Edebiyat

Yitik

  • 1 dk okuma süresi
  • -
  • 0
Yitik

Çiçeğini göğsüne bastırıyordu kadın, hikmeti imân geçiyordu saat. Bürüleniyordu kuşlar, bahçeleri yoktu bu şehrin, ovaları bucaksız, pek de kurak. Bişeyler ters gidiyordu, ayak diriyordu rüzgâr, nikâbını açmıyordu güneş, çağlamıyordu ırmaklar.

Şuraya bak bu uçuşup duranlar toz değil karahindiba. Bilir misin, köy çocukları ömürlerini kutlamak için muma değil karahindibaya üflerdi. Tek göz odalı evlerde, rüzgâr yağardı pencereden, rayihâsı kekik. Derenin sesini kendine ninni eyleyip, annesinin yaptığı yer yatağında, üstünde yün yorgan, koyunlara çit atlatarak dalarlardı rüyalara. O anneler ki elleri tarhana kokardı, dillerinde terennûm ederdi âyetler. Gözleri hasret yongası, yanakları güvercin bûsesi. Heyhât! Bak ki, bunlar da bizim sevinçlerimiz, ne de yetinirsiz.

Âh ceviz ağacı serinliği, en güzel yitiğim, kandesin?

Şurada depreşen sızı, avuç içi büyüklüğünde, bir bercestenin içinde bulmak gibi kendini.

Kendini bulmak; çöl, seraba düzülen methiye, pencerede yağmur şarkısı… Açtı ağzını yumdu gözünü, gök. Göğeren ellerimle ben,”üşümeyi seviyorum, insanların ateşle oynadıkları zamanlarda”*. Soğuktu; donayazdı kuşlar, az daha gelmeyecek sandım bahâr…

*Rabia Gelincik

Etiketler
Köy Masumiyet kuşsesi

Yazar Hakkında

Yorumlar

  • 0 Yorum
Ziyaretçi olarak yorum yapıyorsun, dilersen Giriş yap