Fikir Düşünce

Okumak Ama Neyi?

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 1
Okumak Ama Neyi?

 

Okumak… Ne kadar da içi dolu bir kelime. Ansiklopediler dolusu anlatılsa bu kelime belki de tam manasıyla hakkını vermeyeceğimiz bir kavram ya da bir emir. Evet emir… Kur’an-ı Kerimin birçok emirleri vardır. İlk emir ‘OKU’ olmuştur. Okumalı ama neyi?

Öncelikle Kur’an-ı Kerim’i okumalıyız. Allah’ın,  bizim dünyada ve ahirette mutlu bir hayat sürebilmemiz için gönderdiği emir ve yasakları bilmeli hayatımızı ona göre şekillendirmeliyiz.  Bize medeniyeti, kültürü, ahlakı, iyiyi, kötüyü ve daha sayamayacağımız kadar çok bilgiyi kısacası insan olmayı öğretiyor bize Kur’an-ı Kerim. Yürüyen Kur’an, Kur’an’ın bizzat yaşayanı diyebileceğimiz sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Kur’an’ı bizim için anlatmış, açıklamış ve bize en güzel şekilde öğretmiştir.  Alak Suresi 4. Ve 5. ayetlerde de bu konu şöyle belirtilmiştir: ‘O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.’  Evet Allah bize hem yazmayı hem okumayı okuyarak da insan olmayı öğretmiştir.

Öncelikle Kur’an-ı Kerim’e kulak vermeli ve en iyi şekilde okumalıyız dedik.  Kur’an-ı Kerim dememin bir diğer sebebi de beni ürperten işte şu Hadis-i Şerif: ‘Kim Kur’an-ı Kerim’i öğrenir de içindekileri okumadan ve düşünmeden onu bir mushaf olarak başucuna asarsa kıyamet günü o Kur’an onun yakasına yapışır ve: ‘Ey Alemlerin Rabbi, bu kulun beni dünyada terk etti, beni unuttu. Benimle onun arasında bugün hükmü sen ver’ diyerek şikayetçi olur. 

Okumak demişken…  Kendimizi okuyabiliyor muyuz mesela? İnsan kendini nasıl okur? Okumak deyince aklımıza hep kitap gelir ve okuruz da.  Ya kendimizi okuyabiliyor muyuz? Bedenimizin çalışma sistemi,  düşünen ve akleden, insanları hayran bırakan mucizevi bir sistem.  Böyle bir düzen ve sistematiği hiçbir fabrikada göremeyiz.  Son dönemlerin gözdesi harika bir telefon çıksa şu özelliği de var, bu özelliği de var diyerek hayran kalıyoruz. Bilmiyoruz ki o telefonu üreten  tam bir mucize. Kendimizdeki bu gizemi göremiyoruz, okuyamıyoruz kainatın bu değerli varlığını.

Bir de kainat kitabı var ki bu kitabı okumaya ömrümüz yetmez. Ne şaşkınlık içinde okumaya doyabiliriz ne de seyretmeye. Ayağımızın altına serilmiş, insanoğluna hizmet eden bu koca kainatı hissetmeli ve seyretmeli. Seyrine dalarken akletmeli, fikretmeli ve yaratanı zikretmeli.

Kainat kitabını okurken ilmi ve  fenni bir çok kaynaktan yararlanmak ufkumuzu açtığı gibi ilmimize de ilim katar, tefekkürümüzü zenginleştirir. Coğrafya, astronomi, biyoloji, fizik, edebiyat, tıp, psikoloji ve daha bunun gibi birçok ilimler Allah’ı görmemizi, kendimizi tanıyabilmemizi ve kainat kitabını ömrümüz boyunca okuyabilmemize destek olur. Okuma amacımız da bu olmalı. Yoksa okuyup okuyup boş gözlerle bakıyorsak,  kendimize ve hayatımıza hiçbir katkısı yoksa sadece diploma sahibi olabilmek için -sözüm ona-  okumuşsak bu hamallıktan başka bir şey değildir. Etrafımızda o kadar çok bilgi vardı. Kafamızı hangi yöne çevirsek bilgi. İstediğimiz konuda istediğimiz kadar bilgiye ulaşabiliriz çok rahatlıkla. Her şey elimizin altında. Bu durumda daha bilgili, daha kültürlü bir toplum olmamız gerekmiyor mu? Neden zihinler, hala boş. Neden gözler anlamsızca bakıyor etrafa? Neden paçamızdan cehalet akıyor? Okullarda okuyun oyun deniyor. Neyi okumalı, nasıl okumalı rehber olan yok.  Neden?  Çünkü bilgili olmak çok okumak değil, okuduklarımızı zihnimize ve hayatımıza  yerleştirmektir.

Ucu bucağını göremediğimiz evren, gökyüzü ve galaksiler… Saymaya kalksak sayamayacağımız bunca mucizeye sadece bakıp geçiyorsak, arkasındaki hikmet perdesini göremiyorsak kendimizi yeniden gözden geçirme vaktimiz gelmiş olabilir.

Bir de insanı okumak vardır ki bu apayrı bir dildir. Herkes okuyamaz, herkes öğrenemez ya da göremez belki de hiç anlayamaz ya da anlamlandıramaz. Bilhassa tasavvuf ilminde görülür ki o dönem insanı bu dile ‘lisan-ı hal’ der.  Hal dili ile ifade etmektir ki ne ince ne dokunaklı bir davranış biçimidir. Mevlana ve diğer tasavvuf büyükleri öylesine edebli bir şekilde ifade etmişlerdir ki her bir davranışın derin ve kırıcı olmayan kabalıktan uzak ince anlamları vardır. Bunların bazıları deyim veya atasözü olarak günümüze ulaşmıştır.  Kırıp dökmeden, sessizce konuşmaktır ki başka hiçbir örneği yoktur lisan- hal’in.  Sözlüklerde de şöyle bir tanım geçer:  ‘Akılları gözlerinde olan avama, ders veren fiildir.’ Öyle ya gönül dili de bilmek gerekir ki hiçbir dil ondan daha etkili olmamıştır da.   

Lisan-ı hal günümüzde beden dili olarak geçer. Psikoloji ilmi de insan davranışlarını kısacası insanı bir kitap gibi okur.  İnsanı da okumalıyız elbet. Nitekim insan bu kainatın özetidir. Mucizelerle dolu küçük bir dünyadır.

Okumak bilinçtir, güçtür, özgürlüktür, düşünmektir, güvendir, var olmaktır belki de en önemlisi farkındalıktır.

İnsan okuduklarıyla ve öğrendikleriyle yetinmemeli,  ne kadar da az okuduğunu görüp daha çok sarılmalı aşkla ilme. İçtikçe daha çok susatır ilim ve okumak. Daha çok içmeli, daha çok istemeli.

Bilmeliyiz ki okumak olgunluktur ya da olgunlaştırır. Ruhun ve zihnin demlenmesidir ki Rabbimiz böyle bir güzelliği bizlere farz kılmış.

Okumalı insan… Kalabalıklar içinde kaybolmuş kendini bulabilmek için.

Okumalı insan… İnsan olmak için okumalı, kendi olmak için okumalı.

Okumalı insan… Kendine bir iyilik yapmak istiyorsa okumalı…

Şimdi neyi  niçin okuyoruz ya da okumalıyız bir kez daha soralım kendimize…

Etiketler
okumak Kitap İlim Aşk kainat insan

Yazar Hakkında

Esma_İlhan.Zengin

Edebiyata gönül vermiş bir öğretmen...

Yorumlar

  • 1 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap