Fikir Düşünce

Reklam Arası

  • 4 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Reklam Arası

Bir çocuk düşünün. Enkaz altından çıkmış, şok halinde halâ. Bir de yüz binlerce insan düşünün; genç, yaşlı, çocuk, kadın. Şimdi o yüz binlerin parçalanmış cesetlerini düşünün. Yerle bir olmuş binaları, molozlarla dolu sokak ve caddeleri, feryat eden insanları…

Düşündünüz mü? Tamam, şimdi çayınızı içmeye devam edebilirsiniz. Tuttuğunuz futbol takımının bu sezondaki performansını vesaire konuşun. Meyve yiyin. Sıcaktır, karpuz iyi gider mesela. Bir de şeyi konuşun, İllüminati’yi. İllüminati iyi gider arkadaş arasında. Hele birkaç tane de 25. kare, sübliminal mesaj falan serpiştirin muhabbete, tadından yenmez. “Madonna da İllüminaticiymiş” dediniz mi; muhabbet tavan yapar zaten.

Hani sen birkaç hafta önce bir saldırı bertaraf etmiştin ya millet olarak, omuz omuza vermiştiniz hani, hah onu konuşun bir de. Amerika ve İsrail’ e nasıl diz çöktürdük, nasıl tuş ettik ama diye anlatın. “O tankın önüne yatan adamla resim çektirdim ben” desin mesela biriniz. Övünün onunla.

“Başımızı kaldıramıyoruz ki kardeşim, bu defa da şehit haberleri geliyor, hainler boş durmuyor” desin biriniz. Bu tespit hiç sekteye uğramaz, hep tutar. Yarım saat falan sonra, muhabbet zamlara, ev fiyatlarına falan gelsin. Kredi kartı borçları vardır mesela, onlar da bu tip muhabbetler için bankodur. Hani diz çöktürmüştün ya İsrail’ e, onun verdiği kredi kartının haram olan faizini konuşursunuz.

Yedi adam var, yedi düşman. Her ne hikmetse hepsiyle de can ciğeriz. Televizyon abimiz, sosyal medya abimiz, para abimiz, GDO abimiz, kredi abimiz, “geyik” abimiz ve son olarak “boş vakit” abimiz. Ama bunların ne denli çirkef, çamur şahsiyetler olduğunu da biliyoruz, eyvallah. Biliyoruz ya, o yeter! Bir ton derdimiz var ümmet olarak; telefonumuzu yenilemek lazım, çünkü yeni modeli çıktı.E artık tüplü televizyonlar da olmaz şimdi… Plazma almak gerek. Ayakkabı, pantolon da marka olmalı, çünkü masa başı işte çalışıyoruz.  Tesettür modasını takip etmeli kadınlarımız, artık tunik- tayt-şal kombinasyonu olmazsa olmaz. Eşarp ya da şalın üzerine gece gündüz, yaz kış takmalık güneş gözlüklerini almayanı dövüyorlar zaten. Erkek sakalsız olmaz artık, çünkü moda. Hem aynı zamanda azıcık sünnet falan işte…

İki foto gördük mü sosyal paylaşım sitesinde… Mazlumların olduğu, ortalığı kanın götürdüğü falan, hemen: “Kahrolsun Amerika, kahrolsun Rusya, kahrolsun İsrail!!!” Sloganı da verdiğimize göre herşey yolunda moduna dönebiliriz. Daha samimi olanlarımız da varsa namazlardan sonra borç harç faslından sonra eller açıkken “Allah’ ım mazlumlara yardım et, zâlimleri kahreyle” diye final yapar, ama hafta sonu kampüsten arkadaşlarla (belki kızlı erkekli) malum fastfood mekanların birinde, öğle yemeği yer ancak zinhar Cocacola içmeyiz çünkü İsrail malı, Pepsi içeriz.

Hani bir ihtiyar adam vardı hatırlarsan, felçliydi. Terlekli sandelyeye mahkumdu ama asla rehavete mahkum olmadı. Cennete o tekerlekli sandelyesiyle koşarak gitmişti. Şehid Şeyh Ahmed Yasin hazretleri. “Allah’ ım, ümmetin suskunluğunu sana şikayet ediyorum!” demişti. Bizi şikayet etmişti. Hani Rasulullah s.a.v. ‘ın bir tek vücuda benzetip de, birinin ayağına diken batsa bir diğeri hisseder diye tabir ettiği ümmeti (!)…

Bir delikanlı vardı hatırlarsan. Öğretmendi, halkını cehaletten ve ataletten kurtarmak için canını dişine takmıştı. Daha yirmili yaşlarındaydı ama sanki dünya yaratılalı beri yaşayıp görmüş gibiydi. Gönüllere düstur, dillere pelesenk olan bir sloganı da vardı hatta meşhur, “İşimiz vaktimizden çok!”. Mısır’ daki İhvan- ı Müslimin yani Müslüman Kardeşler hareketinin öncüsü olmakla şereflendirilmişti. Cihad, cihad, cihad demişti. Uyanık olmak lazım, fedakar olmak lazım, bilgili olmak lazım demişti. Vakıfta yere serecek minderi yoktu,birisi evindeki yatağını, yanlış anlaşılmasın; kendisinin de eşiyle yere serip yattığı tek eşya olan yatağını infak etmişti. Şimdi geyiğini yaptığımız güçler tarafından o da şehadet şerbetini içmişti. Şehid Hasan El-Benna olmuştu. Geriye bıraktığı en önemli eserlerden biri olan El Me’surat’ ı, yani ayet ve hadislerden derleme olarak günlük dua ve zikirleri miras bırakmıştı. Sabah akşam her müslümanın okuması gerektiğini vurgulamıştı. Niceleri geldi onlar gibi, niceleri geçti.

Geyik muhabbeti, konuşmanın öncesinde ve sonrasında, konuşulan konuya dair herhangi bir değişikliğin olmadığı konuşmalardır. Evlerimizde hala televizyonlar baş köşede, çocuklarımız düşmanlarını tanımazdan önce o düşmanların ürünlerini tanıyıp seviyorlar. Biz hakeza aynı şekilde. Ama zalimler kahrolsun. Kitap okumaktan bahsederken “Boş vakitlerimi kitap okuyarak değerlendiririm” diyen bir milletiz. Kitap okumak, bilgi, kültür edinmek gibi mühim, elzem bir eylemi sadece boş vakitlerde -ki o da pek kalmıyor ya- uygulayan bir nesilden gelecek hayır tartışılır. Sağdan soldan, özellikle sosyal medyadan görüp öğrendiklerimiz, yayınladığımız bilgiler(!) var, onlar yetiyor. Bir tane odada, 13 tane yaşlı adam, üzerlerinde otantik kukuletalı kostümleriyle dünyanın sözde kaderini belirlerken, bizim tek yaptığımız şey geyik muhabbeti. Bir soralım, bunu zaten hepimiz biliyoruz, bilinen şey sır değildir, artık aldatıldığımız, kullanıldığımız, uyutulduğumuz ve sömürüldüğümüz sır değilse bunun açıklaması ne?

Etiketler
şehit Kitap İsrail Muhabbet Amerika Cihad İllüminati

Yazar Hakkında

Kemal Ağca

Mezar taşıma, "hep yazdı ama yazar olamadı..." yazın

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap