Güncel

WhatsApp Bizim Neyimiz Olur?

  • 8 dk okuma süresi
  • -
  • 6
WhatsApp Bizim Neyimiz Olur?

Geçtiğimiz günlerde pandemiyi, ekonomik yetersizlikleri, eğitimin uzaktan ilerleyemeyişini, siyaseti, mevsimsel anormallikleri unutturan bir şey oldu malumunuz. Bir sözleşme duyduk; kimimiz okumadan onayladı kimimiz direkt sildi kimimiz ise sakince beklemeyi tercih etti. Günlerce hepimiz konuştuk, konuşanları dinledik. Bazıları; ‘aman mahremiyetim  çiğnenmesin’ diyerek asla kabul etmeyeceğini ve artık başka bir aplikasyona geçeceğini dile getirdi. Kimimiz ise; ‘bu komplo teorisi, ne olabilir ki’ diyerek hayatına  devam etti. Her iki karara sahip olan kişilerce ve toplumca şunu düşünelim bir dakika:


Bu WhatsApp bizim neyimiz olur? Vazgeçmek neden zor geldi ya da kabullenmek... Veyahut başa dönelim; sosyal medya bizim en çok neyimizi aldı ki kendimizle baş başa kalmaktan bu denli korktuk? Bilişim uzmanı olmaya ne hacet; hemen Google arama motoruna yazdığınızda zaten az çok neyin, ne için senkronize edildiğini göreceksiniz. Facebook, Instagram, WhatsApp, Twitter hepsi bir şekilde ortak bir şirketin… ‘Tüm bunları kullanmayalım’ desek  dahi Google hafızası diye bir şey var. Arama geçmişlerimiz, e-postalarımız, arşivlenmiş fotoğraflarımız... Silsek hangisinden vazgeçeceğiz acaba? Sosyal medyayı övmüyorum ama hepimizin en çok zaman ayırdığı, keyifli vakit geçirdiği, paylaşımlarda bulunduğu bu alanı tanımalı ve gerçekleri ile yüzleşmeliyiz.

Geçtiğimiz günlerde köye Covid-19 aşısı için sağlık ekipleri geldi. 85 yaş üstüne aşı yapılacaktı ve biri nenemiz olmak üzere sadece 2 kişi vardı 85 yaş ve üstü. Şimdi konuya neden böyle başladım. Bu sadece bizim köyde değil, genel olarak yaşça büyük, görmüş geçirmiş, bir asra yakın yıllar gören kesim artık çok azaldı. Hocalarımız, yol göstericilerimiz artık çok az… Günümüz toplumunda insanların birçoğu sosyal medya, telefon, internet bağımlısı durumunda… Birçoğu dedim ama belki de hepsi. İnsanlar sohbet etmek için telefonu şart görüyorlar. Mutlu olduğunda gidip bunu hikayelere, durumlara atmayı şart görüyorlar. Acısında gidip bir tweet atıp hüzünlenmeyi şart görüyorlar. Değerli vaktini faydalı işlere yoracağı yerde üzülerek yazıyorum ki ‘Tik-Tok’ çekerek zamanının cenaze namazını kılmayı yaşamaya şart görüyorlar. Oysa sohbet en yakın arkadaşınla, dostunla, kardeşinle, eşinle oturup konuşmaktı, yüz yüze bakmaktı… Oysa mutluluk, en sevdiğinin kollarına atlamaktı. Oysa hüzün en sevdiğinin, en sevdiklerinin omuzunda ağlamaktı. Velhasıl insanların sosyal medyaya gelen bu yaptırıma karşı ortaya koyduğu birliktelik güzel. Nedendir bilinmez WhatsApp’ın gizlilik ihlali çağ kapatıp çağ açan bir olay gibi... Öyle ki halkımızın da tepkisi çok fazlaydı. Fakat bu tepki insanların kendi öz bilgilerinin alınmasından çok yalnızlıkların elinden alınma durumuna verilen bir tepki gibi. Bu tepkinin fazla olmasının bir nedeni de elbette özel alana müdahalenin ve hatta bu müdahalenin meşru zemine oturtulmasının verdiği öfkeydi. Bu tepki o kadar yüksek oldu ki televizyon, radyo, sosyal medya kanallarının gündemine oturdu. Oturdu ve insanlarda bir endişe bir kaygı ve bunların yanında bir ikilem oluşturdu. Sanal hayatın reel hayatı etkilediği bir çağdayız ve bu sanal hayatta olacak bir değişiklik, reel hayata direkt etki edebilecek güce sahip oldu. Çünkü teknoloji bizi içine aldı ya da biz teknolojiyi evladımızdan çok daha fazla içselleştirdik. Özel hayatımızdan iş hayatımıza varan bu denli etkili bir olaya elbette kimse sessiz kalamaz, kalmamalı da…

Öncelikle şunu unutmayalım ki bu mecrada her yaptığımız, bizim ayak izimiz. Biz unutsak dahi kullandığımız aplikasyonlar, arama motorları unutmayacak! Bu durumda hayatımızın sosyal ilişkiler anlamında sürdürülebilirliği adına elbette devam edeceğiz ama ölçü ön şart olarak… Yani hangimiz bunu yapar bir başkasına ki Mark Zuckerberg bize yapsın… Böyle iyi bir uygulama olan WhatsApp’a bakınca yediden  yetmişe hepimizin kullandığı, gruplar kurduğumuz, durumlar paylaştığımız, çoklu aramalar  gerçekleştirip, dosyalar gönderdiğimiz muazzam bir platform… Bizim düşünmemiz lazımdı bu nasıl ücretsiz olabilir diye. Artık onların da kâr edebilmesi için; reklam teklifleri sunmak adına bizim ilgi alanlarımıza ihtiyaçları var. Belki de illegal yollardan zaten bir yedekleme, arşivleyip tasnif etme çalışmaları vardı, bilemiyorum. Şimdilerde legal hâle getirmeye gayret ediyorlar ya kabul edersin ya da silersin, diyerek... 

Yine bu son günlerde viral olan bir video kesitinde yargıç Mark’a soruyor:
“Dün gece kaldığın otelin  adresini verir misin’ diye…
Yüz ifadesini fark etmiş olmalısınız muhakkak ve net cevap veriyor: “Hayır”
Evet biz de istemeyiz. Senin için özel alanlar mevcutsa bizim için de mevcut. Ama korkarım haklarımız artık ayrıcalık olacak. Korkarım mahremimiz alenen ifşa olacak. Kapitalizm dur durak bilmeden buna da el atacak. Parası olan gizleyecek kendini, yaşam alanını; olmayan ise bir kenardan izleyecek pişmanlıklarını… 

Bir aplikasyondan kaçıp acilen diğerine sığındık. Yalnız kalmaktan mı korktuk, insanların hayatından uzaklaşmaktan mı? Belki de çok içselleştirdik bu sanal dünyayı… Ülkemizde dayatılan WhatsApp sözleşmesinde insanların ortaya koyduğu tepki belki milli bir şuur, belki güzel bir birliktelik. Ama asıl bunun altında yatanın, yalnızlaşan insanın yalnızlığının elinden alınma durumunun ortaya çıkması olduğu fikrindeyim. Bu temel sorun da diyalogsuzluktan kaynaklanıyor bence. İnsanlar iletişim kurmayı unutmuş vaziyette. Sokakta geçerken birbirine tebessüm etmeyen, birbirinin yüzüne bakmayan, birbirinin gözlerinde acısını, hüznünü, sevincini paylaşmayan bir topluluk var. Ülkemizde ve dünyada... 
Bugün böyle olan dünya, bir on yıl sonra ne olur? Bunlar bizim dertlerimiz olmalı. Bizler gittiğimizde çocuklarımız, kardeşlerimiz yani ‘dijital yerliler’ kalacak… Onlara teknolojiyi verimli kullanmayı öğretmek zorundayız. Sonuna kadar tüm imkanlarından faydalanmayı elbette öğreteceğiz ama bağımlı olmadan… Ömrümüzü bu kadar kıt yaşamaya değmez, zira hızla geçiyor. Nokia 3310 kullandığımız vakitlerde de  mutlu olabiliyorduk. İmkânsız değil, hemhâl olmadan yaşayabiliriz. Yine aktif oluruz ama daha faydalı işler icra ederek… Ama bağımlılıklarımıza ket vurmadan biraz zor olacaktır. Beğenilmek, görülmek, desteklenmek ve ödül hepimize iyi hissettirse de beynimizdeki bir noktaya da sinyal veriyor esasında. Hoşumuza giden her şeyde vücudumuz dopamin salgılıyor ve neticede beynimizde yer alan ‘nükleus akkumbens’in dolaylı olarak bağımlılık sağladığını biliyoruz. Galiba içinde bulunduğumuz zamanda tam olarak bunu yaşıyoruz. Her birimiz sosyal ağlar ile inanılmaz bir bağ kurmuşuz. Bunu WhatsApp kararının ardından diğer uygulamalara ani yaptığımız göçten anlıyoruz aslında… İnsanoğlu “benci” bir varlıktır. Oysa insanoğlu bu cehaletin peşinde koşturduğu azmi işinin ehli olmaya, diğer insanlarla hem-dem olmaya verse dünya daha güzel bir yer olacak! Bu yüzden sesleniyorum insanoğluna: “Benci” bir varlık olarak dünyayı güzelleştiremeyiz. Ne zaman ki “bizci” bir fikri benimsedik, o zaman dünya daha yaşanabilir bir hâl alacaktır. Bu çağ bize daha kim bilir neler getirecek… Teknoloji geliştikçe daha fazlasına hazırlıklı olmalıyız, çünkü sanal deyip geçsek dahi bir yazılıma ulaşmak ile neler yapılıyor? Tek tuş ile neler dönüyor? Basite indirgemeyelim ama bu hadiseyi hayatımızın bu denli baş rolü haline de getirmeyelim.

Değinmemiz gereken bir nüans daha var ki bu memlekette daha büyük olaylar oldu, kararlar alındı. WhatsApp'ın bu kararına gösterdiğimiz tepkiyi neden bunca zaman hayatımızın birçok yerinde bizim aleyhimize olan konularda göstermedik? Bu olaya verilen tepki, neden diğer toplumsal olaylarda verilmedi ve verildiyse de neden bu denli gündem olmadı ya da pasif kaldı? Yahut WhatsApp olayında birlikte hareket ettiğimiz birlikte tepki gösterdiğimiz gibi neden diğer toplumsal olaylara tepki göstermedik? Mesela ağaçlar kesildi, kültürel miraslar tahrip edildi, şehitler verdik, vergi üstüne vergi verdik, enflasyon arttı, millet aç kaldı, asgari ücret arttı; kimisi ses çıkarttı kimisi buna şükür dedi kimisi ise sevindi güle oynaya dans etti. Deprem oldu evler yıkıldı; kimi oteller odalarını ücretsiz veyahut cüz’i bir fiyat ile halka açtı kimisi ise oda fiyatlarını ikiye katladı. Peki ya kiralık evler? Bunların insanların ekonomik, kültürel, siyasi vb. alanlarına etkisi yok muydu? Varsa eğer neden bu kadar gündem olmadı? Neden iki reklam arasında sıkıştı kaldı? Neden profesörler, ekonomistler bunlar ile ilgili birlik olup konuşmalar yapmadı? Yaptıysa da neden etkili olmadı?
Bu durumu başka olaylara göre daha kişisel algıladığımız için böyle tepki göstermemiş olabiliriz. Sonuçta WhatsApp insanların birçok kişisel işlerini hallettiği bir sosyal medya platformu. Sloganist bir kültür edindik ve ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyen bir millete evirildik maalesef... Oysa bu zorlu pandemi sürecinde vicdansızca zam yapan marketlere bu tepki verilmedi veya depremin meydana geldiği şehirlerde onca evsiz barksız kalan insana rağmen ev kiralarını yükselten ev sahiplerine bu tepki verilmedi. Peki neden? Acaba insanlar ‘ateş düştüğü yeri yakar’ gibi bir düşünceyi mi benimsediler? Oysa bu bir insana, hele bir Müslümana hiç yakışmazdı. Çok benimsediğim ve bu inançtaki herkesin benimsemesini düşündüğüm şöyle güzel bir hadis vardır:

“Mü’min kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” (Buhâri, Îmân 42)" 

Yıllarca yapılan zamansız zamlar tabii ki de halkın dikkatini çekti ama bir kesim bunu görmemeyi tercih etti, bir kesim de gördü ama elinden bir şey gelmedi. Peki ya bu yapılan zamansız zamların nedeni neydi? İnsanların doyumsuzluğu mu yoksa ihtiyaçların fazlalığı mı? Her insanın bir yaşam döngüsü vardır. Bazen belgesellerde izlediğimiz, sürekli hayatta kalmak için çaba sarf eden canlılar vardır. Bu işin televizyon boyutu tabi. Ama bu bütün canlılar için geçerlidir. Hayatlarını devam ettirmek için sürekli bir mücadele içindedirler. Peki bu zamlar da mücadeleye dahil mi? Bu zamlar yaşam döngülerini dengelemek için mi yapılıyor yoksa insanların hep "daha çok" istemelerinden mi?

Bu saatten sonra ne yapabiliriz? Kanaatimiz o ki; hayatımızı sosyal medyayla, internetle yaşamaya alıştırmalıyız. Evet, birçok yönü ile düşünürsek hepsi ciddi anlamda zaman kaybettiren mecralar; fakat bağımlısı olarak değil sadece kullanıcısı olarak ve ölçüsünü, sınırını bilerek kullandığımızda görürüz ki insanlığın bunlara ihtiyacı var. Faydalı ilim öğrenene, öğretene, güzel işler başarmak isteyenlere, iyi niyetli insanlara, güzel düşünen çocuklara, hakkı gözeten kullara… Bizler bunlar için çabalayıp küçük resimde sıkıntı gibi duran şu sözleşmelere değil, büyük resme odaklanıp bu doğrultuda hareket etmeliyiz. Hakk’a layık kul olarak her daim hakkı dillendirip yalnızca onun huzurunda açılacak olan amel defterimiz konusunda endişeye kapılmalıyız. Mantığımız ile hareket ederek ve hazlarımızı öteleyerek tamamen sosyal ağlara teslim olmadan ölçülü kullanırsak eminim hepimiz çok daha memnun oluruz. Ölçü, daima olsun ki keşkelerimiz az olsun…

Mesele WhatsApp değil, mesele bizim verdiğimiz bu ucu-bucağı olmayan ve bağımlılığa ulaşan değer…

 

Katkılarından ötürü dergimizdeki kıymetli yazarlarımız Firdevs Varol’a, Hasan Hüseyin Altıntaş’a, Ömer Güncü’ye, Nazan Görürüm’e ve Tahir Ceyhun Yıldız'a teşekkür ederiz.

Etiketler
whatsapp Sosyal Medya pandemi Toplum Halk aile efendidergi Teknoloji gizlilik mahremiyet ETİK Hukuk Mark Zuckerberg Facebook Reklam

Yazar Hakkında

Efendi Dergi

Efendi dergi adı üstünde, hiçbir zaman efendiliğinden ödün vermeyen, yaftalama ve karalamadan uzak duran, erkeğe, kadına ve dahi çocuğa yönelik her türlü zihin besleyici yazıları, e-dergi kapsamında gençlik içinde gördüğü boşluğu doldurmaya yönelik büyük bir gayretle, okuruna en hızlı, muntazam halde, meccanen ulaştırmaya çalışan bir dergidir. Bu dergide bulacağınız en önemli özellik samimiyet ve efendilik olacaktır. Ne mi bulamayacaksınız bu dergide? Bu dergi asla zalimin yanında olmayacak. Bu dergi cıvık hareketlere girmeyecek. Peki, biz kimiz? Pür kusur mümin ve mümineleriz. Biz bir ideal etrafında buluşmuş, Yunus misali; “Ya ben öleyim mi? Söylemeyimde”… Diyenleriz. Hep sorarlar ya; kimlerinmiş bu dergi diye, bu dergi sizin derginiz… Bu arada yazmaya sevdalı iseniz, varsa söylemesem ölürüm diyecekleriniz, aramıza bekleriz.

Yorumlar

  • 6 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap