Pembe Pardesü Mü? 2 / Bir Şey Yapmalı!
- Meltem Ortakcı
- 9 Haziran 2018 - 13:30
- 7 dk okuma süresi
- -
- 0
Tesettür; giyinme ve örtünme adı altında, kavram olarak yaklaşık dokuz tane ayete konu olarak İslamiyetin en keskin emirlerinden biri haline gelmiştir. “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.” (Nur/30) ayeti, ulemaya göre erkeklerin tesettür emri olarak kabul edilirken aynı surenin bir sonraki ayeti olan “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zîynet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” ( Nur/31) ile de kadınların tesettür emri daha tafsilatlı şekilde anlatılmış ve ayrıntılandırılmıştır. Burada neden erkeklerin tesettür emri bu kadar az da kadınlarınki bu kadar çok gibi anlamsız karşılaştırmalara girerek hadsiz ve şımarık bir tutum takınacak değiliz. Zira biz kullar Hak Teala’nın niyazını gerçekleştirmek ve rızasına erişebilmek için elimizden geleni yapmakla mesûlüz. Kıyamete kadar da böyle hadsiz hesaplar yapacak olmaktan Rahman’a sığınırız.
Bu konuda, bu ayetleri ve hükümleri bu kadar iyi biliyor olmamıza ve yeterince(!) okuyor olmamıza rağmen neden tam manasıyla tesettür kavramını sinemizde taşıyamadığımızı ve bunun belli başlı sebeplerini Pembe Pardesü Mü? adlı yazıda ayrıntısıyla ele almıştık. Nefsimizi, moda dayatmasını ve mahalle baskısı gibi sebepleri belki de bir nebze olsun bahane ederek sorunun tabiri caizse tanısını yapmıştık. Tanı tamam, peki tedavi işin neresinde? Yani her şey iyi hoş; sorunları bir bir masaya yatırdık ama çözüm? Çözüm nerede? O halde buyurun gelin, hep birlikte şifamızı bulalım:
Öncelikle şu konuda tekrar tekrar mutabakata varmakta fayda var: “Giyinmek ve süslenmek kadınlığın fıtratındandır.” Bir kadın hatta daha da genelleyecek olursak bir insan elbette hayatının hemen her aşamasında giyinmek, süslenmek ve başkalarına hoş görünmek isteyecek. Ve aslına bakarsanız bunda herhangi bir sorun ve tehlike de yok. “Ta ki sınırlar ihlal edilene kadar.” Yani ne demek istiyorum? Size bunu daha iyi açıklayabilmek için hepimizin sıklıkla karşılaştığı bir manzarayı hatırlatacağım. Evli bir çift birlikte dışarıya çıkıyorlar, akraba ziyareti yapacaklar diyelim. Kadın öyle bir hazırlanmış ki adam bir an kendi karısını tanıyamıyor. Ve içinden diyor ki: “Ne yani evde bütün gün dizi çıkmış pijamalarla gezen, saçı başı hiç toplanmayan paspal kadın, benim karım, bu kadın mı?” Evet bu oluyor. Tam olarak bu oluyor, kendimizi de birbirimizi de kandırmayalım. Peki şimdi size soruyorum: Sizce de biz bu fıtrat olayını biraz yanlış anlamamış mıyız? Bunun sadece karı-koca ilişkisine indirgemek de doğru değil üstelik. İnsan çocukları için, anne-babası için, hem cinsi olan arkadaşları için de süslenebilir. Hatta süslenmelidir de. Çünkü bu, karşımızdaki insana verdiğimiz değeri ve özeni gösterir. Karşıdaki insana kendini daha iyi ve daha değerli hissettirir ve böylece de ilişkiler tekrar tekrar tazelenir. Peki bu özeni, “nasıl olsa hep yanımda” diyerek yakınımızdaki insanlardan sakınarak sokakta hiç tanımadığımız insanlara sunmamız ne kadar mantıklı? İşin doğrusunda ya da yanlışında değilim, ne kadar mantıklı? Bu, elbette sokağa pijamayla çıkalım demek değil zira mü’min her daim özenli ve temiz olmalıdır. Biz bunu Efendimiz Aleyhisselam’ın siretinden öğreniyoruz. Ben burada insanların kendilerini olduklarından daha güzel ve daha farklı gösterme çabalarından bahsediyorum. (Burada makyaj ve benzeri şeyleri kast ediyorum ve bilhassa kadınlar diyebilmeyi çok isterdim. Sonra aklıma artık bazı erkeklerin de makyaj yaptığı hadisesi geldi, sustum. Bu da böyle bir acımdır.)
