Sanatı İdealleriyle Şekillendiren Bir Grup Genç ile Söyleşi: Tiyatro Fikir
- Esra Nur Kırbaş
- 2 Mayıs 2017 - 10:43
- 8 dk okuma süresi
- -
- 0
Selamun aleyküm Efendi dergi ailesi! Bugün sizlere Tiyatro Fikir’in önümüzdeki günlerde sahnelenecek olan “Sukuta Muhalefet” adlı oyununu, tiyatro grubunun kurucusu ve oyuncusu Süveyda Zeynep Güneş ile gerçekleştirdiğimiz röportaj vesilesiyle aktarmak üzere huzurunuzda bulunuyorum. Hobilerini bütünüyle hayatına aktaran, hayatlarını da idealleri doğrultusunda şekillendirmiş gençlerden bir genç söyleşi gerçekleştirdik.
Hem sanatla iç içe olmak hem de yardım eli uzatmak istediğiniz mazlumlara bir adım daha yakın olmak istiyorsanız kaçırmayın derim. Dilerseniz kelamı esnetmeden röportajımızla sizleri başbaşa bırakalım…
Röportaj: Esra Nur Kırbaş
Selamun aleykum Süveyda hanım, ilk olarak sohbetimize sizi tanıyarak başlayalım dilerseniz. Süveyda Güneş kimdir? Tiyatro merakı nereden gelir?
Ve aleykumselam ben Süveyda Zeynep Güneş, 22 yaşındayım. Fatih doğumluyum. İstanbul üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünde eğitimime devam ediyorum. Yaklaşık yedi yaşından beri etrafımda bir ekip kurarak, o yaşın bana sunduğu imkanlar ne ise onu sonuna kadar zorlayarak sahnede olmaya gayret ediyorum. Senaryo, yönetme, oynama, kostüm, ışık, dekor gibi tüm işlerle uğraşmak suretiyle bunu yapıyorum.
Konuyla ilgili başlangıçta tiyatroya ilgimden bahsedecek olursak, annemin ve ablamın desteği büyük. Bu süreçte çok uzun süreli ve techizatlı oynadığım evcilik oyunları başta gelir. Mesela ablamla kütüphanecilik oynayacağımız zamanlarda, hemen evin tüm kitaplarını bir odaya toparlardık ve oyunu o şekilde başlardık. Dekoru oluşturduktan sonra oyunumuzun kurgusu üzerine yoğunlaşırdık ve sonrasında oyunumuzu devam ettirirdik. Bu oyunlar kimi zaman televizyonculuk, radyo sunuculuğu olarak şekillenirdi. Belki kulağa komik gelecek ama bende tiyatro merakının oluşmasının zeminini bu oyunlar oluşturuyor. Fakat asıl gelişme süreci annemin bendeki bu ilgiyi keşfetmesiyle birlikte daha da üzerine düşerek beni atlamadan hemen her tiyaro oyununa götürmesidir. Özellikle birlikte müzikallere gitmeyi severdik.
Tabii ki bir çocuğu bu alanda geliştirmek için bir yere emanet etmediyseniz, bu merak ilkokul müsamere seviyesinde kalıyor. Ama konuşmanın ilk başında da söylediğim gibi ben elimden gelen her şeyi yaparak kendi mutfağımı oluşturmaya çalıştım. Ortaokulda bu iyice pekişti ve artık lisede hayata geçirmek nasip oldu.
Peki sürecin devamında kendi ekibinizi kurup Tiyatro Fikir adını almanızdan bahsedecek olursak, bu süreci nasıl anlatırsınız?
Lise de tiyatroyla ilgilendiğim zaman diliminde, ne kadar eksik ne kadar fazla bilmiyorum ama elimden geldiğince yazdım, yönettim, oynadım, her şeyle ilgilendim ve bunun sonucunda bir ekip oluştu, Tiyatro Fikir isminde… Fakat sürecin devamında yaş aldıkça ve daha da olgunlaştıkça böylesine kıymetli bir sanatın bir şeyler armağan etmesini, topluma bir fikri ulaştırmasını öncelik haline getirdim.
