Öykü

Sokaktaki Çocuk da Bir Çocuk

  • N S
  • 23 Ağustos 2020 - 10:39
  • 6 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Sokaktaki Çocuk da Bir Çocuk

İşten çıkmıştım ve onca yorgunluğuma rağmen eve yürüyerek gitmek istiyordum o gün. İçimdeki bu isteğin sebebini buz gibi havanın bende bırakacağı kendime getirici etki sanıyordum, fakat asıl sebebin ağlayarak edilen bir duanın kabulü olduğunu sonradan öğrenecektim. Yani hayatta hiçbir şeyin boş ve sebepsiz olmadığı gibi bunun da bir sebebi vardı elbet.

Soğuk bir kış günü olmasına rağmen yürüdüğüm yerler oldukça kalabalıktı iş çıkışı olmasından mütevellit olarak. Herkeste bir telaş vardı ve bu, ifadesiz yüzleriyle birlikte garip bir tezat oluşturuyordu. Kimisi de asık suratlıydı ve etrafına memnuniyetsiz gözlerle bakıyordu belki yorgunluktan, belki mutsuzluktan... Fakat gülümseyen bir yüz yoktu orada. Neden kimse gülümsemiyor diye düşünürken kendimi görür gibi oldum, ben de o ifadesiz bakan yüzlercesinden biri gibi gözüküyordum muhtemelen. Bunun üzerinde belki eve gidene kadar düşünürdüm ama yolun kenarındaki pastanenin önünde oturan, üstü başı perişan, yağlı saçları dağınık; ela gözleri bir çocuk gözü olduğu halde, bakışları görmüş geçirmiş yaşlı bir adamın bakışları gibi bitkin, umutsuz ve hayalsiz olan sekiz-dokuz yaşlarındaki mendil satan küçük çocuğu görünce duraksadım. Pastanede ona sevgiyle bakan ailesiyle oturan, kendi yaşlarında ve kocaman bir çikolatalı pastayı yüzündeki belirgin beğeni ifadesiyle yiyen bir başka çocuğa bakıyordu. Bu bakışlar konuşuyor, hatta bağırıyordu sanki. Açlığı, acıyı, çaresizliği ve sevilmemenin buruk hissini bağırıyordu. Bu zamana kadar bir sokak çocuğunda bu bağırtıyı nasıl duyamadığımı sorguladım o an. Aslında duymuş ama üzerinde durmamıştım muhtemelen. Şimdi pastanede evlatlarına sevgiyle bakan anne-babayı ve o mutlu çocuğu gördükten sonra yerdeki perişan yavrucağın sessiz çığlığını duymak, ama gerçekten duymak, onu gerçekten görmek mümkün olmuştu benim için. İçerideki de çocuktu, dışarıdaki de... Ama biri hak ettiği mutluluğu ve sevgiyi yaşarken diğeri onun yediği pastaya ağzı sulanarak bakıyordu. Bu dünya daha doğrusu dünyadakiler böyle, adil değildir işte. Maddi durumu iyi olan birilerinin yardım etmesini beklemek de sorumluluktan kaçmaktan başka bir şey değil, oysa biz elimizdeki bir parça ekmeğin bir lokmasını olsun bölüşerek üzerimize düşeni yapmış oluruz. Hele ki çocuklar... Onları nasıl görmezden gelebiliyoruz böyle? Dünyadaki tüm çocuklar güzel bir yaşamı ve mutlu olmayı, gülmeyi hak etmez mi? Eder. Hepsi, her şeyin en güzelini hak eder.

Beni daldığım düşüncelerden, küçük çocuğun yanına gelip mendil almakta olan bir adam çıkardı. Elini cebine atıp para çıkarırken bir anda atılıp "Ne yapıyorsunuz?" diye sorunca şaşırmış, öylece kalakalmıştı birkaç saniye.

"Mendil alıyorum, çocukcağıza yardım amaçlı..." dedi adam, soran gözlerle. Tepkime anlam verememiş olmalıydı.

