Yüreğinin Hissediş Hikayesi
- Nur Akboz
- 2 Temmuz 2017 - 09:39
- 2 dk okuma süresi
- -
- 0
Bir yüreğin, hissediş hikayesidir bu satırlar…
Bir çocuğun nazenin kalbinde safiyet ve güvercin ürkekliği vardır masumiyet kadar. Dünyanın bütün taşları serttir ; en az dünyanın hoyratlığı ve kabalığı kadar. Üzerine çiğ taneleri düşmüş bir çiçeğe dokunmakla, puslu serin kırların bir parçası olurverirsiniz adeta. Bulutlara dokunmak hayallere dokunmak gibidir; içinizden uzatmalısınız ellerinizi. Bütün balıklar soğuk ve kaygandır ölmeyi beklerken avuçlarınızda. Rüzgar… Onun kadar hızlı esebilirsiniz ancak. Karşı dağlar, bir gözünüzü kapatıp bakarsınız meçhul mavi ufuklara doğru. Bir damla gözyaşı, ılık, sıcağa yakın adeta, bir yangının sıcağını soğutur göz ucunda. Bir başak tanesi savrulurken iki yana, bir yerinden güneşe dokunur aslında.
Yağmur yağar, katreler dokunur tene. Gözlerine ilişen raflarda, eline aldığın kitaptaki kelamlar dokunur yüreğine. Yüreğinin Hirasına sığınırken; iç sesin dokunur diğer yüreklere. Bir Türkü dinlersin; alır götürür seni uzaklara, hüzün girdaplarına… Ve bir anda Güneş dokunur semada, bulutlar arkasından tüm sıcaklığıyla…
Yazarsın, kalemin dokunur bamteline. Kalem, öbek öbek damıtır mürekkebi, buluşur kağıtla. Ve sonrasında yazmak, yaşamak kadar çetin bir sevda olur. Böylece kalem, hece hece dokunur satırlara.
Harf bir sonraki harfe, kelime kelimeye, söz söze dokunarak ilerler hayatın tedirgin alacakaranlığında…
Bir arı ve bir kelebek, farklı zamanlarda öper çiçeğin alnından. Yolcular, buğulu camlardan bakar dokunulmaz yollara. Yollar, en ücra yerlerine kadar dokunur insanlara. Bazen gölgeniz uzar gider, dokunur karşı kıyıya. Bazen öksüzlüğü parmaklarda hissedilir, vazgeçilmez o dokunuşlarda…
Bir kalbin dokunuşlarıdır yollarda olan… Yüreklere dokunmak; sevincin tadı, huzurun adıdır. Dokunuş, sonu olan kainat yolunu aşmaktır; ulaşmaktır sonsuzluğa. Bir tabela vardır bu yolun başında, “Dokunmak nedir?” yazılıdır. Dokunmak, kalplere giden yolda anlatılacaktır.
Tebessümünse tek servetin, onu da cömertçe sunmaktır…
Keşfetmektir, sevgiye aç olan kalpleri. Aç olan karınların, ekmek kokulu sevgisidir. Bayramlarda beklenen bir parça etin rüyasıdır belki de. Dokunmak, kulluğun en anlamlı hikâyesidir; bir lütuf değil, vazifedir.
Hüzünlüdür akşam saatlerinda simitlerini satma telaşındaki yangın görmüş delikanlının sesi. Anaların mezar başında içlerine gömdükleri sesin, mezar taşından gelen evlad hasretine dokunmanın sessiz sadası. Dokunur böyle şeyler insanlara. Mesafe tanımaz, dokunur!
Sanıyoruz ki bir ana çocuğunun saçlarına dokunduğunda sadece bir anne çocuğuna dokunmuş olur. Hayır, o çocuğun saçları da dokunur, annesinin parmak uçlarına…
İnsan dokunabildiği kadar zengindir ve dokunamadığı kadar yoksul.. Çok insan var, çok hikaye var dokunulmaya dair. Pekâlâ Bu kadar çok yoksulluk nereden hasıl oldu? Dokunmak lazım bu can yakıcı, meselenin mihengine.
Bir kalbe dokunmak gereklidir şimdi… Boşuna değildir, hiçbir şey… Ve hiçbir şey, kalplere giden yoldan daha anlamlı değildir. Yalnızca farkına varmak gerekir. Bir dokunuş, on parmağın ve de bir yüreğin yapabileceği şeylerdir…
Sesler kulağa dokunur, kulağımız iç kulağa. İç kulağımız da kalbimize dokunur. Kalbimiz bize dokunan tek şeydir. Kalbimiz bizi ilmik ilmik dokuyan tek varlıktır…
Güneş nasıl ısıtıyorsa, öyle ısıtmalı hayatın iç yüzünü. Elleri uzatmalı tüm yüreklere. Haykırmalı dokunmaya dair ne varsa, olabildiğince.
Umudu, tevekkülü, hissiyatı katık yapıp, gönül heybesini alıp yollar yürümeli. Ve Dokunarak, sevaplarla dolu bir hikâyeyi cennette dinlemeli…
Etiketler
Yazar Hakkında
Nur Akboz
Belki de hiç anlatamayacağım öldüğümüzü. Adına 'yaşamak' denen bir serüvenin içinde baharı beklerken bile, Güze sevdalı bir ölümle yürüdüğümüzü..
Yorumlar