Hayata bakış açımla birlikte şekillenen bir takım şeyler vardı ve Tiyatro Fikir ekibinin sadece tiyatroyla sınırlı kalmasını istemedim. Sadece bir sahnede vakit geçirmeyelim, dolaşalım, seyyar olalım, özellikle çocuk esirgeme kurumlarının kapısını çalalım, yardım faaliyetlerinde bulunalım ve böylece bir amaç doğrultusunda hareket edelim dedim. Tabii ki bunun için çok daha büyük çapta imkan bulabildiğimiz bir yer var ki, sivil toplum kuruluşları… Fakat İslami camiada maalesef senelerdir tiyatronun kuraklığı yaşandığı için çok mümkün olmaz diye düşünüyordum ama Allah tarafından, İHH İnsani Yardım Vakfı’nın 2015 yılında “İnsani Yardım Okulu” isimli bahar programında tanıştığım arkadaşlarımla Ehl-i Fikir adında bir gençlik ve proje grubu kurduk ve ben onlara tiyatro faaliyetlerimi aslında bu zemine taşımak istediğimi söylediğimde, ismini çok beğendiler ve proje grubumuza da Ehl-i Fikir adını verdik. Sonrasında tanıştığımız bilgili ve yetkin arkadaşlarımızla birlikte yolumuza devam ettik.
Peki Sukuta Muhalefet oyunun senaryo süreci nasıl geçti? Oyunu daha evvelden izleme şansına erişenlerden biri olarak söyleyebilirim ki sonuçta Ümmet coğrafyası gibi hassas ve hassas olduğu kadar insani duyguları halen canlı kitleleri derinden sarsabilecek bir kurgusu var. Ne gibi zorluklar çektiniz? Hangi olaylardan yada kimlerden ilham aldınız? Bunun için de ayrı bir ekip oluşturdunuz mu?
Bu ismi bulmak için gerçekten uzun süre düşündük. Durup durup güzel şeyler söyleyen, oldukça sessiz bir arkadaşımız tarafından bulundu. Ondan öncesinde “Ümmet Sofrası” idi adımız ve Ehl-i fikir proje grubuyla birlikte esasen biz Kırgızistan-Bişkek’te bulunan bir yetimhanede ki yetimlerin giydirilmesi için bir projeye talip olmuştuk. Bu projenin mimarı olan arkadaşımız da Allah razı olsun bir şiir dinletisi gerçekleştirmek için bizleri bir araya topladı. Fakat ileriki safhada şiir dinletisinden daha çok boyutlu bir hale taşımak istedik. Tiyatral anlamda bir şeyler yapabiliriz, neden olmasın dedik. Çoğumuzda da bu yetkinlik mevcuttu, bir araya geldik. Elimizde eteğimizde ne varsa ortaya döktük ve artık yeni şeyler söylemek gerektiğini de düşünerek Ümmet coğrafyasıyla ilgili ne söyleyebiliriz diye düşündük. Temsiller de takdir edersiniz ki şöyle bir seyir ilerler; oyunun karakteri çıkar ve kendini anlatır, daha sonra ilerleyen süre de kurguda konular düğümlenir ve ikinci perdenin sonuna doğru sonuca ulaşır yada oyunun kurgusuna göre belli bir yerde noktalanır. Bunu bir grafik çizgisi olarak düşünürsek, oyunda aksiyon başlar ve hiç düşmeden, en sonunda tepede bırakılarak nihayete erdirilir. Biz de bu doğrultuda, Ümmet coğrafyasındaki ülkeleri bir karakter gibi tanıttık, daha sonra etrafında gelişen olayları seyirciye aktardık ve daha sonra bu günüyle harmanlanmış bir mesajla nihayete erdirdik.
Oyun bir kaç defa revize edildi ve hepsini ben yaptım ancak arkadaşlarımın çok büyük katkısı var kurguya. Bunu yaparken açıkçası zorlanmadık, çünkü zaten vaziyet ortada. Yani siz Hama katliamında yakınlarını kaybedip sonra 2011 Suriye Devrimi Cuma olaylarına şahit olmuş bir insanı anlatırken çok büyük bir duygu yoğunluğu yaşarsınız ama Allah’ın izniyle zorluk çekmezsiniz. Yada aynı şekilde Doğu Türkistan’ın suskunluğunu, sessiz çığlığını anlatırken…
Ve bir örnekle oyunumuzda bir sahne var; Afrika’da katarakt ameliyatıyla gözleri açılan bir çocuğun sevincini canlandıran kısa bir sahne. Bu mesela İHH insani yardım vakfından sayın İzzet Şahin’in bir anısından oluşturulmuş bir sahnedir. Yine aynı şekilde şu an oyundan çıkarttığımız fakat önceden var olan Zeynep Gazali’nin zindan hatıraları bölümümüz vardı. Bunun gibi uyarlamalar da yer alıyor oyunumuzda.
Yani özetleyecek olursak fikir böyle doğdu, eylem de bu cihette gelişti.
Öyle zannediyorum ki, okuyucularımızın zihninde oyun hakkında genel bir fikir oluştu. Bundan sonra sormak istediğim şeyse size ulaşan tepkiler nasıl oldu? Sadece İslami camiadan mı yoksa camia dışından da tepkilerle iyi yada kötü karşılaştınız mı? Açıkçası bu da takipçileriniz açısından merak edilen sorular arasında.
Tepkiden ziyade, seyircinin bize olan bakış açısı elbette daha önceliklidir. Bu cihette, örneğin tiyatroyla daha haşır neşir biri geliyorsa yada oynadığımız bu oyunun içeriğindeki sosyal mesajın kökeninde ki olaylara çok hakimse gelen kişi tabii ki çok daha rahat müşahede edebiliyorlar bizi, daha özenli yorumlar yapabiliyorlar.
Benim için seyirci, evinden çıkıp geldiği ve o koltuğa oturduğu anda seyircidir. Yani oyunumuza teveccüh ettiği anda, herhangi bir güruhtan gelip gelmediğini sorgulamam. Zaten bu şekilde bir ayrım yaparak seyirciye bakarsak, sanatı katletmiş oluruz desek yeridir.
Tepkilere gelecek olursak, çok ünlü bir tiyatro sanatçısına, “Alkışlar bir zamandan sonra reflekse döner. Hele ki oyunda vermek istediğiniz bir mesaj varsa… Bu durumda tepkileri nasıl ölçüp biçebiliriz?” dediğimde, karşı taraftan şöyle bir cevap geldi -ki ben bu cevabı daha önce bir tiyatro hocasından da almıştım- “Çok yaz. Çok izle. Çok oyna! Ve yine oyuna, tiyatroya daha yakın, bu anlamda yetkin kişilerin de yorumlarına kulak ver.” şeklinde bir cevap almıştım. Dolayısıyla biz de, Allah razı olsun seyirciden hiç bir olumsuz yorumla karşılaşmadık, bu işi besleyen ve süsü olan alkışlar da had safhadaydı. İlk ve açıkçası çok ki profesyonel tekniklere yakın olmayan oyunumuz için haliyle şöyle bir yorum gelmişti; “Gecenin ikisinde açtım kitabı oyunda geçen şu ülkenin tarihini okuyorum. Bana ne yaptınız siz?” yada “Gerçekten unutmuşuz, gerçekten gaflete düşmüşüz. Siz nasıl oldu da bu olay 20 yıl evvel değil, bu gün yaşanmış gibi üstelik kılıktan kılığa girerek anlatmaya nasıl mahir oldunuz?” diyenler olmuştu.
O zaman sohbetimizin seyrini şu yönde değiştirelim. Daha doğrusu hem sizin takipçileriniz hem de bizim okurlarımız açısından bir bilgi olsun diye sormak isterim ki, bildiğimiz kadarıyla bu güne dek gerek Ehl-i Fikir olarak haricen gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerinizle hem de konumuz üzere Tiyatro Fikir olarak sahnelediğiniz oyunlarla bir çok mazluma yardım eli uzattınız. Önümüzde ki günlerde ki oyununuza gelerek kimlere yardım eli uzatmış olacak seyirci?
Sohbetin başında da dile getirdiğim gibi oyunumuzun sahnelendiği ilk yıl, Kırgızistan-Bişkek’te bulunan bir yetimhanenin restorasyonuna katkı da bulunma ve yetimlerini giydime fonuna başvuruda bulunmuştuk. Oyunumuzun biletlerinden elde edilen gelir buraya aktarıldı.
Daha sonra ki sene Sukuta Muhalefet olarak oyunu ciddi bir şekilde revize edip, daha profesyönel tekniklere yakın bir şekilde sahneye çıktık. Yani bir nevi oyunun galası oldu, oyun gerçek anlamda meydana geldi. Bu süre zarfında da Türkmen dağında ciddi krizler yaşanıyordu. Sınıra taşınan sivillerde açlık oranındaki ibre çok yükselmişti. Ekmek esaslı fırınlarda un bitiyordu… Bu yüzden biz de Türkmen dağı ve Suriye’ de bulunan ekmek sıkıntısı merkezli olarak çift proje olarak gelirin yarısını Türkmen dağına yarısı da Suriye Un proje fonuna aktardık.
Yazın Gençlik ve Spor bakanlığı tarafından Çanakkale’ye davet edildiğimizde çok farklı bir şey için oradaydık. Tülay Gökçimen hanımın “Suriye Kira” adlı bir projesi vardı. Sınırda kirasını ödeyemediği için, kötü niyetli insanların kıskacında kalan, iffetini korumaya çalışan, savunmasız muhacir ablalarımıza hem bir yıl boyunca kiralarını karşılayacak bir fon hem de psikolojik açıdan yardım aldıktan sonra kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için bir rehabilitasyon merkezi ve atölye oluşturmayı hedefleyen bir projeydi. O oyunun gelirini de buraya aktardık.
Bu defa da İHH’nın şöyle bir deyişi var, “El açmayı değil, dimdik ayakta durmayı öğret.” diye. Biz de bundan yola çıkarak hazırlanan Burkina-Faso da açılacak Malcolm X lisesinin proje fonuna inşaallah oyunumuzun gelirini aktaracağız.
Biz de Efendi dergi olarak diliyoruz ki vesile olduğunuz tüm bu güzellikler en kısa zamanda amaçlarına ulaşırlar inşaallah… Bu keyifli sohbetimizin sonuna yaklaşırken başta Efendi dergi ailesi ve kendim adına sonrasındaysa okurlarımız ve sizlerin takipçileri adına şahsınıza, Ehl-i Fikir ve Tiyatro Fikir’e çok teşekkür ediyorum. Son olarak takviminizde neler olduğunu sormak isterim ve buna bağlı olarak sizlerle iletişim sağlamak isteyenler için iletişim bilgilerinizi de bizzat sizden duymak isteriz.
Ben de size çok teşekkür ediyorum. Ayrıca Efendi dergi ailesini de severek takip ettiğimizi de eklemek isterim bu vesileyle. Oyunumuza teşrif etmek isteyen seyircilerimiz için instagram (@fikirehli), twitter (@fikirehli) sosyal medya hesaplarımızdan bize ulaşabilirler.
Oyunumuzun takvimiyse şöyle, 13 Mayıs Cumartesi, saat 14:00’da Fatih-Zübeyde Hanım Kültür Merkezinde altıncı sahnemizi gerçekleştireceğiz inşaallah. Bunun için biletler İHH Fatih genel merkez, Üsküdar İHH ve Ümraniye İHH olmak üzere üç merkeze bırakıldı. Bu noktalardan ulaşamazlarsa seyircilerimiz, telefon ile bize ulaştıklarında azami sürede biz onlara ulaştıracağız yahut rezervasyonlarını yapacağız.
Haricen yazın Ankara hedefliyoruz fakat henüz belli değil. Zaman içerisinde paylaşacağız.
Yorumlar