevgi işin içine girdiğinde bir de gülümseme ve ifade ile süslenirse burada sağlıklı iletişim başlar. Bu bir annenin evladına olan sevgisi ve bir mü’minin diğer mü’mine olması gereken sevgisidir. Evladı olduğu için sevmek ve Allah(cc)’ın kardeş kıldığı bilinciyle sevmek, koşulsuz ve gerçek sevgidir.

Bundan sonraysa sıralanan tüm yöntemler empatiden geçer ve empati kendini tanıyan ve dolayısıyla Rabbini bilen insan için artık pek kolaydır. Sen dili yerine ben dilini kullanmak, sürekli tenkit etmemek,doğrularından örnek göstermek, teşvik etmek… Tüm bunlar kendimizi karşımızdaki insanın yerine koyduğumuzda yapabileceğimiz şeylerdir. Tabii ki her insanın bir alem olduğunu unutmayarak…

İlk evvela kendimizi ve Rabbimizi ardından gönüller arası köprüleri tanıyarak, hakikatli dostluklar kurmak duası ile Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Etiketler
aile Toplum Psikoloji İçsel İletişim Pedegoji Şerife Tortop Sosyoloji

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap