Şems-i Tebrizi Kimdir?
- Yıldız Güngör
- 16 Mart 2019 - 06:04
- 3 dk okuma süresi
- -
- 0
Şems-i Tebrizî ya da Şems ed-Dîn Muhammad (d: 1185 – ö:1248), Azerbaycan Türklerinin İslam alimi ve mutasavvıfıdır. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’ nin gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan ilâhî aşk şiirlerinden oluşan ‘Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî’ adındaki nazım eser sayesinde tanınan çok kuvvetli bir din âlimidir.
Günümüzde İran’ın Doğu Azerbaycan eyaleti’ nin yönetim merkezi olan Tebriz şehrinden Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve Şemseddin yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.
Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilinden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine ‘Şemseddin Perende’ (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’ de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona ‘Kâmil-i Tebrizî’ adını vermişlerdir.
Selahaddin Mahmut ile büyük alim ve ünlü mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Hz. Muhammed (s.a.v)’in ahlâkını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Hz. Mevlana’yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onun ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizi Şam’a döndüğünde, Mevlana Celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana Celaleddin’e ileri geri laflar etmişlerdir. Mevlana’nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:”Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.” der.
Bir süre sonra Şems, Celaleddin’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzerine Konya’ya geri gelir. Celaleddin, bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna eder; bu kız Celaleddin’in evinde evlâtlık olan Kimya Hatun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan Alaaddin bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
Teferruatıyla daha önce anlattığımız şekilde, Şems’te meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler, onun Mevlana’dan ebediyen ayrılmasına sebep oldular. Şems Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde şehit mi edildi, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi etti kimse bilmez.
Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey’in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı medfundur, bu da bilinmez. Bilinen gerçek odur ki, Allah velilerinin kalplerde yaşadığıdır.
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şemse izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz’de geçil denilen mezarlıkta, Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri vardır.
Pakistan’lıların söylediklerine göre de Şems, Konya’dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, önce Tebriz’e oradan da Hindistan’a gelmiş, meczup ve perişan yıllarca ormanlarda dolaştıktan sonra Multon şehrinde ölmüştür.
Şems’ten;
Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca; dağı bile taşır insan aşık olup, inanınca.
Ey gönül! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi?
Olur da bir gün mesafeleri aşıp bana gelirsen, yüreğinde rengarenk açan aşk ile gel.
Yorumlar