Hatta bu hususta bırakalım beşeri ilişkileri de gelin biraz da Allah için güzelleşmekten ve giyinmekten bahsedelim. “Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf 31) Allah-u Teala bizden her namaz için hususi olarak güzel giyinmemizi istiyor. Mesela siz namaza durmadan önce kendisine, sadece namaz kılmak için pantolon/ etek, gömlek ya da başörtüsü ütüleyen birini gördünüz mü? Ben görmedim. Keşke gömüş olsaydım, ama görmedim. Şimdi uçlarını iyice bilediğim okları kendi nefsime doğrultup soruyorum: “Bakkala bile giderken aynada tekrar tekrar baş örtüne bakan sen, namaz kılarken neden aynı hassasiyeti gösteremiyorsun? Dışarıdaki insanlar haşa Allah’ın huzurundan daha mı kıymetli? Evde namaz kıldığın halinle, yani sıradan bir ev eteği, özensiz bir örtü ile dışarıya çıkabilir misin? Hayır. Hatta muhtemelen apartmana bile çıkmam. Tamam kapalı olmasına kapalı, tesettür emri tastamam ama bir şey eksik işte; özen. Koskoca kainatta Allah-u Teala’dan daha fazla özen gösterilmeyi hak eden başka kim olabilir ki? O halde bu ne yaman çelişki? Sonraları bu meseleyle ilgili bir şey fark ediyorum. Şayet o gün dışarı çıkacaksam ve mesela öğle namazını giyinip hazırlanmış halimle -yani dışarı kıyafetimle- kılmışsam o namazdan aldığım huşu evde özensiz kıyafetlerde kıldığım namazdan aldığım huşudan çok daha fazla oluyor. Hem “Ey Âdemoğulları! Her namaz kılacağınızda güzelce giyinin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” ayeti belki de Cenab-ı Hakk’ın her daim huşu eksikliğinden şikayet ettiğimiz namazlarımızı düzeltebilmemiz için biz gafil kullarına gizli bir önerisidir, kim bilir! Subhanallah!
Şimdi o halde müsaade ederseniz aynı soruyu tekrar soracağım: Sizce de bu fıtrat olayını biraz yanlış anlamamış mıyız?
Bu hususta bizi tuzağa düşüren bir başka çeldirici ise; tesettür giyim sektörü denen bataklık. Buna sektör yerine katliam demek daha uygun olur aslına bakarsınız. Bu özellikle gözlemlediğim ve bilhassa dikkat ettiğim bir husus. Şöyle ki; önümüzde iki ayrı kıyafet mağazası var diyelim. A ve B mağazaları. A mağazası tesettürlü olmayan hanımlara hitap ederken; B bir tesettür mağazası olup tesettürlü hanımlara hitap ediyor. Aynı pantolon ve gömlek, A mağazasında 150 lira iken, aynı ürünler B mağazasında nasıl oluyorsa bir anda 500 liraya yükseliveriyor. Bakın üzerine bastırarak aynı kıyafetler olduğunu söylüyorum. İkisi de aynı model, aynı kumaş, aynı beden; ayrıca bunların ikisi de kendi kulvarında marka olmuş mağazalar, yani biri diğerinden daha düşük değil. Bu arada pantolon ve gömlek kombinini tesettür ürünü diye sattıklarına değinmiyorum bile. O nasıl tesettür oluyor ben de bilmiyorum. Tesettürlü olan hanım da tesettürsüz olan hanım da aynı kıyafetleri giyecekse tesettür bunun tam olarak neresinde kalacak onu da bilemiyorum. A evet, birinin saçı görünmüyordu değil mi, atlamışım afedersiniz. Demek aynı kıyafetlerden birisi, sırf tabelasında tesettür giyim yazıyor diye diğerinin iki üç misli fiyata satılacak öyle mi? Hani şu israftan kaçınmayı salık veren, zekatı, miskini gözetmeyi, ölçülü yaşamayı emreden İslamiyetin hükmü olan tesettür kelimesi yazıyor diye, öyle mi? Reddediyorum. Demek “Elimizde kurban payından bir buttan başkası kalmadı.” diyen Aişe(ra)’nin kızları bu mağazalarda bir ipek eşarba ortalama bir ailenin bir aylık temel mutfak ihtiyacını karşılayacak kadar para verebilecek ha, öyle mi? Bunu da reddediyorum. Demek bu hanımlar aslında gerçek tesettür emriyle uzaktan yakından alakası olmayan; dar, belden kemerli, dikkat çekecek kadar renkli, ince ( görüldüğü üzere tesettür ayetlerinin katli mevzu bahis) kıyafetlere sahip olmak için her türlü ihtiyacından kısacak öyle mi? Yirmi lira vermek fazla geldiği için kitap almayı reddedecek ama saçma sapan bir başörtüsü iğnesine yirmi lira verebilecek, öyle mi? Kusura bakmayın ama ben bunu da reddediyorum. Hayır, gerçekten tesettürü sağlayacak ürünler olsa verilen paralara hiç içim acımayacak ama her şey de gün gibi ortada işte, görüyorsunuz. Allah’ın emri için yaptığımızı iddia ettiğimiz bir şeyi, Allah’ın bir başka emrini çiğneyerek yapamayız. Komik olur. “Allah’ım ben senin zekat emrin için hırsızlık yapıyorum” demek ne kadar komik ve anlamsızsa bu da o kadar komik ve anlamsız. “Eee, ona yok, buna yok. Peki biz nasıl, nereden giyineceğiz kardeşim?” dediğinizi duyar gibiyim. İşte tam da bu sebepten Allah’ın emri için örtünen tüm hanımları dikiş dikmeyi öğrenmeye davet ediyorum. Ancak bu sayede hem istediğimiz tarzı hem de Allah’ın farzını aynı kümede buluşturabiliriz. Hem “Kafamda bir model var ama bir türlü bulamadım” çilesine son veriyoruz hem de bileğimize altın bir bilezik takıyoruz. Sonra da insanlar sokakta, mescidde, kütüphanede çevirip “Yaaa feraceni nereden aldın?” diye sorduklarında havalı havalı “Kendim diktim.” diyebiliyoruz. Nasıl ama? Hem çok karlı hem de çok havalı değil mi? Hem bu kadar stil sahibi ruhun başkalarının tasarladığı şeyleri giymeleri çok da akıl karı değil bence. Sizce de öyle değil mi? Üstelik bu, çocuklarınıza bırakacağınız harika bir miras olarak da Allah ömür verdikçe cebimizde duracak. Onlar büyüdüklerinde: “Bak, bunları sana ben dikmiştim.” diyerek “anayım ben!” elimizi de güçlendirmiş olacağız. Resmen kazan-kazan! Bu şekilde şu yukarıda bahsettiğimiz tesettür mağazaları da ya Allah’ın ayetinin şanına yakışır şekilde üretim yapmayı öğrenecekler ya da biz mü’min hanımlardan zırnık dahi alamayacaklarını bilecekler.
Çünkü biz mü’min kadınlar, her türlü moda dayatmasına, kapitalist düzene karşı duracak; bu saçma sistemin çarklarına da girmeyi reddedecek kadar güçlü yaratıldık. Bizim Hatice(ra)’den, Aişe (ra)’den, Fatıma(ra)’dan, Ümmü Seleme (ra)’dan, Esma bint. Zeyd (ra)’den öğrendiğimiz budur.
Rabbim bu uğurda ayağınıza taş değdirmesin.
Görüldüğü vakit Allah’ı hatırlatanlardan olmak duasıyla, selam ederim.
Yorumlar