"Çocuğa yardım etmiyorsunuz; onu çalıştıranlara, sömürenlere yardım ediyorsunuz. Çocuklar işçi de satıcı da olamaz! Onlara bu işleri yaptıranlar onların haklarını acımasızca ellerinden alıyor, siz de bunun devamını sağlıyorsunuz." dedim öfkemi belli etmemeye çalışarak. Çocuklara para verip neye sebebiyet verdiklerini düşünemeyenler sinirlerime dokunuyordu.

"Bu çocuklardan hiçbir şey satın almayın, dilenci çocuklara da para vermeyin." diye sakince devam ettim." Ailesi zor durumda olduğu için çalışmak isteyen küçük çocuklar varsa bunlar çok küçük bir grup. Öyle olsa bile yine yanlıştır çocukların çalışması. Ailesi çalışamayan çocuk da diğer çocuklar gibi çalışmamalıdır. Başvuru yapıldığında bu ailelere yardımcı olan kurum ve kuruluşlar var. Ama bu çocukların büyük çoğunluğu, hatta tamamına yakını kötü niyetli kişilerce kullanılıyor."

"Haklısınız. " dedi adam çocuğa bakarak düşünceli düşünceli. "Para vererek farkında olmadan, bu çocukları sersefil hale düşürenlerin cebini doldurup onları teşvik ediyoruz aslında. "

"Evet, durum tamamen bu!"

"Bilmiyordum. Daha doğrusu daha önce düşünemedim, düşünmedim."

Adam elindeki mendili bırakıp giderken küçük çocukla arkasından bakıyorduk. Acaba öfkeme yenik düşüp kaba mı davranmıştım? Ama kötü bir şey söylememiştim ve sonuçta bu işin ciddiyetini anlatmaya bu şiddet, bu celâl yeterdi. Çocuğa döndüm, ifadesiz bir yüzle bana bakıyordu.

"O mendili alırsak sana kötülük yapmış oluruz." derken yanıbaşına diz çöktüm, montumu çıkarıp soğuktan titreyen omuzlarına bıraktım. "Senin adın ne?"

"Ali."

"Anne-baban var mı?"

Yüzü az önceki çaresiz ve acı dolu ifadesine bürünürken başını eğdi Ali. Dolu dolu gözlerini görebiliyordum. O karşımda ailesizliği için gözyaşı dökerken, öz ailesi tarafından çalıştırılan çocuklar aklıma geldi. Bu aileler; çalışamayacak olan, sakatlığı ya da engeli olan anne-babalardan ve çalışmaktan başka yolu olmadığını düşünen çocuklardan oluşmuyordu tabi. Evladını bile para için kullanan kapkara kalpli ebeveynlerdi bunlar. Çocukları dilendiren, çalıştıran ve onlara zulmeden çeteler vs. yetmezmiş gibi bunu yapan aileler de vardı!

"Pastanede bir şeyler yemek ister misin?" dedim başımı eğip gözlerinin içine bakarak. "Hem hava çok soğuk, bu havada yerlerde oturmak neyin nesi? Bak, titriyorsun."

Başını sağa sola "hayır" anlamında salladı.

"Ama benim kimsem yok benimle pasta yiyecek... Sen de mi gelmiyorsun?" dedim ikna etmek için.

Sonunda ağzındaki baklayı çıkardı,

"Beni böyle içeri almazlar ki!"

Boğazım düğümlendi, bir şey diyemedim. Üzerindeki pis kıyafetlerden dolayı içeride sıkıntı yaşayabilme ihtimalini hatırlamıştım. Zavallı çocuk kim bilir kendisini nasıl lüzumsuz, pis ve dışlanmış hissediyordu...

"Ben gelemem." dedi pastaneye bakarak. "Siz gidin."

O sırada zihnimde güzel bir fikir belirdi,

"O zaman sana güzel ve temiz kıyafetler alalım, Ali. Bakalım bu sefer ne diyecekler?"

Ben Ali'yi o pastanede oturtup pastasını önüne bıraktırabilirdim, bunun için uğraşabilirdim ama bu kırgın ve yorgun yavrucağın küçük kalbinin daha fazla kırılmasını istemedim. İçeridekilerle bir tartışma yaşarsam çocuğu kıracak şeyler söyleyeceklerdi. O yüzden en yakın mağazaya girdik ve ona, onun da beğendiği güzel kıyafetler bulduk. Siyah papyon taktığım mavi gömleği ve siyah pantolonuyla çok sevimli olmuştu.

"Çok yakıştı, Ali." dedim aynadaki görüntüsüne bakarken.

Bana dönerek gülümsedi ve tekrar aynaya baktı. Gömleğini düzeltiyor, papyonuyla uğraşıp duruyordu. Mutlu olduğu gözlerinden belliydi. Hemen oradaki montlardan yumuşacık bir mont seçip ona uzattım, denemesini istedim. Küçük gelince biraz daha büyüğünü getirdim. İşte bu olmuştu.

"Ben çok beğendim, sen?" diye sordum montunun kollarını düzeltirken.

"Beğenmez olur muyum? Çok... Çok teşekkür ederim." derken elimi öpmeye çalıştı, gülümseyerek durdurdum. Sevincinin bende bıraktığı gönül sızısını derinden hissediyordum.

"Neyse, hadi bakalım!" dedim gözyaşlarımı def etmeye çalışarak. "Almak istediğin başka bir şey yoksa gidelim."

Aynanın başından ayrılınca parayı ödedim ve mağazadan çıktık, pastaneye geldik. Kapının yanındaki garson "Hoş geldiniz!" derken Ali'ye takıldı gözleri. Üzerinde yepyeni ve güzel kıyafetleri olan eli yüzü kapkara bir çocuk tuhaf görünüyor olabilirdi.

"O abi neden bana öyle baktı?" diye sordu Ali, birlikte bir masaya oturduktan sonra.

"Kıyafetlerinin ciciliği dikkatini çekmiş olabilir." diyerek güldüm, buna inanıp mahçupça gülümsedi.

"Eveet!" dedim menüyü açarak. "Önce börek gibi karın doyurucu şeyler yiyelim, sonra da oradan bize göz kırpan sevimli pastalardan yeriz. Olur mu?"

Başıyla onayladı, gözleri parlamıştı. Gelen börek, poğaça ve kurabiyelerden yerken de ışıl ışıldı gözleri. Bir yandan da sohbet ediyorduk, eğlenceli şeyler anlatıp güldürmeye çalışıyordum onu. Ardından pastası da gelince keyfine diyecek yoktu. Bir çocuğun yüzünü güldürmek işte böyle kolaydı, yaşadığı zorluklarının arasında bile olsa... Bir pasta ve ona gösterdiğimiz sevgi, verdiğimiz değer...

Evime dönmeden önce Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı destek hattı olan 183'ü arayarak çocuktan haberdar etmem gerektiğinin bilincindeydim. Ali'den birkaç adım uzaklaşıp arayarak durumu anlattım. Birazdan onu gelip alacaklar ve bir daha çalıştırılmayacak, bakanlığa bağlı çocuk evlerinde güzelce yaşayacaktı. Telefonu cebime attıktan sonra Ali'nin yanına geri döndüm, onu gelip götüreceklerini ve artık her şeyin düzeleceğini anlattım. Bu sefer gözleri başka parlıyordu.

"Okula da gönderirler mi?" diye sordu merakla.

Boğazım düğüm düğüm, başımla onaylayınca sevinçle masadan kalktı ve koşup sarıldı bana. Artık gözyaşlarımı daha fazla tutamayacaktım. Bir başkasının mutluluğuna sebep olmanın mutluluğu başka bir mutluluktu. Bakanlıktan gelip çocuğu alırlarken ilk defa bu kadar gurur duyuyordum kendimle. Bir çocuğun hayatını kurtarmıştım!

Etiketler
insan çocuk Sevgi Saygı Mutluluk Açlık sefalet Acı çaresizlik Vicdan Efendi Dergi

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap